agit
1. ölünün ya da kaybedilen şeyin ardından vahlamak.
2. yansımalar grubunun dinlenilesi parçası.
3. (bkz: requiem)
4. ağıt: ilk entryde tanımı yapılmış.
agit: kürtçede yiğit.
5. (bkz: agit ve raks)
6. aĞit

nehirler gibi,

ağlamak istiyorum,

garip bir başıma ben;

kaygılar almalı beni,

dalıp gitmeliyim,

eski maden gecelerin gibi.

neden,

pırıl pırıl anahtarlar,

neden harami elinde?

kalksana oello ana,

aç sırrını,

bu bitmez gecenin

yorgunluğuna;

akıl ver damarlarına,

senin olsun,

yupanqui’ler güneşi

uyku hali konuşurum

seninle,

toprak toprağa.

sıradağların;

döl yatağı;

sen ey perulu ana,

nasıl oldu nasıl oldu da

saplandı,

bu hançerler çığı,

senin gebe kumluğuna?

ellerin içindeyim,

kıpırdamam,

duyuyorum:

madenler yayılıyorlar,

yeraltı boğazlarına.

köklerinden olmuşum,

ben, senin;

bilmem neden,

toprak vermez bilgeliğini

bana.

geceden gayrı,

gördüğüm yok;

yıldızlı topraklar,

altında.

bu uyduruk,

bu cinli hayal da ne?

sürünür gider,

ta kızıl bir çizgiye?

yasın gözleri,

bitki, kapkara.

nasıl vardın,

bu acı rüzgara;

nasıl oldu, nasıl oldu da,

Öfke taşları arasından,

kopak;

kaldırmadı kil tacını,

o gözler kamaştıran?

yanayım kara bahtıma,

Çadırlar altında, bırak!

kararmış ölü bir kök gibi,

ko batıp gideyim!

bu bitmez zalim gecede,

yerin dibine ineceğim, ben;

bir altın ağza kadar.

gecenin taşına uzanmalıyım.

burada ölmeliyim, derdimle.



*
7. başrollerini yilmaz güney ve hayati hamzaoglunun paylaştıkları 1971 yapımı yeşilçam filmi
8. müthiş aşık mahzuni şerif türküsü... sözleri;

bilmeden gelmiştim anam anam
bozyer köyüne
kara gün karşımda durmuş ağlıyor of
yürü yalan dünya doymadım sana
ömrün nihayete ermiş ağlıyor oy
de deyim oy ne deyim oy kader

bozyerin etrafında anam anam
bağlar höyükler höyükler of
dilim dönmez anam diye sayıklar oy
toprağa mal oldu kaytan bıyıklar
kirpikler ümidin kırmış ağlıyor oy
de deyim oy ne deyim oy kader

el attım döşüme anam anam
vay anam noldu
iki avcumada al kanım doldu
körpe yavrularım babasız kaldı
oturup boynunu burmuş ağlıyor oy
(hısım akrabayı dermiş ağlıyor)
de deyim oy ne deyim oy kader

nazlı bir insandım anam anam
değildim efe
kurudu dillerim varmadı of'a of
haber gitmiş arkadaşim (berçenekli) şerif'e
sazını döşüne burmuş ağlıyor oy
kader oy nidem oy...
9. her şey güzeldi bir zaman, çok önce
Şehirler, insanlar, güneş deniz
mutluluğumu görebilirdiniz
Çökmeseydi içime bu son gece

her şey bir anda bitmeseydi, yazık
olmasaydı gençliğime aptalca
belki de o yerlere varırdık
o uzak dağlara ulu: koskoca

orada her şey değişirdi belki
acardı umutlarımız bakarsın
ateş rengi, kan rengi güller gibi
toprağında kim bilir hangi aşkın

oysa simdi nerdeyiz, neyiz bak
her umut belirtisinden uzağız
o sevilmiş gözlerde saf ve berrak
bir ayna bile yok bakacağımız

her şey kurşuni bir renk almış, soğuk
bozkırlardır uzayan önümüzde
kime baksan o yüz: veremli, soluk

umit yasar oguzcan
10. * (bkz: sagu)
* (bkz: mersiye)
11. boran kaya için okan bayülgen tarafından yazılmış bir şiirdir..
yedi karanfil 7 de yer alır, yanılmıyorsam kubat geri vokal yapmıştır ve öyle zamanlarda "aaaaaah" çeker ki tüyleriniz diken diken olur.. ayrıca klibi muhteşemdir.. muhteşemden ötedir..

oğlum;
sana bu mektubu bizim cehennemden yazıyorum
bir yaşıma daha gireceğim neredeyse
tabii bundan haberin yok senin
kronometreye erken bastığın için
beni hep yakışıklı hatırlayacaksın
bizi bırakıp gittiğin yerde
eski güzel günleri düşünüp hayıflanacaksın

ama dur!

sen hatırlıyor musun beni?
peki sen herhangi bir şeyi hatırlıyor musun?
ben yirmiydim tanıştığımızda
sen beni en son otuzbeşimde gördün istanbul'da
sonra sen kaş'ta öldün
o akşam aynı anda geldik antalya'ya
sen beni görmedin, ben sana bakıyorken
ben sana öyle dikkatli baktım ki oğlum ayrılırken
sen iyi ki görmedin beni

yoksa gözgöze gelir gülerdik, eskisi gibi

olmadık bir yerde gülerdik ya hani?
öyle olurdu yine
gözlerimizi kaçırırdık ciddiyeti bozmamak için
hani sahnede olduğu gibi.
sen ağlarken bakamazdım sana
sinirimi bozardın, gülerdim
çünkü sen her boktan şikayet ederdin oğlum
öyle çok şikayet ederdin ki
sonunda sıkılır gülerdim
sonra sen de sıkılırdın kendinden
başkası gibi olmak isterdin
mutlu olan bir başkası gibi
dert etmeyen biri
hani, benim gibi biri

bir şey diyeyim mi sana oğlum?
şimdi dönsen buralara
ne gidilecek bir yol
ne uğruna ölünecek bir kadın
her neyse...
ama kadınları çok dert ederdin sen
ama onlar seni severdi oğlum
ama sen çok ağlardın onlar için
sevemezdin kendini bir türlü
onlar seni çok sevse de
senin gibi olmak istemezdim o zaman

daha çok sevin beni!
daha çok gülün bana!
beni daha çok isteyin!
daha çok!
ama seni en çok ben...

bir şey diyeyim mi sana oglum?
şimdi dönsen buralara
ne gidilecek bir yol
ne uğruna ölünecek bir kadın
ne de sabahlara kadar konuşarak sana vaad ettiklerim

kandırdım seni oğlum
parayı dert etme diye
yok öyle bir şey, başarısızlık diye
illa da başkası olmaya çalışma salak gibi
bir kadın için ölme diye

kandırdım

artık umrunda değil mi bunlar?
artık bozulmuyor musun bu işlere?
aşkın da bir önemi kalmadı mı yoksa?
o kadın için ölmez misin bir daha?
ne var, bir kere daha ölsen?
değmez mi o kadın buna?

hani, hani değerdi?

çıplak ayaklarıyla yürürken mezarının üstünde
keyiflenmeyecek misin toprağın beş karış altında? *
öyle de oldu zaten, vasiyet ettiğin gibi
çıplak ayaklı kıza

bıraktın değil mi oğlum?
bıraktın, gittin
peki!
ama ben buradayım hala
ben devam ediyorum
peki sen...
bakıyor musun bana oradan?
gülüyor musun bana?
sanıyor musun ben aynı şarkıyı söylüyorum?

beni daha çok sevin!
bana daha çok gülün!
daha da çok isteyin beni!
beni daha çok özleyin!

ama seni...
seni en çok ben, ben!

hayır ben çok değiştim oğlum
bir başkası değilim artık
vazgeçtim maymunların dünyasından
bıraktım alkışları, istemiyorum kahkahaları
istemiyorum bir aptal gibi yaşlanmak

işte belki de bu yüzden
seni en çok ben...
en çok ben özlüyorum!

benim...

ölü...

arkadaşım!...
12. kaç kez ölür kişi canım, kedi kez mi dokuz?
iki tül arası iç rüzgar kuşam kuşam açılır,
büyük havalarda ferahla solur.
soluduğu çölün ömrüdür kum kez.

iki kapı arası oynak kilidi eşiğin,
ise adımımla girift anahtar yürüdükçe.
kırık düş yerinden düş kez.
soluduğu çölün ömrüdür kum kez.

kişi kaç kez ölür;
aynasında kana kanaya içtiği su kez mi?
iki bakış arası gün anı, sal bir gömüte denkler göz;
iki ten aralansa kınına döner kalp sanısı.

seyrine bakmaz iken hayat dahi övülür;
bildigim: yarasa kör, kişi göz kez ölüdür.
*
13. (bkz: kıyamet ve agit)
14. bir erkek ismi
15. yıllardır, yıllardır hayaller kurdum,
seni anam gibi aradım durdum,
ey benim sevgilim, ey ana yurdum,
nerde benim ural-altay dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım.
gövden bir yerde başın bir yerde,
aramıza inmiş bir demir perde,
söyle turan sen nerdesin, ben nerde?
nerde benim yaslı tanrı dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım
turan ellerinden haber gelmiyor,
yarabbi derdimi kimse bilmiyor,
dört asırdır türk'ün yüzü gülmüyor,
akşam olur sabah olur ağlarım.
nerde benim ural-altay dağlarım?
koskoca bir alem göçmüş yıkılmış,
türbelerin, camilerin yakılmış,
meydanlara kara putlar dikilmiş,
buhara der, semerkant der ağlarım
nerde benim ural-altay dağlarım
kimlere söylesem bilmem derdimi,
acaba dünya böyle zulüm gördü mü,
bozkurt gitmiş ayı basmış yurdumu,
bozkurt'um der öz yurdum der ağlarım
nerde benim yaslı tanrı dağlarım?
sen ey hazar, engin hazar, türk hazar,
söyle bana boylarında kimler gezer? ..
kafir moskof yine mezar mı kazar?
seyhun gibi, ceyhun gibi çağlarım,
nerede benim ural-altay dağlarım? ..
moskof bayrağını çekmiş gemiler,
yol alırken dalgaların iniler,
her gelen haberde derdim yeniler
nerde benim ural-altay dağlarım
akşam olur sabah olur ağlarım.
vatanlar, vatanlar, esir vatanlar,
ey yüreği vatan için atanlar,
toplanın elleri silah tutanlar,
kıyam etsin ölülerim, sağlarım,
nerede benim yaslı tanrı dağlarım? ..
esen yellere bak sevda yelidir,
açan güllere bak bayrak alıdır,
senden ayrı düşen gönül delidir,
nerede benim ural-altay dağlarım
akşam olur sabah olur ağlarım.
duman olur dağlarına ağsam mı?
yağmur olup dağlarına yağsam mı?
yıldız olup göklerine doğsam mı?
ah çeker de yaşın yaşın ağlarım
nerede benim ural-altay dağlarım
doğmuyor, doğmuyor aylar, yıldızlar
Çalmıyor kırılmış kopuzlar, sazlar
karalar bağlamış gelinler, kızlar
akşam olur sabah olur ağlarım
nerede benim yaslı tanrı dağlarım?
allah allah diyen ezanlar nerede?
efeler, yiğitler, kızanlar nerede?
taşkentler, kırımlar, kazanlar nerede?
nerede benim ural-altay dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım.
artık dede korkut öğüt vermiyor
gültekin'den bildirgeler gelmiyor
ne söylesem olmuyor, ah olmuyor
nerede benim ural-altay dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım.
sürüler dağılmış, yaylamaz olmuş
irmaklar kurumuş, çağlamaz olmuş
ozanlar, Şamanlar söylemez olmuş
nerede benim ural-altay dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım.
mağripten maşriki soranlar hani?
Çin'i, viyana’yı soranlar hani?
Üç kıtada dimdik duranlar hani?
nerede benim ural-altay dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım.
geçmiş günler birer hayâl oldular,
bedr-i tam idiler, hilal oldular,
dün cevapken bugün sual oldular,
nerede benim ural-altay dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım.
kınaman dostlarım gözümde yaş var,
Şu kara bağrımda bir kara taş var,
tam elli iki milyon esir gardaş var,
nerde benim yaslı tanrı dağlarım?
akşam olur sabah olur ağlarım.

*
16. ağıt

mutlu ve huzurlu gibi görünen sıradan bir gündü. bir tarafta aç ve susuz insanlar, diğer tarafta ise hain planlarla gülümseyen smokinli suratlar vardı. dengeler tamamıyla bozulmuş ve doğa resmen ağlıyordu. her ne kadar fark edilmeseler de, martıların hıçkırıklarıyla hüzünleniyordu etraf. kör ve yaşlı bir adam aniden görmeye başladı, titreyen elleriyle gördüklerini gösteriyordu. sağır bir çocuk duymaya başladığını söylüyor ve hayretler içinde hüznün sesini dinliyordu. tüm özürlüler normale dönmüş ve tüm hastalar iyileşmişti.

küçük bir sarsıntının ardından hava garip bir biçimde kararmaya başladı ve tüm hüzün yerini sessizliğe bıraktı. gökte beliren garip bir ışıltıyla sûr un ilk sesi duyuldu, yaşam kargaşası durdu ve tüm gözler göğe çevrildi. etraf alaca karanlıkta git gide soğumaya başlamıştı. ortalık birbirini ısıtmaya ve olanlara anlam vermeye çalışan insanların fısıltılarıyla uğuldamaya başlamıştı. sûr un ikinci sesiyle hava aniden aydınlandı, kavurucu sıcaklıkta güneş insanlara kendisini gösterdi. soğuktan ağlayan insanların bedenleri resmen çatlamaya başlamış ve herkes çaresiz ifadelerle birbirine bakıyordu... tüm bu kargaşanın arasında çatlayan bedenlerden saçılan kanlarla ıslandı her yer...

sûr un üçüncü sesi duyuldu ve inanılmaz bir sarsıntıyla çıkan toz bulutunun içinde insanlar ait oldukları toprağa döndü. kısa bir süre sonra tüm kargaşa bir anda bitti ve alaca karanlıkta geriye kalan yalnızca kan kokusu ve derin sessizlikti. ürkütücü sessizliğin arasında, toprak altındaki sıcak kanın buharıyla nemlendi hava...

derken tanrı'nın hıçkırıklı ve cansız bedenlerin tüylerini ürperten ağıdıyla tüm ruhlar göğe doğru yükselip kayboldu...
herşey bitmişti, ve yüz yıllardır yer yüzünde hüküm süren yaşamdan geriye kalan;
uçsuz bucaksız, kanla ıslanmış bir düzlükte, hüzünlü ve pişman bir ifadeyle diz çökmüş olan tanrı'nın hıçkırıklarla dolu ağıdıydı...
17. ne deyip ne söyleyeyim
ölü bizim olmayınca
kürde ağıt mı yakılır
kırkı birden ölmeyince

*ne diyeyim ben size.
Alakalı olabilir!
- agiter
- agitlar
- agitato
- agitate
- agitator

nedir.Net