bowling for columbine
1. benim cici silahım ismiyle türkçeye çevrilen belgesel bir michael moore başyapıtı. amerikadaki silah kültürünü inceleyen incelerken inceden sorumlulara giydiren moore abimiz bu belgesel ile tüm zamanların en iyi belgeseli dülünü aldı. hesap açtırana silah dağıtan banka, marilyn manson röportajı ve amerikanın tarihini irdeleyen silah ve korkaklık animasyonu kaçırılmamalı.
2. michael moore'un bowling for columbine adlı belgeseli.amerikanlardaki silah ve siddet tutkusunu anlatir.turkiyede gosterime girdiginde cok fazla seyirci toplamistir.
3. (bkz: benim cici silahim)
4. okulda sınıfımın izlemeye götürüldüğü harika belgesel. okuldaki silahlı saldırıda hayatını kaybeden bir çocuğun babasının yaptığı konuşma ile the national rifle association adına yapılan konuşmanın birlikte verilmesi filmin en etkileyici kısmıydı bence.
5. (bkz: turkceye yanlis cevrilen film isimleri)
6. kesinlikle izlenmesi gereken , insanın tüylerini diken diken eden müthiş belgesel...
silah taşımamanın garip oldugu bir eyalette yaşananlar, talihsiz bir okulun ogrencileri, onlarca sona eren hayat...
7. Ünlü yönetmen michael moore tarafından hazırlanan bir belgesel : "bowling for columbine". amerikanın eleştirildiği, katliamlarla dolu tarihin gozler onune serildiği ve columbine olayının asıl sebeplerinin irdelendiği bir belgesel. izlediğinizde ne kadar rezaletin olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

amerikan medyasinin devamlı korku teorilerini yaydığı, saçma propagandalarına yer verdiği televizyon ekranlarında, columbine olayının sebepleri üzerinde yorumlar yapılıyor. kimi velilerin, kimi video oyunlarının kimileri de south park ın sebep olduğunu iddia ediyorlardı. ama çoğu bilir () kesim, marilyn manson üzerine yoğunlaşmıştı.
ortaya atılan iddia , katil öğrencilerin marilyn manson dinlemesiydi. dolayısıyla bu yalan iddiayla beraber kolayca hedef alabilecekleri marilyn manson un üzerine gittiler.
oysa cocukların marilyn ile alakası bile yoktu. ama amac basitti. bir kisi uzerine suc atmak ve olaylardan sıyrılmak
8. taraflı bir gözle yapıldığı ortada olduğundan belgesel niteliği halen tartışma konusu olan, belgesel olsa da olmasa da öneminden zerre yitirmemesi gereken michael moore yapıtı. en önemli tespiti amerikan halkının yaşadığı paranoyaklık derecesindeki savunma içgüdüsünü ortaya koymasıdır. kendi halinde, sıkıntısı tasası olmayan insanların her an evlerine saldırılacakmış, kasabaları yağmalanacakmış hissiyatını taşımaları ilginç olsa da, yapıtta yansıtılan sebeplerle düşünüldüğünde şaşırtıcı değildir.
hükümetin önderliğinde medya, silah üreticileri ve halkı daha kolay yönlendirme uğraşında olan benzeri tüm kurumlar, ortada verilebilecek bir isim yokken bile yaydıkları düşman, tehlike, tehdit naralarıyla, "özgürlüğümüz elden gidiyor", "aman da demokrasi" çığlıklarıyla halkı sindirmekte, silah sahibi olmayı adeta vatandaşlık bilinci haline getirmekte imiş. the national rifle association, yaşanan her lise katliamından, küçük çocukların sebep olduğu cinayetlerden sonra bölgeye yolladıkları charlton heston kişisi vasıtasıyla "özgürlüğümüzü kimse elimizden alamayacak dostlar" yollu ucuz duygu sömürüleri yapmakta imiş. bizdeki tansaş, migros benzeri süper olmasına bile gerek olmayan marketlerde sakız gibi silah, mermi satılmakta imiş. iki lafa bakarken hiçbir karşı yasa çıkmamakta, dünya cinayet rekorları alt üst edilmekte imiş. ırak bombardımanlarını ellerinde biralarla barda "bakalım bizimkiler bugün kaç sorti yapacaklar dude" sohbetleri eşliğinde maç gibi izleyen amerikan halkı, bu rekorlarla da gurur duyuyor mu acep diye düşünmemek elde değil.
yapıtın baştan sona sorduğu soru, benzer koşullarda bir sürü ülke varken niye amerika'da bu kadar çok cinayet işlendiği idi. en yetkili ağızlar ezber etmiş gibi "bizim ülke kanla kurulmuş, baba yadigarı cinayet bize" demek için açılırken, michael'ın* almanya, rusya, japonya örnekleriyle kapanıyor ve çaresiz bir utanmazlıkla "etnisite" demek için bir daha açılıyor imiş. sonra ağızdan kaçanın amerika'nın değişmez yargısı, onların tabiriyle "lanet olası" ırkçılık anlamına geldiğini fark edip pişman olunuyor, ama belgelenmekten kaçamıyormuş.
canada ise, amerikan yönetiminin nasıl olup da var olduğunu bir türlü çözemediği bir ülke imiş. en kalabalık şehirlere gidip bir yetkiliye en son ne zaman cinayet işlendiği sorulduğunda yetkili tüm joker haklarını harcadıktan sonra en iyi ihtimalle çocukluğuyla ilgili hayal meyal hatırladığı rivayetlerle ilgili bir şeyler geveliyor, olmadı babasının anılarından bir süzmece sonucu yanıtı ancak bulabiliyor imiş. halbuki avcı memleket canada'da silah taşıma yoğunluğu amerika'dan kat kat fazla imiş.
böyleyken böyle, bu izlenmesi gereken bir yapıt imiş, bazen sinirlenmek, bazen gözleri silmek göze alınmalı imiş.
son bir not: nato'ya gösterilen tepkiyi anlayamayanlar için de bir iki "kafaya vura vura belletme" izdüşümü var imiş bu belgeselde.

9. acayip bir şekilde kanada' ya göçme isteği uyandıran belgesel-film. şaka bir yana, bu film amerika' nın nasıl bir ülke olduğu, ne gibi yönlendirmeler, propagandalar sonucu ayakta kalabildiğini çok iyi gösteriyor. önce halkı korkut daha sonra ise hem para kazan hem iktidar ol. michael moore yine çok güzel özetlemiş her şeyi. tebrikler.
10. michael moore yapıtı bir belgesel. açıkçası belgesel, bildiğimiz moore olmuş, sonucunda da bir bok değişmiyor açıkçası, amerikalılar halen salak, halen birşey anlamıyorlar, geri kalan insanlar ise salak olmadıkları için zaten bu içler acısı durumdan haberdarlar, eğer dikkat çekerse istatistiklerle dikkat çeker. ha fakat sadece birşey üzerine takdir edebilirim, bazı insanların gözündeki marilyn manson imajını tamamen değiştirdi, şayet belgeselden önce manson'a laf sokmayı kendine görev edinmiş adamların, belgeselden sonra, 'hacı yaa, herif o kadar boş değil galba' dediklerine şahit olmuşumdur. velhasıl değişen birşey yoktur, manson herzamanki mansondur, bilmemkaçıncı kere günah keçisi olarak lanse edilmiş, bilmem kaçıncı kere, o minicik beyinleri televizyonda izledikleri salak reklamlardan başka birşey almayan amerikan halkına kendini anlatmaya çalışmıştır. birilerine ulaşabildiyse ne mutlu.. ahanda interview :

http://www.bowlingforcolumbine.com/media/clips/index.php

marilyn manson: when i was a kid growing up music was the escape. that was the only thing that had no judgments. you can put on a record and its not going to yell at you for dressing the way you do. its going to make you feel better about it. i can definitely see why [the politicians, religious right, and protestors] would pick me [as the reason for the columbine killings] because its easy to throw my face on tv because im, in the end, sort of a poster boy for fear. because i represent what everyone is afraid of, because i do and say what i want. the two byproducts of that whole tragedy were violence in entertainment and gun control. and how perfect that that was the two things that we were going to talk about with the upcoming election. and also, then we forgot about monica lewinsky, we forgot about that the president was shooting bombs overseas. yet, im a bad guy because i sing some rock-and-roll songs. and who is a bigger influence, the president or marilyn manson? i would like to think me, but im going to go with the president.

m. moore: did you know that the day that columbine happened the united states dropped more bombs on kosovo than at any other time during that war?

marilyn manson: i do know that and i think thats really ironic that nobody said maybe the president had any influence on this violent behavior. because thats not the way the media wants to take it and spin it and turn it in to fear. because then you re watching television, you re watching the news, you re being pumped full of fear. there are floods, there s aids, there s murder, cut to commercial, buy the acura, buy the colgate .. if you have bad breath they are not going to talk to you, if you got pimples the girl s not going to fuck you. its a campaign of fear and consumption. and thats what i think its all based on, its the whole idea that... keep everyone afraid, and theyll consume and thats really the symbols people are bound to.

m. moore: if you were to talk directly to the kids at columbine and the people in that community, what would you say to them if they were here right now?

marilyn manson: i wouldnt say a single word to them, i would listen to what they have to say. and thats what no one did.
11. amerikanın kitlesel katliamları ile colombine lisesindeki katliam arasındaki benzerlikleri, aslında iki olayın birbiriyle ne kadar ve neden örtüştüğünün anlatıldığı cesur bir belgesel film benim cici silahım.

amerikanın amerikalılar üzerinde yaratmaya çalıştığı ve başardığı; kurmaca korku hissini, bu anlamsızlığı neden anlamlandrmaya çalıştığını anlatan film.

amerikanın neden bu kadar silah manyağı bir toplum olduğunu, neden süpermarketlerde silah ve mermi satıldığını, sonra neden o silahların yine kendilerine doğrultuğunun anlatıldığı film.

michael moore amerikanın dünyaya doğrultuğu silahların yine filmin sonunda kendisine doğrultulduğunu göstererek, "suçluyu acaba yanlış yerde mi arıyoruz?" sorusunu yöneltiyor hem kendi halkına hem de tüm dünyaya.

tüm medyada var olan; paranoya hissinin, zenci düşmanlığının en temel nedenini cesurca gözler önüne seriyor, bunun dünyaya barış ve demokrasi getireceği yalanının bir aracı olduğunu ve içi boşaltılmış o barışın ve demokrasinin sonunda nasılda bir namlunun ucundan çıkıp kana bulandığını, son derece müthiş bir zeka ile izleyiciye sunuyor.
tüm dünyanın gözleri önüne sunulan ama insanların görmediği bu şeyi, beyazperde de yine insanların gözlerinin içine sokmaya çalışarak anlatıyor. ve çok başarılı oluyor.
kör gözler bile görüyor.
duymayan kulaklar açılıyor.

filmdeki şu müthiş ironi tüm filmin bir özeti aslında;
evan mccollum dünyanın en büyük silah üreticisi olan locheed martin şirketinin bir üst düzey yöneticisi ve şu sözler kendisine ait;
"sırf birilerine kızdık diye öfkeye kapılıp onlara bomba yağdıramayız,füze atamayız."
oysa ki colombine lisesi katliamından sadece 1 saat önce abd kosovaya bir günde yapılan en büyük bombalama eyleminin gerçekleştirdi. 22 nato füzesi bir kosova köyüne düştü ve bu ölüm füzeleri bir hastaneyi ve bir okuluda hedef almıştı.
elbette yalnızca bu kadarda değil;

yıl 1945, abd japonyanın 2 kentine atom bombası attı ve milyonları katletti.
yıl 1953, amerika iran başbakanı mossadaq'ı devirdi ve şahı diktatör olarak başa geçirdi.
yıl 1954, abd seçimle işbaşına geçen guetemala başkanı arbenz'i devirdi.
yıl 1963, abd güney vietnam başkanı diem'in öldürülmesine destek verdi.
1963-1975 yılları arasında abd ordusu güneydoğu asya da 4 milyon sivili öldürdü.
yıl 1973, abd şiili'de darbe düzenledi. seçimle işbaşına gelen salvador allende öldürüldü.yerine pinochet getirildi. 5000 şilili öldürüldü.
1977, abd elsalvador'da ki yönetime destek verdi. 70 bin elsalvadorlu ve 4 amerikalı rahip öldürüldü.
1980'ler abd usame bin ladin ve terörist grupları sovyetlere karşı eğitti. cia teröristlere 3 milyar $ verdi.
1981 reagan yönetimi kontraları eğitti. ve mali destek sağladı. 30 bin nikaragualı öldü.
1982, abd iran'a karşı savaşması için saddam hüseyin'e milyarlarca dolar verdi.
1983, beyaz saray ırak'a karşı iran'a silah verdi.
1989, cia ajanı olan panama cumhurbaşkanı manuel noriega washington emirlerine karşı çıktı. abd panamayı işgal etti ve 3000 panamalı sivil öldü.
1990, ırak abd'nin verdiği silahlarla kuveyt'i işgal etti.
1991, abd ırak'a girdi. bush kuveyt diktatörünü yeniden başa getirdi.
1999, clinton yönetimi sudan'da bir silah fabrikasını bombaladı. daha sonra fabrikada aspirin üretildiği anlaşıldı.
1991 den 2002 yılına kadar abd uçakları haftada bir ırak'ı bombaladı. birleşmiş miletler raporuna göre bombalama ve müeyyideler sonucu 500.000 ıraklı çocuk öldü.
2001 abd taliban yönetimine 245 milyon $ yardımda bulundu.
ve 11 eylül 2001.
yıl 2003 abd kitle imla silahları ve demokrasi bahanesiyle ırak'i işgal etti. işgal hala devam ediyor.

bir silah lobisi yöneticisi şöyle söylemişti;
"sırf birilerine kızdık diye öfkeye kapılıp onlara bomba yağdıramayız"
komik değil mi?
Alakalı olabilir!
- bowling for soup
- bowl of oranges
- bowling salonu
- bowling
- bowley teorisi

nedir.Net