sanki yarin nisan
1. "derler ki,
doğum anında, dünyaya bir çığlığı getirirken, dünyaya küçücük ama korkunç; nefes alan bir et parçasını... dünyaya bundan sonraki solukları kendisinden bağımsız olacak bir bebeği getirirken, her kadının sol gözünden, ışıltılı, yaz hırkaları kadar serin, sabah denizinin sakin suları kadar tuzlu, aşık olmuş yürekler denli saydam, aşkından başka şey düşünemeyen bir damla, bir damlacık gözyaşı akarmış. mucize ya da tanrı o çocukta mı, o gözyaşında mı bilmiyorum ama o damla sensin.
nicedir seni bekliyorum.
gelecektin değil mi ?
oysa vapurdan indiğimden beri yağmur yağıyordu.
çok iyicil bir yağmur. camları silmedim. yağmur siler nasıl olsa. yağmur her şeyi siler. kirleten güzel havalardır. pencereden görünen eski bahçe. küçük, çocuk dallar nasıl da korkudan sürtünüyorlardı camlara. üşüyorlardı. içeri alacaktım onları. onları evde ağırlayacaktım. bir bardak sıcak çay ikram edecektim. yapraklarına unutulmuş iyiliklerden renkli bir battaniye... acıyordum onlara.
benim elimde bir silgi olsa mesela. bu soğuk, bu yağmurlu akşam vaktini silerdim yavaş yavaş. yüzleri yorgun, ellerinde umutsuz filelerle, poşetlerle, duraklara dağılan insanların o tükenmez sıkıntısını silerdim. vapurdan inmiştim. vapuru silerdim. galata köprüsü'nü, tünel'e doğru uzayıp giden kördüğüm trafiği. evet bir darbeyle silerdim, anılarımdan bildiğim, elma kokuşlu bir ilkokul silgisiyle hem de.
hani her an her şeyini kaybedebilecek çocuklar vardır, ortası delinir silgilerinin, o delikten geçirilen iple boyunlarına bağlanır. bazen silginin kokusu, onun bir elma olduğuna dair öyle inandırıcı bir hale gelir ki zaten her şeye inanmaya hazır o çocuklar, bir bakarsın boyunlarında ısırılmış bir silgiyle koşuşturup duruyorlar ortalıkta. silgimin üzerinde böyle masum diş izleri. silgim. sağ elimle yukardan aşağı doğru bir kaç hareket...
önce ağaçları silerdim; çıplaklar: üşümesinler. meyhaneleri: çok içiyorum. çocukları: oyunlar bitti, yoksulluk. silerdim. deniz! yalnız ikimiz kalırdık seninle. sen ve ben. sonra çiçekler, çiçekler çizerdim üzerine bu akşamın. fulyalar sana benzer. kokunu bilmiyorum ama beyazın bir yerinde aydınlık yaz günleri gibi patlayıveren sarılar. sana benzer...
oysa yağmur yağıyordu.
camları silmedim. sehpanın tozunu alıyorum ama. sehpanın üzerinde mavi bir vazo, neye yaradığı belirsiz bir kaç küçük kutu. kitaplar, geçmiş ayların dergileri. geçmiş aylar... sonra melek desenli tabaklar: bardak altlıkları, kim gelecek ki, tanıdık sigara izmaritleri: küllerin arasında hep benim dudaklarım duruyor. bahar sigarasını merak ediyorum, yakıldığında ucundan kıvılcımlar uçuran bir sigara. eski filmlerde kalıyor her şey.
bütün bu kırık dökük eşya benim mi? zor açılan tahta pencereler, az yanan kaloriferler, tabak çanak, gurbetteki bir dostumun giderken hediye ettiği nazar boncuğu, evden eve benimle gezinen iki hoparlör: müziği çok seviyorum, belki bir sese çok ihtiyacım olduğu için. düzenliyorum her şeyi, ellerim titreyerek. heyecanla. bir odadan ötekine koşuşturak. insanın yalnızlığını odalar belirliyor ne acı!
nicedir bekliyordum. geleceksin değil mi?"

kaynak: http://bugeminezamandirburada.blogspot.com
Alakalı olabilir!
- sanki biraz pipi
- sanki beni seviyor
- sanki biri beni takip ediyor
- sanki
- sanki ilik bir yaz yagmuru gibi

nedir.Net