marti »
1. kadıköy de biranın 1 milyon olduğu otobüs firmalarının sırasında bulunan bir birahane ismi.
2. birde bazı insanların kaşları için bu benzetme kullanılır.
(bkz: martı kaşlar)
3. denizlerimizde yaşayan en vahşi kuş, simit için adamın gözünü oyacak gibi durur bunlar. hele vapurun çevresinde uçuşları vardır ki istanbula istanbul katar bu sevimli balıkçılar.
4. (bkz: marti jonathan)
5. caddebostandaki bir marketin ismi
6. (bkz: marti myra)
7. antalyadaki favorim olan otelin ismi
8. bir deniz kusu cinsi *
9. "İstanbul deyince aklıma martı denir
yarısı gümüş, yarısı köpük
yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
bir varmış, bir yokmuş..."

istanbul destani'ndan bedri rahmi eyuboglu
10. toplu halde attığı çığlıklar *, mezozoik dönemin uçan dev dinazorlarını andıran yaratık.
11. deniz şehirlerinde yaşamaya alışık olmayan insanların* gecenin bir körü duyduğunda "kim bu kahkaha atan kocakarı bu saatte" diye yorum yapmasına neden olabilecek farklı bir ses tonuna sahip kuş türü.
12. (bkz: sarıyer)*
13. (bkz: marti boku)
14. eminonu ve civarindaki donerlerde eti oldugu soylenen ucan hayvan..
15. küçük iskender şöyle demiş;

- anne! herkes evinde kafeste kuş besliyor! biz de evde, kafeste martı besleyemez miyiz?

- olmaz oğlum! Çünkü martı ağlaması için özgür olması gereken tek kuştur!...


(bkz: oldskool)*
16. günbatımında denize karşı uçan bir martı,
aradığı küçük bir balık ya da belki sadece bir aşktı...
17. kelimeler uğuldanıp durdu önceleri. kelimeler anlamlı olma telaşında idi. ve sen denizle gök arasında verdiğin savaşı pir parça ekmeğin uğrunda kaybettin bu da benim martım.
18. korku ile izlediğimiz eski bir dizinin başkahramanları....
19. bir sunay akin siiri...
her vapur dumanının ardına
yüreği sıcak
bir insan sanıp takılırken
tüyleri ıslanan bir martı olduğumu
hem azarlayan
hem de sırtıma havlu koyan anneme anlatamam

kanadım kırılsa da konmam
deniz kıyısındaki
hiçbir caminin minaresine
kubbeye tüneyen martıların
keyiflerince uçmalarini bekleyen imam
ezanı geç okuduğu için sürülünce
bir dağ köyüne

birazcik daha sabredin diyorum
eski bir sokağın kıvrımında
yolun iki ucunu gösteren
trafik aynalarına
hüzün modeli arabalar
kırılmamanız için örgütleniyor
dolmuş duraklarinda

denize düşen bir gazetedeki
ölüm ilanından öğrenirim
mendireğe attığı çakıltaşıyla
ürken martıların
alkışa benzeyen kanat seslerini
selamlayan yaşlı adamın
unutulan bir tiyatrocu olduğunu

gece yarısı söndürünce ışıklarını
kuytu bir iskelede
ne yaptığını görürüm
iki yakasi arasinda istanbul'un
koltuklarında günboyu
kadin kalçalarının izlerini
biriktiren vapurun

yanından ayrılmam deniz fenerlerinin
fotoğrafına benzemeyen
heykelleridir çünkü
idam sehpasina çıkınca
aşağıda asılmasını bekleyenlerin
yüreklerindeki sivri kayalıkları
ışığıyla aydınlatan devrimcinin

uyandırırım çığlıklarımla
kıyısında karnı aç yatan çocukları
yiyecek aradığım kent çöplüğünün
ama bir parça olsun
koparmam beyazlığından
bilirim ki kız kulesi
doğum günü pastasıdır özgürlüğün!...

ayrıca kim biraz simit atsa onun onunde deli gibi ucan bi hayvancık*...
20. sevgili marti, hosgeldin aramiza, umarim bir jonathan'sindir, ya da en azindan kardesi veya arkadasi olmalisin; uzagi en iyi goren bir marti gibi yuksekten ucuyorsundur ozgurce, ne guzel! bizim martimiz eksikti ve hep bekliyordum gelmeni*. ne iyi ettin de geldin...
21. etimolojik olarak incelendiğinde mars kelimesinden türediği anlaşılan sözcük, iki anlamı vardır ;

1. mars gezegeninin kuşu

2. martta aktif olan burç.
22. bırak uyusun bu deniz
kanatlarımın altında
gel gezmelere gidelim biz
bulutların asfaltında
hiç yaşamamışız
gibi olacak sonunda
ben kendi yoluma gideceğim
güneş kendi yoluna.... *
23. "baba, martı üşüyecek getir sobanın arkasına koyalım"
24. marti / anton Çehov

nina

yalnızım, yapayalnız. birşey söylemek için yüzyılda bir açarım ağzımı ve sesim bu boşlukta kederle çınlar ve hiç kimselere ulaşmaz... sizler de, ey solgun alevler, işitmiyorsunuz beni... sabah öncesinde çamurlu bataklıktan yükselirsiniz siz ve tan vaktine kadar sürtüp durursunuz, düşüncesizce, iradesizce, hiçbir yaşam kıpırtısı taşımaksızın... sonsuz maddenin babası şeytan, bir yaşam kıpırtısı doğar korkusuyla, taşlarda ve sularda olduğu gibi, her an sizlerin atomlarını da değiştirir ve durmaksızın değişirsiniz. evrende sürekli ve değişmez olarak bir tek ruh kalır sadece. bomboş, derin bir kuyuya atılmış bir tutsak gibi, neredeyim, beni ne bekliyor, bilmiyorum. fakat bir tek şey var bildiğim, çok iyi bildiğim : maddi güçlerin yaratıcısı şeytanla amansız, acımasız kavgada, zafer mutlaka benim olacak ve sonuçta da madde ile ruh eşsiz bir uyumda birleşip kaynaşacak, bu ise dünyasal irade'nin egemenliği olacaktır. fakat uzun, yavaş, binlerce yıllık bir sürecin sonrasında, hem ay, hem parlak sirius, hem yeryüzü toza dönüştükten sonra gerçekleşecek bu... ama o zamana kadar dehşet, dehşet... (sessizlik. göl üzerinde iki kızıl ışık görünür) İşte, amansız düşmanım şeytan yaklaşıyor... korkunç, kızıl gözlerini görüyorum onun...
25. martı adlı oyundan yine nina' nin bir tiradi (treplev' e soyluyor )
nina
neden bastığım toprakları öptüğünü söyledin bana? beni öldürmek gerek...
öyle yorgunum ki... dinlenebilsem... birazcık dinlenebilsem!..
bir martıyım ben... yok, değil. aktristim. ah, evet ( arkadina ve trigorin'in gülüşmelerini duyarak kulak kabartır. sonra kapıya doğru koşarak anahtar deliğinden bakar) o da burada demek...
(treplev'e dönerek) eh, iyi... ne yapalım... evet... tiyatroya inanmıyor, hayallerimle alay ediyordu... böylece ben de inancımı yitirdim yavaş yavaş, hevesim kalmadı... sonra aşkın getirdiği sorunlar, kıskançlıklar, yavrum için duyduğum sürekli korku... ufaldım... zavallılaştım, boş bir kalıp gibi oynamaya başladım sahnede... ellerimi nereye koyacağımı bilemiyor, ayakta düzgün durmayı beceremiyor, sesimi denetleyemiyordum... ınsanın çok berbat oynadığını hissetmesi ne korkunç şeydir bilemezsiniz!
bir martıyım ben. yok, değil.
anımsıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz. günün birinde bir adam geliyor, görüyor onu ve yapacak başka bir işi olmadığından kıyıyor ona... küçük bir hikaye konusu... yok, bu da değildi söylemek istediğim... (alnını oğuşturur) ne diyordum?.. sahneden sözediyordum, evet. şimdi öyle değilim artık... şimdi gerçek bir aktristim, zevk duyarak, coşkuyla oynuyorum; kendimden geçiyorum sahnede ve çok güzel olduğumu hissediyorum... burada olduğum şu günlerde de yürüyorum hep, yürüyor ve düşünüyorum... ıçimdeki bir gücün gelişip büyüdüğünü hissediyorum gitgide. kostya, yazmışız, ya da sahnede oynamışız farketmez, anlıyorum ki, bizim bu işlerde başta gelen şey, parıltı şöhret filan gibi benim hayal ettiğim o şeyler değil, sabredebilme yeteneğidir... kaderine katlanmasını bil ve inançlı ol... ınanıyorum ben ve o kadar çok acı çekmiyorum şimdi... bir görevim, bir amacım olduğunu düşündüğümde, hayattan korkmuyorum...
»
Alakalı olabilir!
- martin
- mart
- martini
- martika
- martial

nedir.Net