imkansiz aska mektuplar « »
80. kalbimin güneyi , yağmur çiçeğim,
kelimelerin rüzgarına kapılmış yüreğim,
nerden bilecektim ki?
nasıl bilecektim ki ?
seni böyle seveceğim.

İmkansızım,ulaşılmayanım, dokunulmazım....

kalp gözü , iksir , safir ve tılsım
ve birazda şiir yeter mi dersin sevgiyi toprak altından çıkarmaya,

Şarabi iklimlerden kaçırılmış çocukluğumu, sana rehin bırakıyorum,
karşılığında gözyaşlarını dolduruyorum matarama,

kadife tenlim , sende bilirsin,
sevdiğin kadar sevilmezsin
ve bunun aşkın sonunu getireceğini bilmezsin.

Şimdi gel de yaşadığımız asra inat,
tüketmeyelim sevdayı,
tüketmezsek gitmezsin...

kaç kelime çöpe atıldı?

kaç fotoğraf ateşle yakıldı
ve kim bilir kaç aşk gerçekten hak edene ulaştı?

aşk dediğimiz hileli zar
oyun bittiğinde
kim kime , hangi gözle
nasıl eder nazar...

muska dillim,
alnımda mührüm,
tarihin tüm kilitlerini kırarak geldim.
dokunulmamış ormanlarımı,
sürülmemiş topraklarımı,
içilmemiş pınarlarımı sana verdim.

karşılığında ruhumu istedim
yaralanmayan , parçalanmayan , aşık olabilen ruhumu...

dikine yüzdüm çamurlu şelalelerin,
kaynağını görmek istedim bizzat,
boğulmak istedim belki de
içinde o tertemiz berrak gözlerinin...

sana yaralı bir yürek veriyorum.
yanında ömrümü,
unutulmuş sözcükler , kayıp kentler , saplanmış bıçaklar
ve hep ikincililiklerle dolu ömrümü...

biraz gülüşünü istiyorum
biraz da acıyla şişmiş tenini,

unutmak istediğin anıları , gözyaşlarını
ve korkularını saklamaya geldim.

sevgiyi tanrı
dürüstlüğü din bildim
ne tanrımı ne dinimi değiştirmedim.

gözlerim neşter oldu yardı geceyi,
ölçü tutmuyor şiirim başak kokulum,
kızıldeniz saçlarını ikiye ayırdığından beri...

sana seninle geldim.
yüzünün aynası , bilincin dağılması kadar sendim

hafızamdaki tüm harfler eridi
sanki kıyamet koptu da bir ben ölmedim.

tek bir kibritle kundakladım benliğimi
geride bıraktığım sentetik limanlara dönmemek için...

uçurumlar kadar derindi geçmişim
seninle umut etmeyi öğrendim.
sımsıkı tutundum yapraklarına,
sildim kervanların izlerini gövdemin çöllerinden...

sana kor kadar sıcak , kumlar kadar dağılmış,
ve bir o kadar da yalnız geldim.

Öfke , ihanet ve gün batımlarından
sevgi , şefkat ve yakamozlara geçtim,
seninleydim....

sana alnımda bin okla geldim.

uzun zaman alır kısa bir anı canlandırmak,
düştüğümde tutunacak bir yer bulamadığım pencere olur aniden aşk...

ayrılırsak kırık camlar bırakırsın kalbime
her atışında kan olur içim,
ellerimi bıraktığında anlamaktan korkarım
bulunduğun yerin çok yüksek olduğunu...

derin dar bir uçurum olurum.
sana seslenirken sesimin yankısında yanar kaybolurum.

hayatım geçsin isterim kollarında
camlar batar ayaklarıma
ve ben yine yalın ayak yürürüm geceleri...

diskolar ve sefiller sokağından geçerim siyah bir kentin
kuşların ağzında çırpınan bir can olurum
parçalanır hiç olurum
içimdeki seni senden önce vururum!

kalbime son mermiyi sıkanım,
bilincimi dağıtanım,
bütün im'lerimi senin için yaktım.
Şehrim sallandı , utandı bütün dünya,
içimdeki şair öldü sana bu şiiri yazmakla...
79. sigaramın dumanına sarsam
saklasam seni
gitme gitme
gittiğin yollardan dönülmez geri
gitme gitme
el olursun sevdiğim incitir beni

biliyordum, ilk buluşma anımızda kesilmişti ayrılık biletimiz.. sana ilk baktığımda ayrılık günümüz hatta saatimiz belliydi.. biliyordum.. büyük aşklar yollara dayanır masallarıyla büyümüştük... bu kadar acıtacağını yazmamıştı masallar.. dayanamıyorum...

sonuna kadar geldim aşkın
kavuşamadım ben sana
...
bekledim inan seni her gün

sonuna geldim aşkın.. sonluymuş.. sonsuz demiştim sana.. yalanmış demekki.. of be aşk (aşkım demem ben bilirsin) olmadı.. sonundayım işte.. bir meltemlik rüzgar yetecek.. ha bitti ha bitecek.. (gülce adlı şiirden etkileştim)

beni sen al yeminim var
kül oldum söndüm ateşine sar
beni sana sar

yeminim vardı değil mi.. bi masal da biz katacaktık bu "aşk masallarına".. bekliyorum hala bu masalın "happily ever after" kısmını..

her aşk bitermiş bir gün bildim
her aşk bitermiş öğretildim..

ilk buluşmamızda bu çalıyordu hatırlar mısın? bu şarkıyı çok severim deyip söylemeye başlamıştım ben de.. ilk buluşmada dinlenilcek şarkı değilmiş.. her aşk bitermiş öğretildim ben de...

bir de sen gitme
bir de sen gitme içimden
yaralıyam ben

otobüse binmeden önce ben bu çalıyordu.. sen ağlıyordun ben ağlıyordum.. şarkıyı özellikle koydurmuştun.. ne diye inanıp otobüsün kalkmasına 3 dakika kala otobüsten indim ki?

there is love
there is love
to be found..

buldum.. bulduk.. ama bulunan her şeyin kaybedilmesi de gerekirmiş.. hayatın kuralı buymuş.. şimdiye kadar hiçbir "seni seviyorum" bu kadar deşmemişti yüreğimi.. hiçbir ayrılık bu kadar yarım kalmamıştı.. ilişki zaten başlamadan bitmişti..

the dreams in which i'm dying are the best i've ever had
i find it hard to tell you
i find it hard to take

rüyalarıma girmeye başlamadan önceydi.. uçardım.. düşerdim.. ölürdüm.. yaşamak sıkıcıydı ve bir tek rüyalarımda ölebiliyordum.. sonra sen geldin.. ilk defa biri bana birşeyler beklemeden, beni kutuya koyup paketlemeden, elinde bir törpü "neresini yontsam" diye düşünmeden gelmişti.. sana bunu anlatamadım.. neden özel olduğun hep bende kaldı..

not: birkaç eski ya da halen devam eden aşka yazılmıştır..
78. kısaca ...
seni seviyorum...
77. cok sevgili imkansız askım

bok ye.

76. "eman eman dilo"

kollarımı kavuşturdum ve bakıyorum. bakıyorum, uzun ve öksürür gibi. öksürüyorum, kollarımı kavuşuturup. öksürüyorum, uzun ve bakar gibi. bir yere?

mihemed şêxo dinliyorum. kazım koyuncu dinliyorum. mazlum çimen dinliyorum. neşet ertaş dinliyorum. nevzat karakış dinliyorum. ezginin günlüğü dinliyorum. koma hemdem dinliyorum. zeki müren dinliyorum. nick cave dinliyorum. yasemin göksu dinliyorum. şivan perwer dinliyorum. tamer çıray dinliyorum. tara jaff dinliyorum. mihemed şêxo dinliyorum, gözlerimi yumup. "eman eman eman dilo".

git git bitmez bir yol bu. çok kolay çağrışan iki kelimeden biri; el sürçse hemen tamam olacak. yol yok. yok yol. bir de mavi sakal dinliyorum. iki yol var diyen. gözlerimi yumup.

çay demledim az önce özene özene. öğrenmiş olduğum gibi diyarbakır'dan. önce demliğe çay ve az su. sonra yavaş yavaş kaynayan su, yıkadığım çay ve koyu bir demlik. o zamanlar sigara yoktu, çay vardı sadece. şimdi diyarbakır da yok; sigara var, çay var hala, kaçak bir de.

yollardan geçerken (var sandığım) tabelalara bakıyorum hala, bin yıllık alışkanlığımdır. çoğunda ağız dolusu gülüşler. onların bizim için sevinmesine seviniyorum. ne güzel gülüyorlar, ağız dolusu. ben de gülüyorum bazan ama hiç fotoğrafım olmadı öyle. çektirirsem eğer, yakama asacağım o fotoğrafı. üzüm asacağım ya da yakama. beklesinler orada. belki çare bulurlar ben ezginin günlüğü dinlerken ve gözümü yummuşken.

uyurken ayağım üşüyor. her şarkıya bir paragraf olsun istiyorum kulağımda. her şarkıda bir paragraf olsun. bir paragraf bileyim ben sadece bir şarkıyı, paraf. şimdi bir paragraf keman. işte gidiyorken. yol yokken, nereye gidilebilirse işte. yollar ayrılırken ve ben görmeden nereye gidilebilirse o kadar gidiyorum. bir çayın demine ne kadar su dökeceğimi bile bilemezken, onu da beceremezken, ne kadar biliyorsam, o kadar gidiyorum. işte. kollarımı kavuşturuyorum. çiçek oluyorum öğretmenim. numaram da dokuz yüz altmış altı üstelik. o zamandan beri, saçmalıyorum öğretmenim.

işte gidemiyorum.

birçok kitabı yarıda bırakıyorum. birçok şeye başlayıp bitiremiyorum. mektupları da yarım bırakmak istiyorum çoğu zaman. el yazımdan yoruluyorum. bütün bunlar için, ne kadar gevelesem azdır. ben sadece kolumu kavuşturmak ve gözümü yummak için geldim buraya.

"dîlber eman"
75. mutlaklik da muglaklikla ayni delirticilikte,
ve ic organlarimi suraciga kusarak ölmek istiyorum
elveda baretta!
* *
74. levlüm,

duamda seni sustum; çünkü kurbet yok.
73. İman ettim. konyalı bir medrese hocasının – ki aklı ‘selim’, gönlü henüz kor alevin kurbiyetine varamamış – hallerine vakıf bir tebrizli’nin, yaktığı aşk potasında eridikten sonra, ilahi beyanın kalıbına dökülmüş sözlerinden devşirdiğim bir anlık hissiyatla iman ettim. rüzgar varsa, bir estiren de vardır. İsimler ardı ardına geliverdi gözlerimin önüne: ya kayyum, ya hakîm, ya settâr… son hatırladığım, ya hâyy diye fısıldamış olmasıydı kulağıma, bir yağmur tanesine gökten yere kadar refakat eden bir meleğin. aklıma öyle bir fikir islendi ki; madem ki hayat veren o, neden ki hayat verdiği şeyde hikmet olmasın? yahut, neden rüyalarımda cansız olan sevgiliye, ya hayy ismiyle tecelli buyurmasın? İman ettim. sonrasında ibadetim tefekkür oldu. rüyalarımın birisinde, belki de en güzeliydi, seni gördüm! titrek bir alevin kağıdıma düşürdüğü belli belirsiz gölgenin altına sığınırcasına kalemimle aşk yazmak istedim. İsmini düşemeyecek kadar kağıda, hakîr bildim kendimi. İsimsiz bir aşkın, daha bir imkansız olduğunu bildiğimden belki de, sana dair hep bir zamir kullanma hevesim.
İmanımla inkarımın arasına konyalı şair girmedi sadece. arkasından yüzlerce yılı devirmiş kelimeler çalındı kulağıma. yakînim arttıkça, ümidim; ümidim arttıkça da aşkım çoğaldı kalbimin mahzenlerinde. karanlık ama bir o kadar da geniş bu mahzenlerde, inkara dair fikirlerin tohumları vardı, bir de sana dair aşk kırıntıları. geçmiş parçaları birleştirip, rüyama teşrif edişinin kutlamasını yapmalıydım. Öyle ki, bir kez daha davet edeceksem seni gönül saraylarıma, aşk denilen illet – o zaman böylesi ızdırap dolu değildi dilim – en kesif ve en sarsıcı kokularla süslenmiş olmalıydı. sen kalbimin orta yerinde depremlerle gelmeliydin. ben yaşlı bir şehri fethetmeye giden genç bir adam gibi iki büklüm yürümeliydim aşkın sokaklarında. kalbini kuşatmak zor değildi. kalbimde sana dair bir misafirhane hazırlamak da tamamdı. lakin bütün iş, bu seferden zafer kazanmaktı. aşkı savaştan çok imana benzettiğimdendir, bir zafer değil, bir terakki bekledim durdum. sen, aşkın henüz asfaltlanmamış, çakıl taşlarıyla dolu yollarında yürüyemeyecek kadar narin, ben bütün gemilerini yakıp kumsalına ayak basmış bir gezgin… tut elimden yoksa düşerim, demiştim; seni karanlığıma çekemem, demiştin.. ve aşk bu iki zehirli cümlenin iğneleyici tonlarını içinde hapsedip de, büyükçe bir yaraya ortam hazırlarken; gözlerimiz çözülüverdi, ellerimiz tutmaz oldu ve ‘hubb’ kökünden üstümüze düşen heyelan-misal bir merhamet dahi, bizi kurtarmaya yetmedi. aşka susayan gönül, sevmeye meyil gösteremezdi. cehennemi, yok olmaya tercih etmek istese de gönül; aşk vadisinde her gün sevgiliyi görmek ama ona yüreğinin sırrını açamamak, günahların neticesinde cehenneme düşmeye benzemezdi. vücudumuzun, imkan dahilinde olduğu ve ardından mevcud bulunduğu bu oyalanma yerinde, aşkımızın imkana dahi yaklaşamadığı saatlerde, bir komutanın, fethedemediği şehre bakışıyla eş değer bir derinlik hakim gözlerimde. bütün imkanlar seferber edilmemiştir belki, ancak yanlış şekillerde denenmiş bir fetih girişimi, başarısızlıkla sonuçlanmışken; ‘bir kez daha’ diyememenin gırtlağımda biriktirdiği inmelere aldırmadan… seni seviyorum! ya hayy, öldür beni!..
*
72. bugün sana aşığım..
elim telefona gidiyor, gözüm seni arıyor.. sana birşeyler yazıyorum, yollamayacağım mektuplar... Şiirler... serzenişler belki de..

Şimdi geleceğe bir mektup yazıyorum, kulağımda bir şarkı var; 'hiç mi özlemedin? hiç mi hakkım yok? bir ara, bir sor allah aşkına...' ama aramıyorsun.. aslında biliyorsun aramanı beklediğimi.. bu yüzden ben de aramıyorum.. seni yine şaşırtmamış olacağım çünkü... seni aramamı, sana gel dememi bekliyorsun biliyorsun dayanamadığımı... anlıyorsun.... oysa sen de bana "üzgünüm, seni üzdüm" demenin bile yeteceğini biliyorsun, ama gelmiyorsun.. gelmeyisini kabullenemiyorum gidisinden çok bilmiyorsun.... korkuyorsun çünkü.. aşık değilsin bana, düşkün değilsin.. Şimdi mi anladın peki? bana sevgilim derken, bana sarılırken, sarılıp uyurken de bilmiyor muydun?

başka endişelerin var belli ki, başka korkuların.. beni yanında istemeyecek kadar yanlızlığı özlüyorsun belki ya da ben, o, bu farketmiyor sen hep böyle kalmak istiyosun... belki başka bir alternatifin var, onun için zemin hazırlıyorsun.. herneyse işte..
ne kadar basit düşünüyorum değil mi? ama beni hep cevapsız bırakıyorsun ve bunların hepsi ihtimal dahilinde, biliyosun..

sen beni kendinden nasıl mahrum bıraktın böyle... buna hakkın var mıydı?
yavaş yavaş, doz doz sızdın içime.. sonra tam ölecekken ben, çektin elini eteğini.. bana ölmeyi bile çok gördün, ne iyileştirdin ne öldürdün..
arada bıraktın beni, hastaydım zaten biliyordun.... bıçakla keser gibi, birden bire kaybulup, yittin... beni bağladığın yerden kestin..
şimdi uzanmış yatağına uyuyorsun ya da bir başkasıyla sevişiyorsun belki..
bu muydu seni bu kadar çok severken benim hakkettiğim.. ya yaptıklarım, ya ettiklerim, kendime ettiklerim böyle sorularla.. hiç mi hatırı yok, doyduğumuz, içtiğimiz, uyuduğumuz günlerin..
adam gibi terkedilmeyi de mi haketmedim..

İçinden kalbini ellerimle söküp, ayaklarımın altında ezmek isterdim.. kanayan yaralarına tuz basmak, ağlamanı görmek isterdim aslında.. eğer sana unutacak kadar bile kıyabilseydim...

sahi sen hislerini ne zaman yitirdin.. neden orda yolumun üzerindeydin? sarılmasaydın bana keşke, sen uyurken izlemeseydim seni.. ellerini ellerimden alamadan öylece oturmasaydın yanımda, bana hiç sevgilim demeseydin.. keşke hiç gelmeseydin.. sen nedir ben bilmeseydim..

bana birgün demiştin ya iki sene sonra da aynı şeyleri hissetmeyeceksin diye.. bir yıl bitti ben hala aynı yerdeyim..

geleceğe yazdığım mektup bu yüzden işte.. sen yine olacak mısın birgün başka bir şekilde, başka bir tende, başka bir halinle yine yakınlarımda olacak mısın bilmek istedim.. karşılaştırmak, anlamak, görmek istedim..

ben seni sen bana bir kez bile dokunmadığın halde o yıllarda bekledim..
Şimdiyse saçlarının yüzüme gölgesi düşmüş, tenine sinen kokuna aşina olmuşum, seni koynumda uyutmuşum, önüne bir tabak yemek koymuşum, ayakkabılarımı kapının önüne koymuşum, şiirler yazmışım, özlemişim, aramışım, yanmışım..

birini özlüyorsan zaman hiç geçmezmiş, başka biri dokununca ağlarmış insan.. bilmezdim..

yanımda olduğun günleri özledim.. bakalım senin dediğin gibi aşk diye birşey yok mu?
aslında varsa da sen onu geride bırakmaya mecbur bırakmış olacaksın beni...
gerçi çoktan öğrendim de gerçekleri hep reddettim ben..

keşke baksaydın yürüyüp giderken neyi ezdiğine..

belki ben nimettim, belki sendim.. belki seni kimsenin sevmediği gibi sevdim..
o kadar zamanda bunu nerden bilecektin..

sana yakışan bu muydu yani? sen bana mutluluğu yaşatırken aslında en iyi terkedilmeyi öğrettin..
hadi kaç bakalım.. koşmayacağım.. arkandan koşan yoksa koşabilecek misin?
ya koşmaktan yorulup, durup ardına baktığında nefes alabilecek misin?

hoşçakal tatlım benim, ben de anılarımızı terkediyorum..
bana dön ya da dönme... bana git diyorsun ya gerine gerine, bilir gibi içimi.. peki...
şimdi gidiyorum işte..
ben sana döktüğüm gözyaşları için kendimi çoktan affettim..


badraggled
71. gulmenin moda oldugu bir devirde agliyorum,
genc olmanin moda oldugu bir devirde yasliyim,

seni sevmenin daha az cesaret istedigi bir devirde senden nefret ediyorum
charles bukowski
70. garipseyemedigime 1

düşünüyorum da o günü, o sigarayı
yürüdügüm yollardasın sen, içtigim sigaralarda
varlıgının yoklugundan öte,
yoklugunun varlıgı var ya
deli ediyor beni
oysa, oysa sevseydin beni
özgürlügü sevdigin kadar..

*
69. kişi aşkın her ne kadar imkansız olduğunu bilse de mektup yazmak en iyi ilacıdır imkansız aşkın.aşk çoğu zaman imkansızdır ama her sıfatı taşımayı bilir aşk.
68. gözlerine bakamadım hiçbir zaman çünkü sana hiç o kadar yaklaşamadım, hep üç kişilik mesafe oldu aramızda ben birini bile atıp sana varamadım..

korktum! yanına gelsem, mesafeleri bitirebilsem, nefesim seni inciltecekti zaten gözlerine bakamazdım o kızların bakışlarını gözlerinde görmeye dayanamazdım, karşında ağlamaktansa uzağına razıydım.

belki hiç bilmedin, bilmemeliydin! böylesiydi makbul olan, gizlisi imiş en makbulu.

ben sana dair hep yazmak istedim ama acizim kelimeleri bile yönlendiremedim.

düşüncelerimden ürktüm çoğu zaman sadece hissetmekle yetindim acı duydukça sigarama sarıldım, dumanı ile dağılayım bin parça olayım istedim, çünkü toplandıkça, parçalar birleşiyor, yüreğimde sen oluşuyordun. artık dağınıktım ruhum bin parça oldu, içimde sen yoktun ama ben gene de toplanamıyordum..

ve şimdi .bittin. bitince biterim sandım ama bitmedim. sen dizelerimin, cümlelerin gizli kaynağı oldun, acılarımın sebebi, sigaramın nedeni oldun. şimdi gittin ama ben bitmedim, değişemedim de. hep sensizdim zaten gene sensizim. izlerin var üzerimde ama sen görsen de tanımazsın izlerini, ben de istesem de silemem bundan gayri.
67. /gün biterdi gözuçlarımda saçlarının şiddetine sokulurdum/

saçların en şiddetli gecenin zifir karası. bir kuğu boynu gibi zarif. saçların isyan. saçların kekik kokulu.

saçların kıldan ince midir? kılıçtan keskin midir yar?

/gözlerine karşılık vermeye gelirdim ardımda şehirler bırakarak/

trenleri severim bu yüzden. korkulu rüyalar görsem de. şehirleri yırtarak ilerler tren. yeşillere bular hayatımı gözlerin.

yapraklar gözlerinden yeşil midir? bir yaprak senden daha narin midir yar?

/eline hangi çiçeği alsan suyun hükmü kırılırdı/

bir kadın ellerinden mi belli olur. nar çiçeğini ezmeye kıyar mı ellerin. ya sarmaşık çiçekleri. o mor çiçekler. ne kadarda çiçeklenmiş değil mi şehir. kırmızı güller. yanaklarında açan.

ellerin dokunduğun çiçeğe can verir mi? ben ellerinde can verir miyim yar?

/hangi şekilde bıraksan da gövdeni uykusuz kalırdım/

bazen gecenin orta yerine çakılıyormuş sesim. uykudan konuşarak uyanıyorum. odada yalnızım neyse ki. bir sırrı ifşa etmiş olmuyorum. uzun geceler uykusuz kalıyorum. uykusuzluğu en iyi bilir şizofren. halüsinasyon da olsa penceremde ay gibi seni görüyorum.

uyku sana ulaştıran bir yol mudur? rüyada ellerine dokunmak günah mıdır yar?

/adını ağzımda köz tutar gibi tutardım/

adın bir "sin" duyarlılığı ile içine çekiyor beni. ağzıma takılan dilimi yırtan bir duyarlılık. beni kuyulara atıyor adın. adının harfleri.

aşk "şeddeli" yazılınca "aşşk" mı dır? şeddeli aşk en şiddetli aşk mıdır yar?

/ölüm,harfi harfine çınlardı akşamları alışırdım/

a.... k.... ş .... ç ..... k ..... ö.... e ..... c ..... s ...... r
v.... l ... o ... p ... p ... s...... p ... s ... r ... l ............ c ..... x
y .... m .... j .... l ..... a........ w .... q ......... r ... s ... m.... y .... ş .... d ... f ... u .... b

harfler her gece odaya saçılır. toparlamak için uğraşırdım. bir mim harfi ilmeğini boynuma geçirip acıyı bitirirdi.

ölüm senden kurtuluş mudur? mahşerde seni istemek rabb'den bir suç mudur yar?

/alışırdım köpüklerini bir türlü anlatamayacağım denize/

istanbul ve deniz. bordo renkli. lacivert. yeşil köpüklü. denizden ve martılardan bahsetmiştim sana bir gün. beleşçi martılardan.
samsun'dan ankara'ya balık kamyonlarının peşinden giden ve denizsizlikten ölen martılar için üzülmüştük. alışmaktan bahsetmiştik istanbul'a. sarayburnu'na. zeytinburnu'na. halkalı bile güzel olurdu. yeşillik ve çamlık.

istanbul sensiz bir şehir midir? istanbul'da sensiz kalmak bir iş midir yar?

/hüzün ceketimin iç cebinde bir tütün yaprağı gibi/

"yalnız hüznü vardır kalbi olanın" demiş şair. hüzün kırılgan bir tütün yaprağı gibi ceketimin cebinde. gözlerime sürerek acıtıyor ve ağlatıyorum.

hüzün bir insana en çok yakışan mıdır? gözlerin hep hüzünlü, kırılgan mıdır yar?

/hayat yolculuklar sonrası sabun gibi azalırdı sanki/

vaktim var mı? bu öyküye girebilir miyim bir yerden? zemin kaygan mı? sanki mi? her zaman son istasyonda sen olacak mısın?

her yolculuk sana mıdır? geçmeyen vakit bana kıyan mıdır yar?

/sen ey bukleli saçlarında şairliğim ölen kız, kahrım
seninle kuleleri gençliğim olan o kente gidilmez mi?/

o kent bizim kentimiz. sokakları ağrılarım olan kent. o kente gidilmez mi?

saçlarının karası yazgım mıdır? aramızda duran zaman sonum mudur yar?

* * *

66. radyoda bir ince şarkı çalardı.
tastamamdı her şey, biz bir araya gelince tamamlanmış gibi. bahçede güller de vardı. yavru kediler kömürlükte.
uzun/uzayan yolları, taş duvarlar arasını, çam ağaçlarını, çakıltaşlarını, otobüs yolculuğunda okunan şiirleri, fotoğrafları, kavgaları. her şeyi saklıyor usum.
"atlara benziyorsun, hep bir çekip gitme güdüsü var içinde"
"peki umarsızca, belki geri dönerim diye bırakıp gittiğin ev seni bekleyecek mi?"
"seni seviyorum çünkü büyük hayallerin var"
"seni seviyorum çünkü gecenin saat üçünde elimde kağıt kalem seni neden sevdiğimi yazıyorum"
her cümle bileğe atılmış bir çentik. her hatıra daha çok tavana bakma isteği.
/kahvaltım anlamsızdı.. sensiz olmaz/
uzun/uzayan yollar. her dönemecinde bir parça bıraktığımız kangren zamanlar. taş duvarlar arasında bırakılmış yarı yaşamaklığımız. çam ağaçları. tepeden kaçırılmış, bir film kutusunda ordan oraya sürüklenmiş çakıltaşları. otobüs tutmasın diye seni, okuduğum şiirler. yangın fotoğrafları, hep mahzun. sabah tatsızlığı, dilimdeki sır.

radyoda bir ince şarkı çalardı.
/elleri çığlık çığlık yan yana iki dünya/ikimiz iki dağdan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik/
...
/bulup bulup yitirmekmiş/düşsel bir oyuncağı/
...
/sevmek diye bir şey yokmuş/

vazgeçilmez yazıyor avucumun içinde hâlâ. ne garip, ne garipsin, garip dünya.
65. (bkz: aşığın şiiri)
64. kimileri de zamaninda mektup degil sarki sözleri yazmis hatta sarki yapmistir*

yıkık dökük bir peron kalbim
bekliyor duygular
biletsiz kaçak yolcular
hepsi sana ulaşmak istiyor

içimde
sana dair hikayeler
tanimsiz golgeler
yarim kalan portreler bunlar yine
bir bedende sen ve ben
....
...
..
.
*

*
63. imkansız diye birşey yoktur, haberin olsun....
62. seni uzaktan da olsa 10 saniyeliğine görebilmek için kilometreler katediyorum,hayaline sarılmadan uyku girmiyor gözüme,oyunlar oynuyorum kendi kendime,şu anda nerde,ne yapıyor diye..gözlerimin içine ilk baktığın an geliyor aklıma,titrediğimi hatırlıyorum,ilk gülümsemen geliyor,zaman durmuş gibi oluyor...ve gidişin geliyor,bilinmeyene doğru..seni bir daha hiç göremeyeceğimi farkediyorum,bir daha eskisi gibi olamayacağımı,bir daha kimseyi bu kadar sevemeyeceğimi..ve yavaş yavaş bedenim iflas ederken aklıma gelen son şeyin sen olacağını..öldüğümü hissediyorum o anda,ruhumun yokolduğunu..
61. bana bir ad verelim ikimiz. sana da bir ad verelim hemen ardından. ilk bana verelim ama, ben adımdan nefret ediyorum. ben adım'dan da nefret ediyorum. ad'ım olmasın hatta, adım bile atmayalım. duralım. hep dediğin gibi. önünde ya da arkanda değil; yanında. adım olmadan. sabit. hareketsiz. eylemsiz. sağdaki pencerenin açık camından içeri serin bir rüzgar girsin. ikimizden biri öğlen uykusuna yatmış olsun. ikimiz birden yatmış olalım. o rüzgar, ilk bizim ayaklarımızı serinletsin. ilk senin ayaklarını serinletsin. adım bile atmamış olalım günlerdir. hadi bana bir ad bulalım. ilkin bana ama. çünkü genelde ben nefret ediyorum. nefret?

üç tane kedimiz olsun. neden üç diye sorma, buna kimse cevap veremez. çok yakın bir dostum var, bir tek o cevap verebilir. arayalım sorarım deme, sen beni o kadar tanıyorsun. o dosta çok uzaktayım. uzaktayız. uzağız. onu en son bıraktığımda, bir afişin önyüzüne aşıktı. arkayüzüne hiç bakmamıştı, bir çevirse.. bir çevirse o arkayüzü. belki de hayatı değişecekti. hiç çevirmedi. bu yüzden, neden iki değil de üç kedi olduğunu soramayız. herhangi bir şeyin neden iki değil de üç olduğunu da soramayız. o kadar uzağız artık; o eski bir afişteydi en son. aradan bin yıl geçti; hepsini teker teker saydım: yine sayarım. üç tane kedimiz olsun, onlara alfabedeki (bildiğimiz olsun) ilk üç harften birer ad bulalım. ikimiz. üçünün de adlarının ilk harfi, bir öncekinin sonrası olsun. bu cümlenin anlamını sorma. dokuz kelimeli bir cümle kurmayalı çok olmuş; bu yılları sayamadım. birinin adı alfa harfiyle başlasın, diğerinin be harfiyle (unutmayalım, bunu sağdan sola yazmalıyız), en sondakinin ç harfiyle. üç tane adımız daha olsun evde. topladıklarında altı edelim. neden altı ettiğimizi biz de bilmeyelim. adım olmasın. adımız.

bir tane musluğumuz olsun, hep su damlatsın. ben su damlatan muslukları hep çok sevdim. hem su damlatıyor olan musluğun kendisini çok sevdim, hem de musluğun damlattığı suyun sert bir zemine düşüyorken çıkardığı sesi sevdim. ben, herhangi bir şeyi seviyorken hiç yorulmuyorum, biliyor musun? bir tek bunun için yorulmuyorum hatta. nefret ederken yoruluyorum ama. bunu da bilmiyorum ama aslında tahmin ediyorum. su damlatmayan musluklar daha fazla bulunuyor ya; o yüzden çok şeyden, her zaman nefret etmek durumunda kalıyorum. su damlatan musluk da az bulunuyor, su damlatan muslukları sevenler de az bulunuyor. bu yüzden, muslukları da sesleri de severken yorulmuyorum pek. çünkü ikisi de her yerde her zaman bulunmuyor. bulunamıyor. bir gün, hem su damlatan bir musluğu seven, hem onun sesini seven, hem de bütün bunları seven beni seven sen'i bulmayı düşlemiştim ben. birlikte nefret edemeyelim diye. mesela şu gereksiz yazıya birlikte gülelim diye. şimdi, sen varsın. ben nefret ederken hala yoruluyorum. ve biz bu yazıya belki de gülmeyeceğiz. ben, biz okuduğumuzda gülmeyelim diye yazıyorum.

siyah bir perdemiz olsun. şu yanda açık duran pencere var ya, az önce cam demiştim. adı neyse o artık. bir de ona ad bulacak kadar nefesim kalmadı benim. nefret ederkenki nefessizliğime benziyor bu da. açık duran pencereden, ben yalnızken esmiyor olan rüzgara sövgü de olabilir bu nefessizlik. bazen, nefret etmek için çok zorlanmıyorum. bugün, bu sabah, uykusuz gözlerle, kırık bir dişle, kahveyle, çayla, sigarayla, bu pencereden gelen rüzgar ikimizin ayaklarından odaya geçsin istemiştim. ad bulalım istemiştim. bütün bu adları yarın uyandığımızda yeniden unutalım istemiştim. ben musluktan akan suyun sesini dinleyerek uyuyayım, uykumdan aniden uyandığımda bana bakan bir sen olasın istemiştim. ben sevmekten ne zaman yorulurum bilmiyorum. ama o su o musluktan hep aksın istiyorum. siyah bir perdenin örtüyor gibi yaptığı bu pencereden ılık bir rüzgar hep gelsin istiyorum. ben, o kadar çok şey istiyorum ki. ama kuracağım ikinci cümlenin zorunlu ve gönüllü öznesi sen oluyorsun. bunu yaparken yorulmuyorum.

gel, biz birlikte bu mektuba ağlayalım. aslında ben hiçbirimiz ağlamasın diye yazıyorum, diye bir cümleyi kuramayacak kadar korkuyorum ben. ben. ben?

-yoruluyorum.
60. sadece sen yanımdayken yakmıyor boğazımı sigara.
59. tütün yaraya, tütün yaraya, tütün..
58. sen diledin ve tanrı tanışmak istedi...
yaz yağmuru görmemişti bu topraklar!
yaz ortası bir incir gölgesi
ve sırıl sıklam bir gönül.
inanmazdın, inanmadın!

küçük tabureler, boş masalar
ve sığmak bilmeyen bacakların
ve uzadıkça uzayan kirpiklerin
saplandı, gözlerim kanıyor!

şimdi sapsarı sabahlar!
yaz yagmuru gelmez bize demiştim!
bak! kurudu ellerim, bıraktın...

yakmasaydın keşke
cigerime üflediğin son cümleleri,
ve izmarit gibi son nefeste attığın
dönüp ardına bakmadan bıraktığın
enkazıma bir gülümseseydin?!

emindim kendimden,
avcuna düşerken içimden geçen
ve geçerken tarumar eden
gözyaşların kadar;
"ne biçim bir aşk" demek biçimsiz değil!
kerem kahroluyor, mecnun leylâ şimdi...
kim canını yoksayıp "canım" demiş ki?

ellerim...
dokunmak istedi ellerim.
"gİt" dedin! en çok sen olmak isterken ...
artık sarhoştur her ikindi
ve akşamüstleri.
üzülme sen yine bensin...
özleyecek kadar değil,
yokluğunda yaşayacak kadar...
57. dört duvar yokluğun! çatısı özlem olsun...
56. sayın emel sayın, *

sizinle aşkımızın imkansızlığı su götürmez. bu imkansızlığın yarısı sizin ulaşılmazlığınızdan kaynaklanıyorsa yarısı da benim ulaşamama beceriksizliğimdendir. her ne kadar bu günlerde sizin pek görmediğiniz tüketim toplumu denen zırva 'impossible is nothing' diyerek imkansızlığın aşılabileceğini kişisel eğitim seminercileri gibi söyleyip dursa da, yok, emel hanım yok, bizim aşkımız baya imkansız. ama olsun, imkansızlık dile getirmeyi engellemese gerek.

sizin için neler yaptım bir bilseniz. daha geçen sene yeşilçam manyağı beş yaşındaki yeğenimi arkama alarak bütün ev ahalisini karşıma aldım. ikiyüzlüydüm bunu yaparken zannediyorlardı ki dayısı yeğenini kolluyordu halbuki ben sizinle göz göze gelip bakışlarımı kaçırmak istiyordum.

sizin için, imkansız aşkımız için, daha beterini de yaptım. şimdiye kadar sevdiğim bütün kadınları sırf sizin herhangi bir özelliğinize sahip oldukları için sevdim. onların şekillerine sizi yükledim, onları siz olmaları için eğitmeye çalıştım bunu yaparken kendimi de eğittim. ama onlar ancak kendileri olabildi, o zaman da olmadı, olmayacaktı zaten. leman sam ın şarkısı gibi oldu hep. hiç biri siz değildi, sizin gibi değildi ama ben denedim emel hanım. olmadı ne yapayım.

bana sadece duruşunuzla sevmeyi öğrettiniz, gözlerdeki ışıltıyı görmeyi öğrettiniz daha neler neler. ayrıca el fetişisti oldum sayenizde, ne yapabilirdim ki o ellerin birer renkli fotokopisine bile ulaşsam hayatım çok daha lezzetli olurdu inanın. karşınızda seyretmekten daha fazla yapabileceğim birşey olsaydı yapardım ama kımıldayamıyordum bile. nasıl kımıldardım sizi tek görebildiğim anlardı onlar.

şimdi size sevgi kelimelerimi sunuyorum ve teşekkür ediyorum bu güne kadar yaşattıklarınız, yaşatıyor olduklarınız ve yaşatacaklarınız için.

ruhumdan sevgiyle,
« »
Alakalı olabilir!
- imkansiz ask yoktur
- imkansiz ask
- imkansiz kelimeler
- imkansiz ask siiri
- imkansizi duslemek

nedir.Net