ertugrul ozkok »
1. hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni ve doğan medya grubunun da başkan yardımcısı.
2. akredite kose yazari ve iktidar yaltakcisi.
3. ercan saatçi'nin kayınpederi olan gazeteci yazar kimse.
4. (bkz: pespaye)
5. bizim okuldaki hemen hemen bütün hocaların (marmara üni) tepkisini toplamış "yeni gazeteci modeli" adlı yazısıyla ugur mumcu'ya "modası geçmiş yazar" diyebilen "amerikancı" yazar.

başka bir yalaka

(bkz: fatih altaylı)
6. "yalakalık" ve "yavşaklık" kavramlarını bünyesinde şahane bir şekilde birleştirebilmiş "gazeteci". her sabah yazısını okuduktan sonra boktan resmine küfrettiğim köşe "yazarımsı"sı. yer yer köhne bir halkçılıkla göz boyamaya çalışan elit maymun, insan ırkının çoktan aşmış olması gereken ilk aşama. evrim teorisinin yanlışlığının ayaklı kanıtı.
7. inanilmaz zeki ancak son gunlerini yasamakta olan her donemim yazari..nazim hikmet e ozguler duzup, grup yorumun bir sarkisi hakkinda atip tutarken sarki sozlerinin nazim in bir siirinden oldugunu bile bilemeyecek kadar garip bir adamdir.yerine gelcek admada fatih altaylidir.
8. ercan saatçi'nin kayınpederi*
9. cia
10. diğer bir lakabı için (bkz: özköşk)

(bkz: dün başbakan beni aradı yazarları)
11. en büyük cinsel fantazisini bugün açıklamış köşe yastığı.

"ÇirilÇiplak bir kadın, bacaklarının arasına bir çello oturtmuş, onu çalıyor. nedense bu fotoğraf bir ikona gibi sık sık gözümün önüne gelir.

Üstelik ne hayal kurarım, ne gelmesini isterim.

Öyle kendi kendine gözümün içindeki o derin sanat galerisinin en görünen yerine asılır.

Çırılçıplak bir kadın ve bacaklarının arasında bir çello.

kahverengi ile kırmızının maharetle birleştiği pırıl pırıl bir cila.

evet işte bu sık sık gözümün önüne gelir."

meraklısı için : şaka değil gerçek.

12. amerikan yalakası, zannımca bir tür ajan. * * *
13. yazılarına "amerika'nın batı sahillerinde güneşlenirken telefonum çaldı" ya da "new york city'nin o muhteşem manzarasını bir kadeh chateau margaux eşliğinde seyrederken aklıma geldi de...." tarzında cümleler serpiştirmezse rahat edemeyen insan.bir gün bile doğru düzgün bir yazı yazmış olduğunu görmediğim gereksiz adam..
14. ülkede kan gövdeyi götürürken "en güzel sarap nerede içilir" seklinde yazilar yazip gezdigi ülkeleri anlatacak kadar piskin, kesinlikle bir siyasi görüsü olmayan kisiliksiz yazar.
15. 26 eylül günü yazdığı tavuk suyuna çorba tipindeki uydurma bir hikayeyi gerçekmiş gibi yazarak zevzekliğini iyice ortaya koyan adam.

"bir altıncı his hikáyesi

bugÜn pazar ve ben size tuhaf bir hikáye anlatacağım. hikáye dediysem, gerçekten yaşanmış bir olay. (nedense internette bunu teyit edecek bilgiye ulaşılamıyor)

claire sylvia, bir sabah uyandığında, kendini değişmiş buldu.

ama öyle, kafka’nın gregor samsa’sı gibi bir böceğe dönüşmüş falan değildi. (entellektüeliz de)

yüzü yine kendi yüzüydü.

gözleri yine kendi gözleri gibi bakıyordu.

saç şekli aynıydı.

duruşu hiç değişmemişti.

ama içinde, derinlerde bir şeylerin artık çok farklı olduğuna inanıyordu.

* * *

mesela biradan nefret ederdi; ama o gün canı müthiş bira içmek istiyordu.

dahası da vardı.

yemek zevkinde de ani bir değişiklik hissediyordu.

tavuk ızgara, fıstıklı tatlı ve yeşil biber arar olmuştu.

neden kızarmış tavuk ve yeşil biber?

bilmiyordu.

ama ruhundaki en sarsıcı değişiklik, bir başka bölgeden geliyordu.

kadınları beğenmeye başlamıştı.

eskiden uzun, ince yapılı, esmer kadınları beğenirken şimdi kısa boylu, yuvarlak hatlı ve sarışın kadınları çekici bulmaya başlamıştı. (insanlar böyle fiks tipleri beğenir çünkü. yoktur başka kıstas)

hayatında ilk kez bir erkekle olmaksızın kendini yeterli buluyordu.

hatta daha ileri gidiyor, kendine yaklaşan erkekleri uzaklaştırıyordu.

bir gün bir lezbiyen kendine yaklaştığında, o ertelenmiş soruyu ilk defa kendi kendine sormuştu:

‘acaba ben kadınlara ne tür sinyaller yayıyorum?’

bir kadınla evlenmeyi bile düşlüyordu.

kişiliği de değişmiş, daha iddiacı, daha saldırgan hale gelmişti.

bu değişiklik giyimine de yansımıştı.

eskiden kırmızı ve koyu pembe renkleri severken, şimdi daha çok yeşil ve maviyi tercih ediyordu.

sylvia artık kendi kendine şu soruyu sormaya başlamıştı:

‘bana neler oluyor?’

sonra biraz daha cesaretlenerek asıl soruya geliyordu:

‘yoksa lezbiyen mi oluyorum?’

İşte tam bu soruyu sorduğu günlerden birinde çok tuhaf bir rüya gördü.

* * *

rüyasında ‘tim l.’ diye bir genç adam vardı.

sylvia, dünyayı bu genç adamın gözlerinden görüyordu.

daha doğrusu onun içinden yaşıyordu.

yani bir lezbiyen değil, bir erkek olarak.

sylvia aynı rüyayı çeşitli defalar gördü.

ama en ilginci, bu ismi bir yerlerden hatırlamasıydı.

evet bu ismi bir yerlerde görmüştü.

sonunda hatırladı.

‘tim l.’ ismini gazetede bir ölüm ilanında görmüştü...

Ölüm ilanından çıkarak iz sürmeye başladı.

tim, orta halli katolik bir ailenin oğluydu.

kız ve erkek kardeşleri vardı.

annesi, babası, anneannesi hayattaydı.

sylvia hepsi ile tek tek konuştu.

* * *

biri hariç.

tim...

onunla konuşamadı.

Çünkü tim bir otomobil kazasında ölmüştü...

peki öyleyse kimdi bu esrarengiz genç adam.

neden o, sylvia’nın rüyalarına, sylvia da onun ruhuna giriyordu?

bunu öğrenmek için claire sylvia’nın, kendini değişmiş hissettiği o sabaha dönmemiz gerekecekti.

claire sylvia, geçirdiği ağır ameliyattan sonra kendine o sabah gelmişti.

artık çalışmaz hale gelen kalbi çıkarılmış, yerine yeni bir kalp takılmıştı.

kalp nakli ameliyatı çok başarılı geçmişti.

alınan kalbinin yerine genç bir adamın kalbi yerleştirilmişti.

trafik kazasında ölen bu genç adamın adı ‘tim l.’ydi...

Öldüğü zaman yanında kızarmış tavuk vardı ve yeşil biberi çok seviyordu. (kızarmış tavuğu seviyor mu yoksa sadece ölürken yanında olduğu için mi saplantı halinde bilemiyoruz)

fevkalade enerjik bir insandı.

kısa boylu, sarışın bir kız arkadaşı vardı...

kalbİn Şİfrelerİ

bu yaşanmış olayı dharma yayınları’ndan çıkan louisa yourg’un (young olacak herhalde) ‘kalbin kitabı’ adlı eserde okudum.

kitapta insan kalbiyle ilgili çok ilginç tezler var.

dr. paul pearsall adlı bir bilim adamı, ‘varlığımızın özü beyin değil kalptir’ diyormuş.

aslında bu eski yunan’da aristoteles’in söylediklerinden hiç farklı değil. (entellektüeliz dedik ya)

bu, kalpte ufak bir beynin bulunduğu anlamına geliyor. (ufaklığı işlevini yerine getirmesine engel değil anlaşılan)

kalp işte bu özelliği nedeniyle, aşkın, sevginin, şefkatin sembolü oluyor.

ama kalp cerrahlarının çoğunun gözünde kalp, ‘aptal bir pompadan’ başka bir şey değil.

son bir detay.

claire sylvia yahudi’ydi.

tim l. ise bir katolik.

başka yerlerde müslüman kalbi takılan hıristiyanlar, hıristiyan kalbi takılan müslümanlar vardı.

Çoğunda doku reddi olmadı. (bazılarında bu yüzden doku reddi de olabiliyor demek)

acaba doku reddi dediğimiz şeyin nedenini başka yerlerde mi aramak gerekiyor?

mesela, çıkarılan veya takılan kalplerden birinin sevgisizliğinden mi?

pek tıbbi bir açıklama olmadı; ama küçük hayat hikáyeleri ister istemez aklıma böyle bir hurafeler sokuyor... "

ertuğrul özkök'ün yazıları da benim aklıma iq'su kaç acaba düşüncesini sokuyor.
16. 29 ekim'de cumhuriyetle ilgili tek laf etmeyip uzun uzun asena isimli hanfendiyi savunduğu için yerden yere vurulan gazeteci. ercan saatçi'yi bir anda dmc'nin başına geçirirken "bu adam buraya yakışır mı" veya "bu adam bunu hak edecek ne yaptı ki" diye sormamasına, köşesinde hiçbir zaman bunu konu etmemiş olmasına karşın asena'yı çılgınca savunmuş, haksızlık olarak nitelendirdiği bir duruma tepkisini bir sütun boyunca koymuştur. çünkü kendisi hiç kimseye haksızlık yapmayan, elindeki gücü kötüye kullanmayı aklının ucundan bile geçirmeyen, sütten çıkmış bir ak kaşıktır.

29 ekim'de de milli değerlere sahip çıkıp, bu doğrultuda bir yazı yazması gerekirken, yapay gündemlerle ilgilenip, bütün bir köşeyi ibrahim tatlıses ve asena ikilisine ayırabilecek kadar rahattır bu insan. genel yayın yönetmeni olmak böyle bir şey herhalde.
17. kıbrıs hakkındaki görüşleriyle verkurtul dizçök lakabını haketmiş gazeteci yazar.
18. http://www.haberturk.com/habermetni.haberturk?@=193592
19. (bkz: mogwai/tuylu tuylu geyikli gece)*
20. (bkz: ayşe arman/61)
21. iktidar yalakası bir mahluk. çok insanlcıl birisi olmama rağmen ölmesinden büyük zevk alacağım bir insanlık düşmanı.
vatanı milleti üç kuruş için satacak bir tip. usame bin ladin başbakan olsa ona bile yalakalaık yapar bu.
bu adamın dini ihanet allahı kitabı paradır.
22. yurdum boyali medyasinin boyaci ustasi. yazdiği her köşe için kaç ağaç yok yere katlediliyor merak içindeyim.
23. (bkz: amerikan mandası yanlıları)
24. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3941636.asp?yazarid=10 bugünkü yazısı ile kendisi hakkında söylenenleri ne kadar hakettiğini yeniden gösteren varlık.**
25. gerçek bir bu yazar bize ne anlatmaya çalışıyor örneği... okuyoruz inceliyoruz... hafifliyoruz
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Çok sayıda köşe yazarı "kurtlar vadisi irak" filmini ağır biçimde eleştiriyor. haklarıdır, eleştirirler.
ama şu gözlemimi söylemeden de geçemeyeceğim.
bu yazarların büyük bir bölümü, türkiye'de amerikan aleyhtarı düşüncelerin gelişmesine çok büyük bir entelektüel katkıda bulundular.
aynı insanlar şimdi filmi eleştiriyor.
ben de onlara diyorum ki: "ne ektiyseniz onu biçiyorsunuz."
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

meali:
amerikan 6. filo eylemlerinde defol diye diye, polisten, ülkücülerden dayak yiyenlerden, işkence tezgahlarından geçirilenlerden, göz altında kayıp olanlardan sağ kalanlar, türk aydını denen kesimin gerçek yoğunluğunu oluşturmakta. oysa biz abdullah çatlı'yı mehmet ali ağca'yı avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlıyorduk, kendilerine benzeyen bir film kahramanı türedi ve bak terbiyesize ki amerikan aleyhtarı dandik bir filmde oynuyor, çok sevgili kankam amerika ve patronum sevgili patronum bir gün bana dedi ki,

"bak ertuğrul'cuğum: türk sağı da artık anti amerikan söylemlerin içine girdi, yarın çık, köşende dilin döndüğünce şöyle iki üç tane cümle kur lobilere şirinlik edelim, hadi koçum aslansın kaplansın".

ayrıca türk solunun yanında sağı da karşıma alıyorum, patronum inşallah maaşa zam yapar.
*
yazarın edit'i : akp kesinlikle sağ olarak görülmemiştir, olsa olsa sığ'dır.
»
Alakalı olabilir!
- ertugrul sutkok
- ertugrul
- ertugrul kurkcu
- ertugrul gazi
- ertugrul celik

nedir.Net