sehir bitti
1. yavrusunu besleyen bir kırlangıç resmini
asmıştım demek ki duvar vardı
çivi vardı, resim çerçeveliydi demek
sen çektiğine göre parmağın deklanşöre basmış
hayret kuş uçmamış o anda
ani bir yağmur başlamamış, ölmemiş
yavru bir kedi, sokaklarda başıboş
dolaşmaktan sıkılmamış demek ki
sıkılsa vazgeçerdi kedi olmaktan
bir kamyonun dikiz aynası olurdu mesela
bir derece olurdu çocukların koltuk altında
sıcacık uyuyan, bir düş olurdu
ama hep aynı düş olurdu yoksul bir köylünün
her gece yılmadan yorulmadan gördüğü
başıboş bir sokak lambası olmazdı ama

bir duvarın olduğunu çabuk anladım
ne var bunda, fotoğrafı çiviye taktım
baktım; ancak bir duvar taşıyabilirdi onu
çünkü ağırdır yavrusunu ağzıyla besleyen
bir kırlangıç hamalın sırtındaki küfeden
yana yatmış bir ahşap evden bile ağırdır
kırmızı panjurlu pencerelerden
bir adamın küçük bir çakıltaşına
takılıp yuvarlanmasından, sokağı acıtan
bir çığlıktan bile ağırdır

sanki senden bir mektup getirmiş gibi
öfkeyle baktım postacının ellerine
ne sen mektup yazarsın oysa
ne bir kağıt taşıyabilir onca sözcüğü
ne bir zarfa sığabilir bu düş
sığdı diyelim, zarfı kapatmaya yeter mi gücün
tükürüklerken kesilen soluğunu kim onarır
kim bilebilir ki yani eksiksiz tam olarak
gece vakti çekilen bir perdenin
hangi yanının dışarısı olduğunu
bir kanape, su bardağı, paspas
yıpranmış terlikler, sobanın gürültüsü neyi kanıtlar
özellikle bir orman varsa odanın ortasında
bir şempanze ağaçtan atlıyorsa diyelim
mektup falan boşuna, perdelerin çekilmesi
geçersiz kılar postacının ellerini

başka bir açıdan baktım aynı sokağa
ne değişti? şimdi sırtını görüyorum eskimiş bıçaklar
toplamaktan yorulan bileycinin, önceden
yalnızca sırtını görürdüm çünkü bir bileycinin
yüzünü seçebilecek kadar yaşamadık hiçbirimiz
parke taşlarını söküp atmadık
elektrik direklerine tırmanmadık örneğin
bir kırlangıç kadar uçmadık gökyüzünde
basşka bir açıdan bakıyorum sokağa
bu kez sırtını görüyorum bileycinin

başka
bir açıdan daha bakıyorum, bu kez
sırtımı görüyorum yorgun bir bileyciyim

eskimiş bıçaklar biriktiriyorum içimde

dört kişi kirli bir tabutu taşıyor
zaten dört kişi yeter çoğu şeyi onarmaya
bir yanlızlığı çoğaltmak içinse iki kişi gerekli
dört kişi kirli bir tabutu taşıyor elleri ceplerinde
ıslık çalıyorlar bir de, kirli bir tabutun
içine sırtüstü uzanmak yetmezmiş gibi
bir de boşlukta kendi kendine
sallanarak geçiyor sokağın içine
buruşturulup atılmış kağıt bir mendil biçiminde
altındaki dört kişiyle beraber

hayret, yüzünü saçiyorum tabuttaki ölünün
neden seçmeyeyim yaşarken bileyci
değildi o, belki teneke tamircisiydi
ya da zamanın olmadığını kanıtlamak için
yalnızca yelkovanları onaran
bir saat tamircisiydi

belki de serseriydi
sokak aralarında elleri ceplerinde
ıslık çalarak dolaşıp duran dörk kişiydi yanlızca

son tanıştığımızda simsiyah
bir elbise vardı üzerinde
saçların uzundu, sarıydı ya da eflatun
boynun can çekişen bir kuğunun
gülümseyen yıldızlara kayması gibiydi

son tanıştığımızda buzun üstünde
yürüyordun... sisin ortasında
simsiyah bir melek gibi süzülerek
geçip gidiyordun sevginin
ölümün, ayrılığın, koşarak birbirinden
uzaklaşmanın, ağır ağır yaklaşmanın
dantelli bir külodun, parçalanmış
bira bardağının, saplanıp kalan
ama saplandığı yere delice bağlanan
paslı bir bıçağın arasından
simsiyah bir melek gibi süzülüp gidiyordun

son tanıştığımızda her yer buzdu
bir düş gibi gördüm seni sisin içinde
yavaşça soyunmaya başladın, uzun sürmedi
uzun süremezdi çünkü toplasan
kaç tane masken vardı ki senin
soyunman kaç dakika alırdı, kaç saat kulesi
kundaklanırdı bu sürede?

çırılçıplak kaldığında ilk kez
ilk kez buzda kaydım
çünkü çok kalabalıktım

sis kalktığında siyah bir elbise
yeni çıkarılmış gibi sıcak, yeni çıkarılmış
gibi leylak kokulu, defolu
duruyordu buzun üstünde

sen yoktun

ya da
o kadar çıplaktın ki görünmedin gözüme

gri bir ayakkabı teki her şeyi
anlatır aslında
ince topuklu, parlak, hüzünlü
gri bir ayakkabı teki her şeyi
aksatır aslında

bir de çölde tek başına
kaldıysa!

suya dönmeyi unuttuysa küçük
sevimli bir balık
az .ekilmiş bir acının
faturası ödensin diye baltayı
sırtıma sapladıysa o buruşuk kalabalık

kabul ediyorum ölmemeyi

suya dönmeyi kabul ediyorum demektir bu
akvaryumun kırılmasını hoş görüyorum gerçi
fazla takmıyorum siyah bir beton çivisinin
alnıma çakılmasını
vücudumun eskiyen yanlarını
yalayarak uzaklaşmanı...

kabul ediyorum aşkı

cam kırıklarına bastığın bakışından belli
ellerini unutarak geldiğin
gecelerden yanlızca ben kaldım geriye
gittikçe soğuyan
gittikçe katılaşan, moraran, kokan
bir süs bitkisi gibi
halının ortasında duruyorum, ne olur
dantelli örtüler örtme üstüme
çay bardağını benden uzak tut
mendilini düşüme ayaklarımın dibine

korkuyorum geceleri, yanlızlığa alışamadım
kapıları kilitleme
perdeleri çekme, ne olursun
bir daha sevişme o halının üstünde

ellerini unutarak geldiğin
gecelerden bir tek ben öldüm geriye

saçların sarı değildi, uzun da değildi
sanırım yalan söyledim kendime
ama buzun üstünde yürüdüğün doğru
havanın sisli olduğu, siyah elbisen
çıplaklığın sonuna kadar doğru

tek bilmediğim, gri
ayakkabıların kime ait olduğu?

dışarı çıktım; herkesin
dışarısı kendi içindedir
bunu zaten biliyordum, zaten
biliyordum kendimi; kesmek için sokakları
kaldırım taşlarını, saat kulelerini, arsız
bacaklarını, kollarını dökmek için
boynumdan aşağı, parmaklamak için
kaburgalarını; biliyordum kendimi ne zamandır

dışarı çıktım; yürüdüm sağıma
soluma bakmadan, arkama zaten bakamazdım
önümde yoktu sanırım çünkü şehir bitti!
aniden bitti şehir bir yaz yağmuruna
yakalanmışım gibi, fırlamışım gibi yaydan
köprüden uçmuşum gibi ya da ne bileyim
oturduğum yerden kalkmamışım gibi
şehir biti!

bence herhangi bir gündü, çarşamba olabilir
sence pazartesiydi

kar yağmış olabilirdi çocuklar tırmanıyordu çünkü
belli belirsiz incir ağacına
kimsesiz bir ihtiyar akerdeon çalıyordu
büyük bir ihtimalle yoksa nasıl oluşurdu
bunca sessizlik

bunca sessizlik nasıl oluşurdu üstelik pazartesiydi

avcumdaki bütün yangınları bir anda söndürdüm
sırtımıs dayadığım duvara hissettirdim kendimi
öylesine bir oyun uydurdum; her seferinde
kırık çöpü çektim
kırık çöpü çektm çünkü seviyorum kırık
çöpü çekmeyi diye yüksek sesle söyledim üsltelik

üstelik pazartesiydi, çarşamba da olabilir
şehir bitti!

altay oktem*
2. dağa çıkılmasının yakın olduğunu işaret eden uyarı.
Alakalı olabilir!
- sehirden biri
- sehirli
- sehirci
- sehircilik
- sehir zebanisi

nedir.Net