yazmak bir cehennemdir « »
26. bir cehennemdir yazmak, ruhunu şeytana satmış bir gençliğin ertesinde... yanık elyaf kokusunun mide bulandırıcılığıyla daha da iğrençleşen yüzlerce izmarit gölgesindeki bu vahim ticaretin kutsadığı bir bedenin elinden ne gelir başka?

bir cehennemdir yazmak, kadın kokusunun esaretinde kaybolurken, damağında şarapsı bir tat bıraktığında hayat... hele bir sızı varken cigerinin tam üstünde, sağında, oracıkta, inceden... hele sen giderken, ben ardından bakarken, sen yokken, ben seni beklerken, dönmeyeceğinden o kadar eminken... yazmak bir cehennemdir.

yokluğun susatır en çok cehennemden ziyade... bir de giderkenki suskunluğun ağlatır ekmeği elinden alınmış yoksul çocuk misali. diyorum ki aslında: ekmeğimdin sen, suyumdun... hani demişti ya ustam: "nimettensin, nimettensin!". hele bu yoklukta, bu açlıkta, bu açıklıkta, bu kimsesizlikte ben yazarken diyorum ki aslında: hayat bir cehennemdir.

*
27. yazılanlarda ateştir... her yazdığımız yazı bizi bir bir yakmaktadır...
28. yol; gitmenin kalmaktan daha kolay olduğu zamanlar için.
yol; yolcudan bağımsız. bağ kurulamamış henüz kalmanın yürekliğine.
yol; içinden acılar doğuran ve doğduğunda kendi de acılarla yüklenmiş olan piç!
yol; ne kadar uzağa olursa olsun, bir tarafını geride bırakan.
yol; çingeneler gibi renkli değil.
yol; akıncılar gibi cesur değil.
yol; haldaşlar gibi asil değil.
yol; çılgınlık.
yol; nerdesin yoldaş!?

29. biz kaybedilmiş bir zamanda yaşıyoruz usta, eksik kalmak boynumuzun borcu gibi ya sürüden biri olup kendimizi kandıracağız ya da delikanlı gibi acı çekeceğiz.
30. okumak da bir cehennemdir. evet, kesinlikle, okumak da bir cehennemdir. kısacık ya da sayfalarca. okursun, aklına dizeler gelir. mesela: "dilim, dilim dilim."
31. yazacak birşey kalmamış, üreticiliğin sonuna gelinmişse ve hele ki yaşamınızı yazma eylemi ile idam ettiriyorsanız sık sık tekrarlanacak olan cümlecik.
32. ekmek, şarap, sen.

bizim meyimiz acı olmuş şaraba ne hacet?
33. (bkz: yaşamak bir cehennemdir)*
(bkz: charles bukowski)

bir de (bkz: tuvalette yazmak)
34. elde var sıfır, haydar ergülen:

"22 yıl reklam yazarı olarak çalıştım, bir yıl üniversitede araştırma görevlisi olarak bulundum, bir-iki başka işle birlikte, toplam 27-28 yıllık bir çalışma hayatım oldu. son bir yıldır da 'evdeki adam' durumunda oturuyorum, türkçesi işsizliğe çalışıyorum. doğru bir türkçe oldu mu emin değilim ama, işsizliğin türkçesi böyle cümleler kurduruyor insana.
ordan burdan, hayattan, insanlardan, anılardan, şiirden, memleket ahvalinden dem vurarak bu köşeyi doldurmaya çalışıyorum.
bu her günü birbirinin tıpatıp aynı işsizlik zamanlarının 'keyfi' sürerken, bunu daha ne kadar yapabilirim bilmiyorum. başta üstadımız İlhan berk olmak üzere pek çok şair ve yazar, yazının bir cehennem olduğunu belirtir, fakat bir yandan da bundan aldıkları keyfi saklamazlar. doğrusu ben de geçen yıla kadar bu cehennemdeki ateşin kelimeleri ısıttığını düşünüyordum. ne var ki son aylarda cehennemin de soğuduğunu, yazıyı ve hayatı yeterince ısıtamadığını fark ediyorum. evsizlerin soğuk kış günlerinde hapisaneyi özlemesi gibi, ben de işsiz bir yazıcı olarak yazının o cehennem ateşini özlüyorum.
biraz yüzümün yumuşaklığından, biraz da hayli makul olan ihtiyaçlarımı karşılamanın ötesinde paraya gereksinim duymayışımdan, fazla para kazanamadım. 'memur' ruhlu oluşumdan ötürü de çok çalıştım, ama bunun maddi karşılığını pek umursamadım. galiba biraz da 'yetinmek sevindirir' şiarıyla yetindim. bundan pek şikâyetim yok. 'hakkı yenmiş'lik duygusu bana hep uzak oldu, öyle bir kıskançlığım da olmadı. sonunda da, çalıştığım ajans geçen eylülde kapandığında, bir anlamda başa dönmüş oldum, yani 'elde var sıfır' gerçeğiyle yüz yüze kaldım: "gerçek olan tek şey gerçek/ para eden tek şey para"ymış meğer!
parayı fazla sevmedim, nasıl kullanıldığını da pek bilemedim, fakat ne gam, çalışıyordum, kazanıyordum, bu yeterliydi. belki de artık biraz yazarak kazanabilirdim, öyle bir imkân doğmuştu işte. bir yıl önce doğan bu imkân artık batmaya başladı. bildiğim en iyi iş olan yazıdan biraz para kazanma hayallerim suya düştü. yazı ve para. bu iki sözcük şu kısacık cümlede bile yan yana gelmiş olmaktan ne kadar rahatsız, farkında mısınız? bilmiyor muydun diyebilirsiniz pek haklı olarak, biliyordum da, durumun bu kadar vahim olduğunu anlamam için işsiz kalmam gerekiyormuş.
bu yazıyı 'hal-i pür melal' diye de okuyabilirsiniz, bir yazıcının dertleşmesi diye de. belki para ve terbiye ilişkisine bakılabilir bu noktada. dedim ya, parayı fazla sevmedim ama, onunla şımarıp terbiyesizlik de etmedim.
belirli bir saygı çerçevesinde süren 'zorunlu' ilişkiler vardır, birbirlerinin sınırlarını zorlamadan, edep ve terbiye dairesinde kalarak sürüp giden ilişkilerdir bunlar. parayla böyle bir ilişkim oldu, o da, iş bitince, haklı olarak aynı edep ve terbiye dairesinde beni terk etti.
orta yaş aşkları vardır, 20-25 yıl önceki sevgilinizle yeniden karşılaşırsınız, eski zamanları hatırlarsınız, belki de orta yaş 'cehennem'iyle içinizde bir heves uyanır, eksik mi kalmıştır, kötü mü yaşanmıştır, her ne halse artık, bir daha denemeye kalkışırsınız. Çoğu kere bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır bu, onu yeniden kazanmanın imkânsızlığı bir yana, sonsuza dek yitirirsiniz. benim de son bir yıldır yazıyla ve onun parayla ilişkisinde yaşadığım buna benzer bir durum. yazı mı tura mı der gibi, yazı mı para mı ikilemine düşeli beri pek keyfim yok. ne yazı tek başına yetiyor ne de para gelip yazıyı buluyor. ekmek bedava değil ama, yazı bedava işte, hürriyet gibi. kayıtsız şartsız hürsünüz. o zaman böyle yazıları kaleme almak da hürriyetin bir ifadesi oluyor. bu kadar hürriyet de işsiz birine doğrusu biraz fazla geliyor. hani bir uyarayım dedim, bu özgürlük ortamında günler geçmiyor!" * *
35. duruyorum burada dineliyorum derdi eskiler karanlık içinde her gün yeniden sorguya açtığım dibi bulunamamış intihar korkusuyla birlikte yarın havaların nasıl olacağını merak etmiyorum aslında hiç merak etmemiştim değil mi selim seninle bir olmak zor olmamalı zor değil elbet kendini kaybetmemek direnmeli insan ya sonra sonrası yok sonralardan umut yok beklemek zor ama tarih atılmamalı hayata gitmeliyim selim bıktım bu sahtelikten sahte her şey değil mi sahte acılardan bıktım artık bizim gözlerimizden bakmak istemezler dünyaya ama taklit ediyorlar yine de gitmeliyim selim nerde olduğunu söyle bana olric bile terk etti beni şimdi sadece bir çocuk çocuk kimin ölü çocuk büyümüyor ağlıyor ama gitmeliyim tutunamayanların prensi senin mirasını taşıyacak kadar cesur değilim ama gitmeliyim 28 olmadan bat dünya bat genç kalabilirim belki çocuk gibi büyümüyor çünkü senin gibi olmalıydım değil mi bulaşmamalıydım çocuklara akıl ver selim acılarım katlanılmaz oldu büyün bir yığını toplasak içinden bir sen çıkmazdı olmadım selim adam olmak deyip durdu arkamdaki yabancı olmadım belki olamadım mı yoksa cevap ver selim korkuyorum gitmeliyim sevdiğim bütün kadınları ayak bileklerinden öptüm o ayaklar götürdü benden her şeyi çocuk kaldı geriye ölü ağlayan büyümeyen çocuk çocuk kim selim kimin dağılıyorum selim sen olsan büyüyorsun derdin büyüdükçe acılar da büyüyor selim gitmeliyim kadınlar ve çocuklar önden lütfen ben sizinle gelemem kaçıyorum gitmeliyim takip etmeyin sahte nezaket göstermeye gerek yok biliyorum sizin her yanınızın sahte olduğunu nerdesin selim korkuyorum gitmeliyim kalamam buralarda kaçma selim al beni de açtığın yoldan gitmeliyim çok zaman kaybettim 28 olmadan gitmeliyim selim cevap ver selim dost gitmeliyim.
36. hayata dair ne varsa beynimde hepsini yitirdim. hayattan beklentilerim vardı, hayattan çıkarım vardı. hayattan çıkarı olmamak mümkün mü? ne güzel demiş oğuz abi: "hayattan çıkarı olmamak, hem tanrı'nın hem de insanların gözünde affedilmez bir suçtur!" ama artık kalmadı. kalmamış ki yazıyorum. parmaklarım kırılana, gözlerimden yaşlar süzülene dek. kan çanağına dönmüş gözlerim. yazıyorum, nereye kadar? çıkarım var mı bundan?
37. bir teselli için mi. ya da içimizde sığınacak kapı kalmadığında, çok uzak bir yaşamak hayaline bir nazar göndermek mi. "her şey boş" demeyeceğim , fakat özsuları çekilirken ağacın, söz gurbete mahkum edilirken kendi ateşimde memnun, yanamam. evet, hiç anlamayacaklar, malum. dert değil ama, biz yine çayırların kokusunu duyalım, nasıl güzel tutuşurmuş insan görsünler. zamana yazılan mersiyeler belki bir yağmur getirir, boğazlarda kül olur bütün sahte sesler. hayır , beklemiyorum, sadece "burada" kalıyorum.
38. toparlanın gitmiyoruz
39. İmkansız şey
Şiir yazmak,
aşıksan eğer;
ve yazmamak,
aylardan nisansa ...

(bkz: orhan veli)
(bkz: nisan)
40. (bkz: azmak bir cehennemdir)
41. dünyada cehennemi, böylesi hesaplaşmayı göze alan, dünyayla, mecrasını bir türlü bulamayan bir ruhla, dahası kader diye yaşayan, avutucu kaçışların adını bilmeyen münzeviler yaşarlar. yazmak; hem kelimeler zaten ateşten doğmamış mıdır? "uyumsuz" luğun itirafı, idraki değil midir kelimelere sarılmak?
42. yazmak yansıtmaktır. farkındalıkları, düşünceleri, gözlemleri. yazmak, yansıtırken, yansıttığınız şeyleri bir defa, hatta defalarca yaşamaktır, hissetmektir ve özümsemektir. kabullenmektir, sonuca ulaşmaktır ama ulaştığınız sonuç her zaman yeni soru işaretlerine yeni sorgulamalara neden olur. yazmak bitmez. anlatmak, anlaşılmak, yansıtmak, daha doğrusu düzgün bir şekilde, tam anlamıyla ayna gibi yansıtabilmek, doğruyu bulmak ateşiyle tutuşur insan. yazmak zor değildir ancak amacının farkında olarak, bir şeyin peşidne koşarak yazmak zordur. yorar, hissettirir hissetmediğiniz şeyleri.
43. yorgunluk hüküm sürüyordu tüm vücudunda. yerinden kalkası yoktu hiç nedense. yaşamındaki tek amaç hâline gelmişti bir yarım saat daha yatakta kalmak. ama bastırıyordu arkadaşı "kalk, kalk, kalk" diye. nedir anlamadı bugünkü telâşını. "lütfen" dedi kâr etmedi. "allah aşkına" dedi kâr etmedi. sonunda pes etti o da kalkayım dedi içinden ama arkadaşına belli etmedi. o da sıkılıp gitmişti yanından. sonra düşündü "ne oluyor" diye. bu kadar ısrar etmezdi arkadaşı, biliyordu gece uyumadığını. yanına gitmek için binbir zahmetle kalktı yatağından. odasına girdi bulamadı. bilgisayardan melihat gülses'in düşümde bile günahkarsın diyen sesi geliyordu. baktı tek bir parça vardı listede: çok aşığın var diyorlar. ses zaten içini üşütmüştü ama bir yandan da rüzgâr çarpıyordu bedenine. baktı. balkon kapısı hafif açık. sıcak havalarda bile kapalı olurdu o kapı. sevmezdi arkadaşı soğuğu. hele bu kar kıyamette niye açsındı ki. kapıya doğru yaklaştı dışarda eşortmanlarıyla üzerine birşey almadan balkonda oturmuş bir gölge belirdi. sigaradan hışımla son fırtını çekti ve aşağı fırlattı izmariti. izmaritin düşüşünü seyretti kısa bir süre. seyredildiğinin farkına varmamıştı. balkonun taşına tırmanmaya yeltendi. kolunda bir ağırlık hissedip döndü. "ne oluyoruz" dedim. baktı... acı acı güldü. ses vermedi. içeriye girdi... yatağına yattı.... gözleri yaşarmıştı. "keşke" dedi. "keşke biraz daha yatsaydın; kendimi ilkkez bu kadar cesur hissettiydim." dedi ve sustu...
44. hani hep söylerler ya varlıkla yokluk arasında çok ince bir çizgi var diye. ben ve benim neslim nedense o çizgide dolaşmayı ve bu sayede psikolojik hasta olma özentisini seçmişdir hep. buhranlı tipin verdiği karizma mıdır nedir bilinmez insanları/daha çok gençleri bu noktaya çeken. neyin var dendiğinde "sormayın abi bunalım takılıyorum."lar veyahut "kimse zaten benim hâlimden anlamıyor."lar lar lar... sürekli uzayan larlar. her zaman kötü olmak için bahanesi olan nesle dönüşmek üzereyiz. özellikle birazcık düşünen insanların bu hayata hep kötü tarafından bakmalarından mı kaynaklanıyor çözemedim bu hâli. selim isikler/selim ışık taklitleri ve en çok göze çarpansa selimlik yapanlar. bu hayatı çekilmez hâle getirmek için elinden gelen düşünceyi, evhamı vs.yi ortaya koyanlar. normal yaşam formlarını bilmeyen selimler ve onlara özenen selimlik'ler. hayata tutun(ma)mak için uğraşan insanlar.
kendilerine cennet mi istersin cehennem mi gibi bir soru sorulduğunda korkarım "abi ben ikisini de almıyım araf kalmadı mı?" gibi absürd bir cevabı bile verebilir(iz)/ler. yaşamayı bilmiyoru(m)z vesselam. yine de ümitvarım inadına cennet diyorum...
45. kendi yazgilarimizi da kendimiz yazdigimiz goz onunde bulundurulursa "hayat cehennemdir" ile eş anlama gelen tumce. o halde yazmayi cehennem kabul etmek hayattan da bir kacistir.
46. 'kurşun kurşun kan kurşun
kurşun diyen nefes
ve sancı'

ah benim şaşmayan yanım.ah bu ben. kan-amaktan yapılma çelimsiz parmaklarım. durmadan/duramadan yenilmeye kan ter içinde koşan yorgun ayaklarım. bat dünya bat. bütün bu imkansızlığını, bütün karanlık/bitişimsiz yanlarını al bat dünya. senden hiçbir vakit bir şey istememiş bir adama bu kadar keyifle görünmekten bıkmadın bat dünya. bütün günahlarımın kaynağı sen, bütün bütün sen, bütün gösterip dokundurmadığın heves. bat dünya. sevdiğim bütün kadınlarla arama koyduğun mesafeyi al bat dünya. ah öpülesi ayak bileklerinin heyulası. ah sanrılarıma badem yüzlü olmak yakıştırması. ah bu ben. ah yenilmekten yapılma kalbim. ah bu ben. ah "ne çok acı var" tümcesini göğsüne kızgın demirlerle yazan ben. aklımın şaşmazlığında büyüyen yalnızlıktan yapılma hayallerim. hayalim yok sana dair bat dünya. ağzıma çaldığın bir parmak bal. canımdan aldığın onca heves ilen bat dünya. bütün mümkünsüzlüğün benim yoluma, bütün bütün sen, bütün meyyal yanlarımı acı sağnaklarına dönüştüren sen bat dünya. bu bitmeyen devinimi gülümsememezliğin. yoksulum yoksulum yoksulum. yok/sun/um.

"davran bre çocuk doyma ilk sulardan"

bak işte bir şiirle daha saldırıyorum sana. ne kadar büyürse bana kattığın acı o kadar çok şiirden yapılma ok fırlatacağım mahrem yerlerine bat dünya. bütün bir hayatı yeniden inşa edeceğim. seni yenemeyeceğimi bile bile neyim varsa duracağım karşında. sana karşı durmak ilen meşhur öleceğim. bat dünya. bak bu bana bıraktığın mahsun kırışıklarını yüzümün bademe benzetiyorum. üzülmüyorum hayatımın yüzümde açtığı yaralara. kalabalığın ortasında ağlayan, annesini yitirmiş çocuğun, eve somun götüren babanın, kan kusturduğun bütün şairlerin adına sana karşı duracağım. bat dünya. kusturduğun her kan damlası seni kirletiyor. şair cesetlerine değemiyor kirli ellerin. senden olmayanların kurtarılmış akıllarına müdahil olamadığın için bu öfke biliyorum. biliyorum bütün mümkünsüzlüğün kıskançlığının eseri olduğunu. kandan ve ettenim sanıyorsun. kanayan yerlerimi ele geçirdiğini sanıyorsun. parmaklarımı tutuşturan günlerin hesabını düş kendinden. kelime kelime direnci işlediğim zamanları düş. ikrar etmeye şayan her an'ımı düş. etten ve kandanım doğru. can var be hey! can; senin ellerinin değmediği, göz değmedik yerlerimin fırtınasıyla sana bileniyor bat dünya. sana karışmayacağım. karıştırmayacağım seni bana. bat dünya!



üç iklim
sancı
sanrı
aşk.

acı!

acı!

acı!


direnç!

47. yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
-yaşama!
-ya bileydim?
yazar: mıydım
hiç: şiir.
(bkz: ismet özel)
48. ''direniş'' sayhasında hayat.yaşamakla yazmak aynı şey...

Ölüm mısralarda durduğu gibi duramıyor yüreklerde her şeye rağmen, apansızın çörekleniyor kurumuş boğazına.tüm yaşadıklarının ardına bakarak yaşlı adam; '' hayata kanamak çok yakışıyor ve terlemek evlat, kabuğu kırıp atmak koşmakla mümkün ancak....'' diyor

bahar ayırt etmeksizin tavır koyuyor tüm canlılara...
en acıyan yanlarıma sevgi dolu melodiler besteliyebilirim bugün. onbir yaşındayken maç arasında kapıyı çalıp pakize teyzeden su istememin verdiği heyecan ve alt kattaki komşu kızımız leylanın atladığı ipi tutup onu izlemem, masum bir edayla ömrümün geri kalanını yineleyerek yaşamam için yetebilir bana,yazayorum...

yargıç yazmak bir cehennemdir dese de ; kendi kalemimi kırmışım bugün.

sirkulatif haber bültenleri,yoğun fikir muhakkimleri ve harkulade reklamlar tarafından yaşanılan ben'in yıpratıcılığına filmin son perdesine yetişen kadınlara koca yaşamı özetlemeye çalışmanın eksikliği de eklenince tahammül edilmez oluyor birden hayat.

kim ne derse desin istasyonlar gitmemeye karar vermek için en uygun mekanlar.
geçte olsa anladım ki f'de (x) gördüğün yere ne koyarsan onu gösteriyor yaşam. yazmak terkedilmesi mükün olamayan turşu etkisi bıraksa da damaklarda; ben erzurum oluyorum.'' zülüf dökmüş gözlerin...'' çekiyorum.inşaatta bir dometes dört eşit parçaya bölünüyor ben okuyorum.yağmur tane tane çiselerken küçük bir kız sokağa anlamsızca bakıyor ben yazıyorum.masadan az önce kalkan kız hakkında ileri geri konuşuyor kirli erkekler ben kanıyorum. yazmak oluyorum,yanıyorum...
49. ben o kadar büyümemiştim daha. korkuyorum...

"ve savaşla gidiyorsun
ama ancak sen
vurulduktan sonra ve kurşun
benden ayrıldı
ve gittin
ve dağ çöktü"
50. güzel geçen takvimler boyu; arada kalmış araf çentikler. ey nafile sekanslarım benim, ey her bölümünün üçte ikisi fılaşbeklerle un ufak olan kişisel senaryolarımı kanırta kanırta çeken ellerim-.
şimdi kime baksam/ gökten üç servi yaprağı, üçü de bu masalı dinleyemeyenlerin başına. ne güzel başlardır işte, hiçbir kentte mahsur kalmamış dinlemekten. hiçbir sokağın meçhulu olmamış bile isteye. -korkuyorum.
şimdi bu pusuya yatan lacivert mürekkepli kalemin neye yaradığını/ nereyi yaraladığını kestiremiyorum. yazmak'ın cehenneminde kavrulurken; gözlerimi de kapıp götürüveren bir yaşmak'ın alı al moru mor saklayışına sığınıyorum.
a'dan c'dan z'den bihaber ellerim benim.
[..ey geceyi ve kahverengi bir düzeni taşıyan ellerim!/ yüzümün uğultusuyla şaşırtın beni./ o karanlık ormanı yangına vurun..../ benim en sağlam ve dağınık ellerim...]
acz tutan şairin elini tutan, tutuşa tutuşa çokluk türküsü çığıran ojeli parmaklarım..
ucundan koparılmış bir pamuğa damıttığım asetonumla çıkardım parmağımın kırmızı rengini, ve ah; o pamuğa sarmalasam dediğim sırçadan takıntılarımı çatlata çatlata dünde bıraktım.
-çiğdem der ki ben âlâ'yım/
âlâ olup, kirli kanımı nereye akıtayım..?

veysel'in sözleri ilen, çıtkırılmaya dünden meyyal (dün, ah dün, dün, dün..) o gençlerin "işte böyle zamanlar dönüşür ateş buza/ sabahlara kadar ağlar çiğdem"i birbirine geçiyor/ çağlararası bir hırpani muhayyilede. benim muhayyilemde.
dünya'nın yem eden vahşeti üzerime abanıyor. kan doluyor, kirli kan doluyor, ester biraz daha çürüyor..
"bu defa soldurma. iyi bak ona"

yazıyorum, çünkü cehennemi hakedercesine hoyrat yaşıyorum.
eski takvim yokuşumun son yolunda/ yaş alan günlerin soluk soluğa finallerinde hep böyle körük'lere nazire yapmış sayılıyorum.. sahi; ben de "dünyalık"tan sayılıyor muyum?
/ne olur biraz söyleşin benimle, bir kere gelmiş bulundum/

yirmiüç yaşım,
yirmidördün hem yörük hem acem(i) hâli ahvâli,
üç kere bir üç/ yirmilik dişim,
inceden sızıldayışlarım...
bu ne mene bir cehennem'dir'de/ durup durup yanışlarım. yanışmalarım. durmayışım. durulanışım..

[yangından arta kalan gerçek şey] durma; [çoğalt beni]



« »
Alakalı olabilir!
- yazmak bir mucize
- yazmak icin
- yazma hevesinin kacmasi
- yazma isteginin orselenmesi
- yazma yitimi

nedir.Net