ertugrul ozkok «
26. zaman zaman aksaray paşaoğlu'ndan bile komik olan yazar.
27. nasıl bir kişiliğe sahip olursa olsun bu yazısı ile çok önemli bir noktaya temas etmiştir.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4142811&yazarid=10
28. bir zaman hürriii'deki köşe yazısında şöyle cümleler sarfetmiş şahıs:
bir de diyorlar ki yoksulluk var. ülke gelişmememiş bilmem ne, efendim geçen gün* bilmem şurdan bilmem oraya bir yolculuk yaptım ve güzergahta gördüm ki ülkemiz çok ama çok gelişmiş"

(gülücükler gülücükler ve yine gülücükler...)
**
29. az gelişmiş ülkenin taze soğanı
30. gercek bir (bkz: yuppie) dir .dünyanin en iyi restorantlari , otelleri , saraplari onun elinden
gecmistir . arasini herkesle iyi tutmayi ilke edinmistir .kadini , sanati sever.henüz
porno filimleri piyasaya düsmemistir . isini bilir . gazete nasil yönetilir ve yönlendirilir
herkese gösterir .
31. ahmedinecad ve chavez'i "halk goygoycuları" diye nitelemiştir.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5156289&yazarid=10

(bkz: goygoyla beni)
32. #1239106'da linki verilen makalesinden alıntı:

tayland'daki darbe tartışılmıyor, hatta belirgin bir sessizlikle "onaylanıyorsa" bunun görünürdeki nedeni şu:
Çünkü seçimle işbaşına gelen başbakan giderek diktatörleşiyor ve gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış.

"12 eylül sabahı türkiye'yi unutmayalım.
siz bakmayın üç beş eski militanın, sözde liberalin şikáyetine.
o sabah türk halkının yüzde 95'i, derin bir "oh" çekmişti.
o yüzden evren paşa bugün sokağa çıktığı zaman, vatandaşın hálá sevgi gösterisiyle karşılaşıyor."

bu da benden:
12 eylül sabahını unutmayalım
siz bakmayın 5 tane maymun suratlı holding patronunun rahatlamasına
o sabah türkiyenin bütün ezilenlerinin kalbine bir hançer saplandı
o yüzden evren paşa marmaris'ten dışarı adımını atamıyor.

koçum benim ertuğrul, polis düdüğünün içindeki bakla gibi nasıl da üflenince fır fır dönüp ses çıkartıyorsun. hastayız sana.
33. bu adamı tarif edecek bir kelime bulabilse idim hiç kuşkusuz yazar idim. ama tutulup kalıyorum.. aslında değmez ki yazmaya bile. ama o köşede orada, hergün birbirinden berbat ve yalan yazılarına devam ediyor.

12 eylül'ü övmesi mi dersiniz, hesapta ''gerçekçi, reel'' bakış açısı mı, körlüğümü, yardakçılığı mı.. hangisi hangisi..

bu adama ne anlatırsın, ne dersin ki görsün. hiç. koca bir hiç. işkence dersin, münferit der, 12 eylül dersin, halk ohh çekti der, yoksulluk desen duygu sömürüsü yapmayın yok öyle birşey der, özelleştirmeyi eleştiren tek çıkar yol der, chavez dersin goygoycu der*....

en iyisi hiç birşey dememek. zira bir hiçtir bu adam.. yoktur..kayda değmez.. sallanmamalıdır...gülünüp geçilmelidir..

(bkz: adam yerine koymamak)
(bkz: sen gazeteci değilsin)
(bkz: dürzü)
34. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5432124.asp?yazarid=10&gid=61

yine alakasız bir yerden yakalayıp 12 eylül'ü meşrulaştırma çabalarına girimiş, kenan evren'den heidi'nin dedesi nafiliğinde bir adammaşıcasına bahsetmiş, darbe'nin ne denli gerekli olduğu ve halk kitlelerince nasıl da benimsendiğini anlatmış..

benim anlamdığım paper moon'da kim tepki gösterecekti acaba evren'e. adına "halk" dediğin şey paper moon'da akşam yemeği yemiyor güzelim. gelsin bir zahmet ben ona bir istanbul turu yaptırayım, görsün tepki nasıl oluyormuş. ha biz acayip milletiz. elii sene düzenli aralıklarla, aksatmadan anamızı sken demirel'e utanmadan sıkılmadan "baba" diyebildik ya elbet evren'e de müspet sıfatlar buluruz. ama o kadar basit değil işte. çıkar aradan babası, oğlu, kardeşi işkence tezgahlarında hayatını kaybetmiş birisi, alır eline zopayı, vurur beline beline..

ulan biz evren yargılanmadan bu ülkenin vicdanı iflah olmayacak, bu ayıp bizi yüzyıllarca kovalayacak, her aklı selim insanın içinde bu ayıp ukte olarak kalacak, yüreğimiz, aklımız acıyacak derken adam ne diyor.

bak şu aşşağıdakilerden birisine veya yakınlarına denk gelmesin en azından "deden". ne diyordu hani filmde erkan can; adamın götünden kan alırlar ertuğrul kan..

**650 bin kişi gözaltına alındı.
**1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
**açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
**7 bin kişi için idam cezası istendi.
**517 kişiye idam cezası verildi.
**haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i asala militanı).
**idamları istenen 259 kişinin dosyası meclis'e gönderildi.
**71 bin kişi tck'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
**98 bin 404 kişi ''örgüt üyesi olmak'' suçundan yargılandı.
**388 bin kişiye pasaport verilmedi.
**30 bin kişi ''sakıncalı'' olduğu için işten atıldı.
**14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
**30 bin kişi ''siyasi mülteci'' olarak yurtdışına gitti.
**300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
**171 kişinin ''işkenceden öldüğü'' belgelendi.
**937 film ''sakıncalı'' bulunduğu için yasaklandı.
**23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
**3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
**400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
**gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
**31 gazeteci cezaevine girdi.
**300 gazeteci saldırıya uğradı.
**3 gazeteci silahla öldürüldü.
**gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
**13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
**39 ton gazete ve dergi imha edildi.
**cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
**144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
**14 kişi açlık grevinde öldü.
**16 kişi ''kaçarken'' vuruldu.
**95 kişi ''çatışmada'' öldü.
**73 kişiye ''doğal ölüm raporu'' verildi.
**43 kişinin ''intihar ettiği'' bildirildi.
35. çok dikkatli bakılırsa arkasından sarkan ipler çok rahatlıkla görülebilir.
(bkz: kukla)
(bkz: gepetto usta)
36. leman'da aksaray paşaoğlu adıyla kendisiyle dalga geçilen saçma yazar.
37. bir insan bu kadar mı cahil bu kadar mı .... olur yahu! en azından istavrozun ne manaya geldiğini öğrenseymiş de ona göre birşeyler karalasaymış. ama en çok beni güldüren olayları sığ kafasıyla anlattıktan sonra yaptığı didaktik öneriler..okuyun siz karar verin.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5541366.asp?yazarid=10&gid=61
38. bazıları için kutsal bilgi kaynagi.
39. "geÇenlerde pirelli albümündeki kadın fotoğraflarına bakıyordum...."

işte budur. böylesi bir cümleyle kim başlayabilir köşe yazısına.. tebrikler ertuğrulcuğum..
40. o kadar rahat, o kadar mutlu ki!
41. yalaka, işbirlikçi, boş insan.

mao 'ya, enver hoca 'ya, lenin 'e veya stalin 'e bugün hiçbir anlamı kalmamış zırvalar diyen, yılmaz güney 'i yerden yere vuran; fakat hemen altındaki yazıda abdullah gül 'e methiyeler düzen insan evladı.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3999095.asp?yazarid=10&gid=61
42. gazetecilerinin yaptığı araştırmaları yayınlayıp, "ama ben onların verdiği sonuca kefil değilim" diye sıyrılabilen insan.

haklıdır. desteklediği parti iktidar olamazsa, iktidar olacak partiye söyleyecek birşeyleri olmalı. "ben arkadaşlarıma kefil olmadım, valla onlar beni yanılttı" mesela...
43. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7353003&yazarid=10

bolşevik görgüsüzlüğü diye bir şey yumurtlamış çükübik.
44. http://www.hurriyet.com.tr/pazar/7973791.asp?gid=59&sz=15434

her boku yedi de hiç bu kadar saçmalamamıştı herhalde. ilgili kısmı kopyalayayım da boşuna şu gereksiz zırvalamalarına maruz kalmayın.

"İkinci yeni şiiri gırtlağına kadar arabesktir. alın İkinci yeni'den bir şiir, doğuş'un şarkı sözlerinin yanına koyun, fark görebilecek misiniz bakalım. sezen aksu'nun şarkı sözlerinde de aynı tat vardır."

doğuş ve ikinci yeni kelimelerini aynı cümle içerisinde sarfetmesi dahi yeteri kadar derin bir terbiyesizlikken bir de aralarında böyle bir korelasyon kurması, bunları ilişkilendirmesi, biribirine benzetmesi, denk tutaması... yorum yapma eşiğimin aşıldığı yerler buralar. geçenlerdeki şiir konulu msn zirvesinde işi geyiğe vurduğumuz dakikalarda dahi aklımın ucundan geçirmedim şu kadar tuhaf bir cümleyi.
45. perihan mağden 1 giydirmiş 1 giydirmiş..

Şövalye!

perihan mağden

17/01/2008 (14441 kişi okudu)

okurlarım bilir: Özellikle, geçen Şubat'ta radikal'e döndüğümden beri, sürüyle 'hakaret yazısı' (öyle algılamak istiyorsa, serbesttir) kaleme aldım ertuğrul Özkök'e dair.
'gıkı' çıkmadı. zira: "onlar küfür edecek, hakaret edecek aşağılayacak. bizler katlanacağız. madem bu pespaye işbölümünün küfürbazlar tarafında yer alamıyoruz. katlananlar tarafında duracağız. bizim duruŞumuz da bu..." (16 ocak-hürriyet)
evet! kompozisyoncu, böyle döktürmüş, çarşamba günkü statükoyuyağlarımağbim köşesi'nde.
bir yazı ki, benim üstüme yazılmış, onun isabetli kelimelerine sığınayım, bu duruma freud 'pojection' (yansıtma) diyor; 'süfli'liğinden, 'pespaye'liğinden, Özkök'ün alamet-i farikası olan sağ gösterip sol vurmalardan/tribünlerin en düşüklerine (as usual) oynamalarından geçilmiyor! dayılanmalarından, ihbarcılığından içilmiyor.
kendisi üstüne onca yazıma konjonktürel (olsa gerek) arazilenen Özkök, birden toprak üstüne fırlıyor, çok kendine benzeyen bir vitesle İsmİmİ (ısrarla) vermeden saydırıyor da, sallıyor!
ve fakat neden? bu yuvarlak masa Şövalyesi 'duruş' itibariyle kendİne edilen 'hakaretlere' sessİzce katlanmaktadır, katlanacaktır.
ancak (ve sancak) uğur mumcu'nun eşi güldal mumcu'ya edilen 2 satır laf, bu Şövalye'yi yuvarlak masasından fırlattığı gibi- (yazımın tamamı bambaşka meseleler üstüneydi, o da ayrı mevzu.)
'küfürbazlığa, 'hakaretlere' (matbuatta) bunca 'karşı' Özkök'ün, benimle ilgili kullandığı kelimelerin zerafetine bakalım/hayran olalım: "ekmeğini hakaretten çıkaran" "bu süfli ego" "onun kadar süfli bir kıskançlık" "mahallenin süfli egosu" "edebi bir iktidarsızlığın tezahürü".
tüm bu 'zarif' ve tamamen freud'un savunma düzenekleri örneği olarak okutulması gereken (bastırma, yadsıma, yansıtma, bölünme, çözülme, yer-değiştirme) saldırrr-malarına neden maruz kalıyorum peki?
zira güldal mumcu "herkesin saygısını kazanmış" "kocasının fikirlerine karşı olanlar bile, bu kadının karşısında hep saygı duy"muş (Özkök lafları) iken; kalkıp ben pervin buldan nasıl savaş buldan'ın eşi olduğu için milletvekili yapıldı ise, güldal mumcu da aynen öyle: uğur mumcu'nun eşi olduğu için kutsal eş kontenjanı'ndan milletvekili yapıldı. bu da sanırım, yadsınamaz bir gerçektir! diyorum. yazıyorum cumartesi günkü hürriyet okurlarına hitap etmeyecek köşemde.
İşte bu laflar, azdırıyor şövalyeliği; kendisi hem şövalyelerin şövalyesidir (rüyalarında), hem de (abdullah gül'e köşesinden mektuplanmalarını hatırlayın) memleketin şövalyelik distribütörüdür.
tribünleri ayağa kaldırmaz mıyım amigosu (esasında) çileden çıkıveriyor! kutsal dulumuz'a dil uzatan küfürbaz'a karşı; ve artık kendini 600 bin satan gastesinde tutamıyor. bu da tuhaf; zira radikal okurlarının Özkök'le ilgili kanaatleri, muhtemel alerjileri malum! türkiye'nin en satanı'ndan kendi okurlarına what fayda bu yazı şimdi?
bu yazıda da (herrr yazımda olduğu üzre) isim ve cisim verdiğim, beni hedef aldığı kontrolsüzlüğünü derhal sahiplenip cevabını geciktiremediğim için, eminim saygın ve yalın sessizliği'ne, avustralyalı asili suskunluğu'na bürünecektir Şövalye.
sakın yanlış anlamayın (zaten onun kitlesi 'yanlış' anlamaz: toptan yanlış algılamalar üstüne inşa ettikleri için algı binaları'nı) yuvarlak masası'ndan fırladı ayağa Şövalye, zira kutsal 1 dul'a dil uzatıldı! kendine edilen 'hakaretlere' ne kadar tahammüllüyse iç yanaklarını ağzının kanatarak, böylesi fedakâr/örnek alınası figürlerine toplumsallığımızın 'dil' uzatıldığında o derli tahammülsüz!
'süfli egoların' karşısında 1 İzmirli başına hep o hep o, var! ankara'daki Öz entelektüel çevresinden harbiden atıldığından, arada bir aşk mektupları düzdüğü bir zamanlar yakın arkadaşı enis batur tarafından "tanışıyor muyuz beyefendi"lendiğinden, tutum, duruş sahibi hiç kimse tarafından kaale alınmadığından, yalnız ve yalnızca çok kapsamlı sosyolojik bir karın ağrısı olarak algılandığından-
her nevi hakiki demokrat düşmanlığıyla suni bir borudan beslendiğinden ve netice itibariyle aptal dahi olmadığı için, tüm bunları için dışın kaydettiğinden- biriktirdiğinden, biriktirdiğinden.
hrant dink'in öldürülmesinde dahi, amiral bilmemnesi olduğu gazetenin manşetleriyle/köpürtmeleriyle/hedef işaretlemeleriyle dahli var. (yazdım defalarca.)
orhan pamuk düşmanlığı/hedef olması nerdeyse tamamen senin eserin.
en kötü milliyetçiliğin (iyisi de olmaz, o ayrı) bizatihi kabartma tozu sensin.
kraldan çok kralcı, askeriye'den daha askeriyecisin. türkiye'de yanlış giden bir sürü şey, ayağımıza/ruhumuza dolanan bir sürü algı bozukluğu, bizzat senin eserin.
seninle: Özkök, ilgili kanaatlerim, okuduğundan da feci! Şimdi kalkıp kutsal eş'in kutsallığı benden sorulur numaralarına yatma. gülünç olma. amiral okurlarına ne senin geciktirilmiş intikam projelerinden?
eminim, güldal mumcu da utanç duymuştur senin tarafından savunuluyor durumuna 'düşmekten.' İltifatların, 'taltif ettiğin' insanlarda azıcık hakkaniyet, onur ve senin asla karşılığını kavrayamayacağın bir kelime: 'duruş' var ise yalnız ve yalnızca utanç duygusu yaratabilir. mahcubiyet. rahatsızlık.
bak sana mektuba dönüştü makale.
mektubunu taştan çıkardın aferin sana Şövalye!
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=244658
46. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8035642&yazarid=10

ertuğrulun perihanı gazlayan yazısı da bu.
16 ocak 2008
ertuğrul ÖzkÖk

küfürbazlar mahallesinden bir cümle

Şu satırları geçen cumartesi günü bir köşe yazarının sütununda okudum.yazarın adını vermeyeceğim.

ekmeğini hakaretten, insanları aşağılamaktan çıkaran bir arkadaşımız.

böyle yazarlarla epey mücadele ettim.

ne yazık ki başarılı olamadım.

hatta "hakaret okumayı" seven insanların sayısının öyle hiç de az olmadığını gördüm.

ne yapacaksınız, her sadistin bir mazosu vardır deyip geçtim.

böyle deyip havlu attım.

kendimle ilgili hakaretlere şerbetliyim.

artık alıştım.

ama bazı insanlar var ki, onlara hakaret edildiği, aşağılandığı zaman kendimi tutamıyorum.

* * *

bu arkadaşımız geçen cumartesi günkü yazısında, güldal mumcu'yu diline dolamış.

savaş buldan'ın eşi dtp milletvekili pervin buldan'dan söz ederken, bakın güldal mumcu'ya da nasıl bulaşıyor:

"bana en çok kibirler sultanı/smokinler ecesi güldal mumcu'yu hatırlatıyor."

tabii bu benzetme ile kalmıyor ve arkasından o derin hükmünü veriyor:

"eşlerinin eşi olmak dışında bir işleri ve neredeyse eş duruşu dışında bir işleri ve eş duruşu dışında duruşları olmayan bu kadınları meclis'e taşımak chp'ye ne kadar yakışıyorsa, işte dtp'ye de o kadar yakışıyor."

İşte bu haksızlığa tahammül edemedim.

güldal mumcu'yu çok tanımam.

ama yaptıklarını yakından izliyorum.

açtığı gazetecilik vakfında yüzlerce gazeteci yetiştirdi.

kocasının rantını yiyen bir kadın olmadı.

"duruş" derseniz, belki hakaretsever kadın yazarlara değil, ama işini saygıyla yapan çok kadına iyi bir rol modeli oldu.

yaptığı işleri hep büyük bir mütevazılık perdesiyle sakladı.

her dakika ortaya çıkıp, şöhret yolları aramadı.

güldal mumcu, herkesin saygısını kazandı.

kocasının fikirlerine karşı olanlar bile, bu kadın duruşunun karşısında hep saygı duydu.

abuk sabuk bir teşbih uğruna böylesine büyük bir mücadele iki cümlede harcanabilir mi?

demokrasi, söz hakkı, düşünce özgürlüğü diyorsanız, elbette var bunlar.

kimsenin sesi kısılsın, boğazı sıkılsın demiyorum.

sadece şunu söylemek istiyorum.

ekmeğini hakaretten çıkaranların bile bir insaf sınırı olmalı.

koskoca bir hayatı, binbir sıkıntıyla yürütülen bir işi böyle bir cümlede tarumar etmek bana insafsızlıktan öte bir şey geliyor.

elimde olmadan, bu süfli egonun arkasında, onun kadar süfli bir kıskançlığın bulunduğunu düşünmeye başlıyorum.

* * *

hakaret bazı yazarların bildiği tek meslek.

ne yazık ki bazı okurların da tek gıdası.

onların da kızdığı insanlara hakaret ettiğiniz, aşağıladığınız, karaladığınız, dalga geçtiğiniz zaman bundan keyif alıyorlar.

neyse ki, her cenahın kendine ait bir küfürbazı, hakaretçibaşısı var.

her mahallenin bir, iki süfli egosu var.

onlar da ötekilerin kızdıklarına hakaret ederek, kendilerince bir denge kuruyorlar.

tabii olan, her cenahta, işini doğru dürüst yapan insanlara oluyor.

ben hakaret ve küfrün de bir üslup olduğuna inanmıyorum.

hakaret olsa olsa süfli bir kıskançlığın, çekemezliğin, yani aslında edebi bir iktidarsızlığın tezahürüdür.

bu süfli piyango her gün içimizden birine vuruyor.

dün güldal mumcu'ya vurdu.

Önceki gün bizlere.

bu mahallede küfürbazların karşısında sıranızı savma şansınız da yok.

küfürbazın canı sıkıldı mı yine size döner.

ama alışacağız, alıştık.

onlar küfür edecek, hakaret edecek, aşağılayacak.

bizler katlanacağız.

madem bu pespaye işbölümünün küfürbazlar tarafında yer alamıyoruz.

katlananlar tarafında duracağız.

bizim duruşumuz da bu...
47. bozuk saat misali bu kez (cımbızlamak gerekse de) doğruları söylediğini düşünüyorum (sadece cımbızladığım kısım);
"ya dünkü milliyet'te İlhan selçuk'la ilgili sözleri?
o kişisel meseleymiş, emrinde istihbarat örgütü yokmuş ki nereden bilsinmiş, avrupa birliği o konuya giremezmiş.
nedense iş kendi dünya görüşüne yakın birisine gelince, bu şahane avrupa kriteri anında unutuluyor.
karşılaşırsak ona şu soruyu da soracağım:
emrinizde istihbarat örgütü olmadığına göre ergenekon davası konusunda, bazı gazetelerde yazılanlar dışında ne biliyorsunuz?
yoksa henüz türk halkına gösterilmeyen iddianame daha önce size mi gösterildi?
hangi avrupa kriteri, bir temsilcisine; henüz iddianame aşamasına bile gelmemiş bir süreçle ilgili bu kadar kesin yargıya varma hakkı tanıyor?
avrupa birliği'nin bazı temsilcileri, bizim bilmediğimiz yeni kriterler mi "yumurtluyor"?
avrupa İnsan hakları mahkemesi türbanla ilgili bir karar verdi mi, o çoook demokratik oluyor.
"...yoksa, 1 mayıs'ta insanlara "ayaktakımı" muamelesi yapan, devlette istediği gibi kadrolaşan, türbanlı eşi en etkili liyakat kriteri haline getiren, istediği ihaleyi istediğine veren, kızdığı işadamını cezalandıran, kendi hoşuna giden polis soruşturmalarını mccarthyci cadı avına çeviren "demokrat müslüman" saflarda mı? türkiye cumhuriyeti anayasa mahkemesi aynı konuda karar verince bu "yargı darbesi"..."
«
Alakalı olabilir!
- ertugrul sutkok
- ertugrul
- ertugrul kurkcu
- ertugrul gazi
- ertugrul celik

nedir.Net