imkansiz aska mektuplar « »
26. ve nihayet bir gerçek ! bir sarı kağıt...
saman mı?... değil.
birinci hamur, mecazi ya da değil belki de çok da değerli.
alışılagelmiş mi?...değil.
çok eskilerin sıradışılığında ve kıvrımlarında ama alabildiğine yepyeni...
satırlar mı?...değil.
mısralara dönüşmüş satırlar...belli ki bir özlem hem şehre, hem...belli ki yalnızlık çaresizlik ikizliğinde ve dahi tutanacak
herhangi bir ya da tek dal farkındalığı...sadece o an'lık...
ilham mı?...belli değil.
bir ilham, bir değil, bir ilham, bir değil...tıpkı daha sonrakiler gibi. şaşırtmaca mı?, bilinmezlik mi?, gereklilik mi?, köprüyü
geçene kadar mı?...belli değil.
ve bir mekan ve bir tarih...ve nihayet bir gerçek daha.
değil'siz, besbelli, diyarın biri, zamanın geçmişi ama bir o kadar gerçek, bir o kadar da ırak ve meçhul.
var olan tek miras.
öldü mü?...ölümün de tarifleri varmış demek...yürekten gelip kalemden dökülen ölüm'süzlüğe rağmen miras ise.
inançların, güvenlerin, değerlerin ama nihayet yanılgıların en büyüğü mü?...kendini,inancını, güvenini, değerini inkar
olmaz mı tasdik etmek?...dil varmıyor, yürek varmıyor, uslanmıyor...
dörde katlanıp zarfsız, kılıfsız bir gömlek cebinde taşınıp teslim edildiği günki var oluşunun bütün kıymetiyle dörde katlı, zarfsız,
kılıfsız var olmaya devam edecek...unutturmadan...umarak...
bir sarı kağıt.
27. keşke burda olsaydın...
28. bin yolculuktan arta kalan ben/
çoğalıyorum bozkır'a gidip gelirken..

sahiden bahar gelmiş senin memleketine sevgilim.
geldim;
-yıkılsın aramızdaki duvar- deyişini yineleye yineleye
geldim,
yıkıldı yeniden, aramızdaki duvar.

kızınmışım gibi ağladım göğsüne gömüp başımı.. sürmelerimden, ikimizin geçtiğine benzer siyah uzun yollar çizildi yüzüme. cismim, cisminde... yine.

-beyaz haberlerim var kardeşlerim-

göğsüne saçlarımı döküp bana okuduğun o kırk sayfa feryad-ı isyan'ımız gibi/
pek olsun ömrümüz.

yaşa'yalım.

"şafak"
başka türlü nasıl
"birden doğrulacak"
....

çatlar gibi seviyorum seni.
ne de iyi ediyorum. gönlüme sağlık.

terliklerimle geldim işte/
ayakkabılarım kapının önünde.
29. nihayete erdi/
natamam olmaklık, nafile bir mümkünsüzlüğün peşinde kovalanma hissi, terleyişimden ısınmama hâli..
haklı idi ki iç sesim; turgut ağabeyi okurken/ "bütün mümkünlerin kıyısındayım".
ve evet ki -imkânsız-a bile bütün bütün tut'un'mak hünerini edinmeye başladı mı elkızı; pahası markasından menkul beş para etmez bir sabunun köpüğü gibi yok kalıyor "seçilmemiş" yalnızlığı...

yoksul başlık.
yok'sun başlık.
sana ben -artık-
salt imkânsız'lığa sevdalı metaforlar eşliğinde/ [burada, bu istasyonda, bu siyah paltolu casusun eşliğinde]
yazarım sana.
yazmak'ın cehenneminde kavrula yana, ah min'el aşk'ı kendimce doyura onara.....
30. aşk..*
imkansızdın benim için.. daha ilk konuşmamızda sana da söylemiştim bunu.. aşık olmak istemiyordum.. hele sana.. diyorum ya imkansızdın benim için..
aşkın anlamını değiştirmeye şimdiye kadar inandıklarımı ter yüz etmeye, benliğimi ayaklar altına almaya niyetim yoktu çünkü.. aşka küsmüştüm ve "biri" için tekrar kalbimin çarpmasına, hayatıma birini katmaya, tüm planlarımı ona göre yapmaya, bile bile esareti yaşamaya hiç niyetim yoktu..
sonra..
sen konuştun.. sen konuştukça parçalandım.. inandığım herşey, yaptığım herşey yanlıştı sana göre.. eleştirdin.. yapıcı mıydı yıkıcı mı? hiç önemli değil.. sen sadece eleştiriyordun..
ilk bakışta aşktı benim inancım ama sana daha bakmadan, seni daha görmeden kalbim çarpmaya başlamıştı.. trajikomik bir film izliyor gibiydim.. ağlayacak oluyorum sonra ağzımdan yarılarak çıkan bir kahkaha boşalıyor.. sonra yine boğazıma düğümlenip beni boğuyor ve ben yine kendimi sorgularken buluyorum..
"kibir en sevdiğim günahtır" diyen şeytanken kendi kibirim altında ezilmek daha fazla zevk vermeye başlıyor.. ilk defa zeka benim duygularımı okşuyor.. güzellik değil.. egolarım yıkılıyor, ilk defa kendimi güçsüz hissediyorum..
"böyle devam edemezsin" diyorsun.. "edemediğim yerde geri dönecek kadar kişilik sahibiyim" diyorum.. zaten en büğyük savunmam da bu oluyor.. egolarım yıklırken sadece kendime olan güvenim kalıyor bana..
"ben kendime güveniyorum" diyorum "üstesinden gelebilirim ben bu hayatın"
"sen de güven bana" diyorum..
"gel" diyorsun.. gece yarısını geçmiş olmasına aldırmadan.. aradaki uzun mesafelere aldırmadan sadece gel diyorsun.. yola çıkıyorum.. hala imkansız bir aşksın gözümde.. "iyi bir dost kazandım en azından" diyerek kalbimin salakça çırpınmasını engellemeye çalışıyorum.. bu çaba niye diye sormak bile aklıma gelmiyor.. diyorum ya ben aşık olamam.. olmamalıyım.. düzelen dengemi yeniden bozmamalıyım..
sonra sana geliyorum.. konuşuyoruz.. çok çok konuşuyoruz.. uykusuz bir gecenin sabahında, yorgun bedenimden alabileceğin maksimum kelimeyi veriyorum sana.. ve kelimelerin tükendiği yerde imkansız aşka çarpan kalbimin sesi duyuluyor.. saklayamıyorum artık.. daha fazla saklayamam..
aşk..
hala imkansızsın benim için..
hala sabahları uyandığımda ne zamandır rüyadayım acaba diye düşünüyorum..
hala ani bir acıyla, yatağımdan irkilerek kalkacağım sabahı beklemekteyim..
bu imkansızlık korkusu sonu olacakmış gibi geliyor bazen aşkımın..
korkuyorum..
bunları sana anlatamıyorum..
çünkü öyle eleştiriler yapıyorsun ki bazen.. hasta adama ölümü göstermek gibi..
o kadar benziyoruz ki..
senin öngörülerin, benim paranoyalarım var..
sadece güven bana, benim sana güvendiğim kadar..

okunması korkusu ve umuduyla..
e.
31. -virgül-

"ben burayı susuyorum." desem ne fark eder? bugün sigarayı bırakmalıyım. bugün ben burayı ve aslen orayı susmalıyım. bugün, orada ya da burada sussam, ne fark eder? düşün ki, ben sigarayı bıraktım. ve de dilsizim artık. susuyorum. ne fark eder? konuşursam, bir şeyi "açık" etmeliyim. haziran kadar güzel olmalı konuştuğum şey. bir dağ kadar, farz edelim tendürek. (hiç görmedim.) görmeliyim. seni? seni bir dağın yanında görmeliyim. farz edelim, tendürek. sigarayı da bırakm...

ben burayı ta en baştan susmalıydım. ilham, mülhem; inziva, münzevi; hayal, muhayyel.

şimdi, artık, evet, ben, burayı, susuyorum.

-nokta-
32. atesine vurulmuş bir pervaneyim ey yar! ne zaman yaklaşmak istesem sıcağına, yanar yüreğim. utangaç, korkak, yorgun ağıtlar yakıyorum her gece ardından. sensizlik buz keseli beri bu şehirde; sessiz hayalini biriktiriyorum titreyen dudaklarımda.
33. karşıdan bakıyorum size..
biri hayattaki en sevdiğim, en değer verdiğim.. kimi zaman yaşama sebebim.. kimi zaman tek desteğim..
diğeri onu mutlu eden, yıllardır yüzünü güldürebilen tek insan..
ben mi?
en sevdiğini mutlu görmek isteyen kişi..
*
34. ahh...
[evet, ah! daha güzel başlanamazdı bir mektuba, aferin.]

içim öyle acıyor ki, hala pencereden bakıyorum, üstelik, pencerem bile yarım açılıyor.
[heee, şimdi o zaman burdan çıkaracağımız sonuç nedir? yarım açılan bir pencere, acıyan bir iç, bir de bakan sen. yarımlık şu pek meşhur yarım kalmış sevişmelerin yarımı olsa gerek.]

dokunmak dediğin, tenin kaybolmuş çığlığı değil mi? tendeki titreyiş yiterse aşkın uzak adımları arasında, yere düşerse, üstüne basarlarsa, ne kalır sonra geriye? dünya dediğin en çok dokunduğundu senin. yara dediğin de işte, o kanayan, hep... durmayan... ve ne de fazla söz var dilin ucunda. parmak ucunda ise ne çok heves...
["herkesin tuttuğu kendine!" denirdi lise yıllarında. onu biliyorum ben. sonra da yavşakça zuhahaha diye kahkahalar falan atılırdı. yavşaklık bazen daha az iğrenç geliyor, hatta içten. evet, içten geliyor. çok samimi söylüyorum, dilimin ucundan böyle attırıveriyorum: "herkesin tuttuğu kendine." zuhahahaha...]

giderken ardına bakmıştın üstelik. bakmamış olsan, belki içimi sökebilirdim, ama baktın. biliyordum, imkansız olan, bu iki iç'e sığamayan kocaman sevdayı ağlamadan, sarsılmadan, etinden et koparır gibi koparıp atmaktı. olmazdı. bugün anladım, son treni kaçırdık diye, istasyondan çıkıp gitmek olmazdı. zaten eksik bir gözyaşıydım; akmasam olmazdı.
[daaaat! yanlış cevap! olurdu. ben kendimden biliyorum, tren kaçar, koşarak otagara gidersin; trene binemedim bari otobüsü yakalayayım diye. ya da "hassıçtıır" diyip eve gider yatar uyursun. moralin bozulmaz mı? bozulur tabi. hele de çok gitmek istediysen, çok fena koyar adama. oturup ağlayasın gelir, ki ağlanır da bazen şımarık çocuklar gibi. olur böyle şeyler. mesele o değil, mesele çakılı kalmak ya da kalmamak. imkansızlığın ömrü üç mektuptur. dördüncüsü yazılmaz, yazılsa da el alışkanlığındandır. insanoğlu kuş misalidir. daldaaan daladır. laylomdur.]

oysa bazı şehirler sanki yalnız özlemek için varlar. odalar dolusu anı... sanki yalnız hatırlamak için yaşamışız hepsini. anılarımız var bizim, kuşlarımız göçebe de olsa. şimdi dilimde hep aynı şarkı, içimde hep aynı burukluk, elimde hep aynı gönderemeyeceğim imkansız mektubum. oysa hep bekledim... acıdı hep...
[bazı şehirler çok büyük. insanın ömrü yollarda geçiyor. yol parası da cabası. aşk engel mengel tanımıyor tabi zaten, ben de onun için söylememiştim. ha, şarkı diyecektim. benim de var dilimde, hem öyle imkansız ki. duyduğum an vay bee, dedim. tam bir imkansız aşka mektup cümlesi. şöyle;
"yeter artık, aç gözünü! ben senin askerlik arkadaşın değilim!"
çok net. alkışlıyorum. ayakta. vallahi.]

şimdi ben, içimde bu sızıyı taşıyacak oluşumla, hep ve hep, ve durmadan ağlayan içgözümle, yolu tıkanmış bir kalp atışına sırtımı dönüp, gidiyorum geldiğim yoldan. keşke, diyorum, keşke biraz daha uzun olsaydı zaman. keşke biraz daha kalabilmeye iznim olsaydı hayattan. bu kadar işte... keşke biraz daha dokunabilmek olsaydı sana...
[nokta budur. keşke iki yol daha sevişebilseydik. neyse, demek kapandı sonunda dükkan. kelebek gibi yav bu aşklar; kozasından çıkıverince kal geliyor, bir hoş oluyor. kedinin uzanamadığı ciğeri bir kez koklaması sonucu yaşadığı şaşkınlıkla "mundar" değil de "enfes" demesi durumu gibi. ya da böyle bir şey.
neyse ne işte; anneeeee, bitttii! ]
35. nerdesin? çoktandır yoksun hayatımda, rüyalarımda.. rüyalarımla hayatımı ayıramam bilirsin. o yüzden razıyım en azından birinde olmana. zaten hangisinde olduğunu bile kestiremedim hiç.
en umutsuz anımda, en küsmüş en bitkin anımda rastladım sana. önce sadece yazdıklarını okuyordum. içimde bir şeyler kıpırdadı. inanamadım. yine gündüzlerime taşmış rüyalarımdan biri sandım seni.
ve hala bilmiyorum. gerçek misin, rüya mı? gerçek olduğuna emin olduğum bir insanla yanyana görsem seni inanacağım.. ama ben, elimden geldiğince inanmamak için direniyorum. sen gerçek olduğuna emin olduğum birinin yanına geçince o kişi de şüphelere mahkum oluyor. onun gerçekliğini sorgulamaya başlıyorum bu kez. sonra o anı sorgulamaya başlıyorum. gerçekten yaşıyormuyum bu mekanda? yoksa şu an yatağımda, yorganım kıçımı açmış uyuyor muyum?

ve şimdi yoksun. ve ben gerçek olduğunu şimdi anlıyorum. keşke hayal olsaydın. o zaman istediğim an gelirdin yanıma. her anımız beraber geçerdi.
ama sen de haklısın. her anını sorgulayan bir adamla yaşanmaz.
hatırlıyor musun? ilk gecemizdi. ilk buluşmamız. ben sana bakıyordum. yataktaydık. "neden bakıyorsun öyle?" dedin, "sen gerçek misin?" diye karşılık verdim. hoşuna gitmişti. gülümsedin. bunu cidden sorduğumu anlamadın. yoksa yine çatardın kaşlarını, o sert ifade belirirdi yüzünde yine. sonrakilerde hep böyle oldu.
gün geçtikçe gülümsemen soldu. o canlı kıpır kıpır adamdan geriye hiçbirşey kalmadı. karanlık dünyama hapsettim seni de. bir gece uyandım. sen uyumuyordun. gözlerin kanlanmıştı ama uyumamak için zorluyordun kendini. "noldu? neden uyumuyorsun?" dedim. "gerçek miyim, sen uyuyunca bana ne oluyor eğer hayalsem" dedin. ağlamaya başladın. "inan bana, ne olur inan" dedin. yalvardın. ama "inanıyorum" diyemedim sana.
sonrasını anlatamıyorum bile. hep kötü şeyler oldu ve ben senin peşinden koşacağıma hayal olduğuna daha da inanıp "nasıl olsa gelecek geri" dedim..
gelmedin..
ve ben şimdi inanıyorum senin gerçek olduğuna. ve şimdi kahroluyorum. sen herşeyinle hazırdın benim olmaya. sadece gerçek olduğuna inanmanı istedin. rüyalarımı süsleyen beyaz atlı olmadığını görmemi istedin. tüm dokunuşların, tüm sevişmelerin gerçek olduğunu anlamamı istedin. ama ben yapamadım.
şimdi inanıyorum sana
ama sen yoksun.
yoksa hiç olmadın mı?
36. sevgili canan

sana yazdığım mektuplara " sevgilim canan" diye başlayacağım günlerin umuduyla yaşıyorum.


diye başlayan mektuptur
37. sessiz bir gülümsemen
yüreğimi ısıttı
sensizliğimi anladım
kaçmak istedim
mesafeler kat ettim
hep yanıldığım gibi gene yanıldım
kaçamadım
bir damla yaş ile ıslandım
kurumak için güneşe çıktım
rengim soldu, sarardım…

sana dair kurduğum her bir şey gibi bu da bende bir sır olarak kalacak, mektupla göndermem sırrı bozmuyor çünkü mektupları sırrımı sana açıkladıktan sonra sana vereceğim. sırrı mı açıklayamazsam ki bu ihtimal diğerinden daha fazla her mektup ile bu sırrı kalbimde biraz daha büyüteceğim.
38. çünkü insanın gözlerinde sönen, yaşamın coşkun seğirtileridir. köşebaşları tutulmuş ve insan koyu kahvelerin telverinde boğulmaktadır. çünkü sabahlar yılgın ve nikotin tadındadır. ve bir avuç keder vardır elde. oysa:
/halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti/

sonbahardır, yağmur ve kalpte derin çizikler vardır. gözler illa ki yeşildir, illa ki nemli. çünkü acının tarihidir gözler. çünkü bir çift göz değiştirebilir her şeyi:
/sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni
artık kimse denizi bilmiyor

dirseklerini masaya koyuşundan belli
gelip geçen bir günü bitirmek istemediğin
sevda bir umut buldu sende/

insan hesapların peşinde koşmamalı böyle zamanlarda. eğer yaşanacaksa bu hayat, kendini öylece aşkın götürdüğü yöne bırakmalı. ne sokaklar öpüşmek için çok dar ne geceler sevişmek için kısa. ne de biz birbirimize eksiğiz:
/tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil/

elini elimin üstünde hissettiğim her an bütün bu çılgınlığın bir gün biteceğine inanıyorum. sen ne zaman gülümsesen her parçamı hayata katıyorsun. ben ne zaman seni görsem dingin denizlerin güvenli sularına ayaklarımı sokuyorum:
/ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin/

belki yazılmıştır alnımıza yollarımızın ayrılığı. belki elden düşen bütün saksıların kaderidir parçalanmak. belki sadece birbirimize direnç olmak adına denkleşmişizdir bir aralık. sonra el değmemiş yerlerimize düşülen notlarla hazırlanmıştır bavullar. ne dönmek mümkündür artık ne de bitişmek:
/bilerek mi yanına almadın
giderken başının yastıkta
bıraktığı çukuru/

gözlerimiz duvarlara dönük. içimizde biriken bütün eksilmeler insanı uyurken sıçratan kabuslara dönüşüyor. kaç bin gecedir huzur dolu bir uyku uyumamış olmaktan küçülüyor gözlerimiz. sebep kor olup yakıyor avuçlarımızı:
/mahpus gibi tutsak gibi belki köle gibi
yarını olmamak gibi bir duygu içindesindir
belki de kendini bağışlamıyorsundur
benim hiç bilmediğim bir şeylerden ötürü
kırık trenler gibi öylece kalakalmışsındır
kalkıp gidip çekirdek almayı düşünüyorsundur
ya da uyumak istiyorsundur herşeyi unutmak için
belki sen de benim gibi ölesiye yalnızsındır/

cebinde ellerini taşıyan bir adamdım. elleri cebinde gezen biri olamadım hiç. ne yana dönsem batıyor hayat. yüzün aynalarda, yüzün aynalara..
39. "imkansız oldugu için yazıyorum, şiirleri ve şarkıları da, kulagına fısıldayan ben olmasam da, uyandıgında.."
40. ben geldiğimde sen gitmiştin..
geç kalmak bütün aşkların yazgısıdır. aşk müntehirdir, insan gibi. bileklerinde çetele tutulur. lavanta kolonyası kokar. kasımdır, yağmurdur. aşk müntehirdir.
aşkı tarif etmeye çalışmakla vakit kaybederken ben, geç kaldım. geldiğimde gitmiştin.
sen biraz daha beklemiş olsaydın, ben biraz daha acele etmiş olsaydım, yaşamaya vakit olsaydı, dünyanın gerçeği değişebilirdi. geldiğimde gitmiştin.
lavanta kolonyasını senin yüzünden biliyorum. az şekerli kahve içiyorum sen yüzünden. zarif çoban'dan mülhem cümleler kuruyorum; 'ne çok aşk var'.. geldiğimde gitmiştin.
en sevdiğin türküyü tanıdık seslerden dinliyorum. /ığdır'ın al alması aybalam/yemeye bal alması/yâr gelenden sonra/yaralarım sarması/ölürem yâr/yetimem yâr/yazıkam yâr/sevirem yâr/sevirem yâr/sevirem yâr/

biz neydik?
tanıma sığar mıydı yaşadıklarımız?
/anılar ki genç ölümler artığı/ canlanıyor gözümde. güzel bakardı gözlerin, beyaz haberler getirirdi. böyle başımı ellerimin arasına almazdım, tütünle boğmazdım ciğerlerimi sen bana bakarken. intihalarda konaklamazdım.
saçların uykularıma uzardı. örülürdü düşlerime siyahın tel tel varlığı. ben böyle kaybolmazdım.
ne zaman sıçrayarak uyansam elini göğsümde bulurdum. ben böyle dizlerimi göğsüme çekip, yüzümü düşürmezdim, yanımda sen uyurken.
dudaklarından çıkan her kelime muştu olurdu. sancılarımı iyi edendin. acıya gülerdim sen varsın diye. ben böyle kıvranıp sabahı beklemezdim.
[ben seni beyaz haber ustası/olasın diye boğmadım-doğurdum]

/bir ilkyazdan koca bir güz yontan adam/dım. sesimi kaybettim.
geldiğimde gitmiştin. şimdi sadece üzgünüm. merdiven boşluğu hissi var içimde. lavanta kolonyası almaya korkuyorum. karanlıkta oturuyorum çok zaman. uyumakta zorlanıyorum. kendimi kaydediyorum bazen. yaşamaya üşeniyorum. içimdeki bu bitirme düşüncesini çıkaramıyorum aklımdan. aklımın karanlık odaları dolup taşıyor.
aşk müntehirdir. [ve sabır olmasaydı/yeryüzünde birgün kalınabilir miydi?]

giden, alışkanlıklar bırakıyor arkasında. tavana bakma nöbetleri, tablada unutulan, tükenen sigaraları tazeleme istekleri, giden, sözler bırakıyor arkasında. giden, kül bırakıyor. /ey yangınlar artığı/
iki'den bir'i gidince baş yastığa, göz yola düşüyor. geldiğimde gitmiştin.
zamanı geri çevirme isteğinin deşilecek yaralara nispet edeceğine inanmaktan daha çok aklıma kazınan dizelerin yolunu takip etmeyi yeğlerim.

[..aldırma gecenin ışık oyunlarına
deryâdil
teni değil seni sevdim
bunu bil..]
41. cezmi ersöz tandanslı yazarların alternatif kitap ismi
42. (bkz: şizofren aşka mektup)
43. imkansızın tam anlamını seninle öğrendim, sağol,
her şeyi öğrettiğin gibi, bunu da öğrettin bana.
çapımı bildirdin bana, haddimi, bildirdin.
ulaşılmaz olduğunu gösterdin.
benim bir hiç olduğumu gösterdin.
inkar etmedim.

ben hiçim artık, önceden de hiçmişim, sen söyledin.
her sözüne olduğu gibi bu sözüne de inandım.
madem ki imkansızsın;
madem ki ulaşılmazsın;
madem ki ben bir hiçim...
buyur işte, gidiyorum;
imkansızlığa imkansızlık katarak...
seni kendime katarak...
nefretini nefretime katarak...

bir yol ayrımındayım sanki,
nereden geldiğimi bilmiyorum...
yolların nereye çıkacağını da bilmiyorum.
en iyisi bu ayrımda oturmak,
ve yeni bir yol gösterici beklemek...

imkansızı değil, mümkün olan aşkı beklemek...
seni değil, seçilmiş kişiyi beklemek...

hoşçakal...
44. bu son mektubum sana,
yeter lan yeter,kime göre neye göre imkansız. ben salak mıyım? imkansız oldugunu bile bile seni sevmeye devam edeyim. al işte bende gidip yan komşunun orospu kızıyla yattım seni aldattım işte. al şimdi hadi yoluna. ben artık basit aşklara takılacam. elveda.
45. sen, dümdüz ovalarında dünyanın, açan tek papatya, canla kanla sarıldıgım, kıtaları ateşe vererek, yanarak ve tükenerek ulaştıgım ama düşüncelerimin, hedeflerimin ötesine geçemeyecek bir sen. bir ova işte dümdüz, yorulmaksızın koşuyorum sana dogru, ortak bir noktada buluşmak mümkün degil ve bir ömrü bu şekilde harcayamam ne yazık ki. bir hayatı sana adamam mümkün degil sadece paylaşmaya calışabilirim. hindistan'a gitmek istediginde kabul etseydim, gitseydik ve orada sefalet içinde yaşasaydık evet eminim mutlu olurduk, keşke burada da mutlu olsaydık, hindistan, ruhani evim, evet gitmek kulaga hoş geliyor ama gelemem ve seni de tutamam. hedeflerden vazgecmek zor, vazgecmek kolay olsa bile kabullenmek zor.
ama yine de seviyorum seni, bedeninden bedenime, gözlerinden gözlerime sıçrayan ateşi, dudaklarında kendimi kaybetmeyi ve her defasında sana yeniden aşık olmayı, şarkı sözleri, şiirler yazmayı ama ayrılıktan bazen kaçış mümkün olmuyor, senden hiçbir şeyi bırakmanı isteyemem ve beni biraktigina, senin yanındayken, seninle konuşurken aglamam, agladıgımı hissettirmem sana ve inanıyorum, yarın ikimiz için de farklı bir gün olacak, birbirimizi unutacagiz. dudaklarını da unutacagim, gözlerini de... veya kendimi unutacagim bir havaalanında...
bilemiyorum
46. bütün gece uyumadım..
yatağın sol tarafı bomboştu
ama ben yine de ortaya yatamadım..
elimi seni aramak için her attığımda yastığa
içimde çığlıklar koptu...
her dakika kabuslardan uyanmanın acısını bilir misin,
peki o kabusların gerçek olduğunu idrak etmenin?
kalp atışlarını kaça kadar saydın sen
hiç bunu yapacak kadar boş oldun mu?
bomboşum şimdi
ve saydım
inatla saydım
tek bir kalp atışında
beynime hücum eden kanın
herhangi bir hücrede
seni düşünmek dışında bir şey yaptırabilmesi için..
saydım..
olmadı..
kalbimden çıkan her bir zerrecik
seni doldurdu düşüncelerime
o da yetmezmiş gibi
tüm bedenime..
titremelere mahkum oldu bedenim
sen yoktun
sol yanım boştu
ben boştum
üşüdüm..

bütün gece uyumadım
büyük bir yalnızlıktı yokluğun
ya da büyük bir yanlışlık..
47. kelimeler anlamını, zaman sinsiliğini kaybetti günlerdir. beklemek, belki de hiç bu kadar yorucu olmamıştı. soru işaretlerine rağmen yaşamaya çalışan bünye, artık nefessiz kaldı. iyi olur diye beklemek benim için zor olurdu, her şey kötü olacak sanma yaşanan en kötü buydu! eğer ki, tam yerimi bilseydim hayatında, durup düşünmeden koşardım. ama şimdi sabit duruyorum, ve kendimle çelişiyorum. sana ve varlığına rağmen yaşamaya çalışıyorum.*
48. seni severken kendimden de nefret etmeye başladım. sana olan sevgimle beraber kendime olan nefretim artıyor. nasıl bir duygu olduğunu hayal bile edemezsin sen bunun. tüm hayatımı oluşturan değerlere saçmalık gözü ile bakan birini sevmek. ben senin güzelliğin üzerinden mutlak güzelliğe varıyorum, sen ise gerçek güzellik ne demek onu bile bilmiyorsun. sahip olduğum en güzel şeyin senin için hiçbir anlamı yok. ama gene de seni sevmekten vazgeçemiyorum, kendimden nefret ede ede seni seviyorum ve senin üzerinden mutlağa varıyorum. *
49. sevgili adriana lima evlen benimle.
kötü bir niyetim yok sadece izlicem seni sen öylece dur ben izlesem yeter....
50. [elim sana ait bir çaya şeker atar gibi tereddütsüz ve işlek olmalıymış]

...

.
« »
Alakalı olabilir!
- imkansiz ask yoktur
- imkansiz ask
- imkansiz kelimeler
- imkansiz ask siiri
- imkansizi duslemek

nedir.Net