dunya mali ucan hali
Kayıt Tarihi:13 Ekim 2006 20:49:09
Entry Sayısı: 441
Yazılarım En Sevilen Entrylerim Sevilmeyen Entrylerim Ne Demişler? Arkadaşlarım Takıldıklarım
Tanrý..

düşmeyi anlat dedi bana.. düşmenin nasıl bir şey olduğunu.. yaptığın hataların ardından, sana sunduğum laneti kabullenişini ve sonsuz düşüşünü anlat bana.. binlerce yıllık kuraklıklardan ve her ölümlüyü binbir çileyle yok edecek acılardan geçtin.. zihnine oyunlar oynadım.. delirmen için neyim varsa yükledim sırtına.. düşüşün anlam kazanmasın diye adını bile koymadım yalnızlığının.. sadece fiile odaklan diye "düşmek" dedim yaptığın şeye ve sana "düşen" sıfatını ekledim kendi aklımda.. Şimdi hadi anlat dedi.. seni en tepeye çıkardıktan sonra sonsuz yolculuğun olan düşüşe kendi elimle sunuşumdan sonra.. neler oldu.. anlat.. dedi..

binlerce yıllık bir yalınlık.. düşüşüm sonsuz ve karanlık.. kaç yaşındayım.. ya da kimim bilmiyorum.. tek bildiğim düşüşüm.. ve yüzüme vuran sonsuzluk rüzgarı.. yaşlanıyorum.. farkındayım.. düşüşüm senelerle ölçülemeyecek kadar yaşlı.. ellerinden kaydığım bir bütünün, şimdi ufalanmak için zamana kafa tutan son parçasıyım sadece.. yeniden ve yeniden içinin sonsuzluklarına düşüşüm.. zihnim binlerce hikayeyle bulanmış durumda.. gözlerim kapalı.. ya da kapalı olduğunu sanmama yetecek kadar karanlık düştüğüm delik.. karanlık öyle huzursuz ve yırtıcı ki.. aydınlık eski hikayelerde anlatılan bir efsane sadece.. bilmiyorum, en son ne zaman gerçekten hava doldurdum ciğerlerimi.. umutsuzluk ve hayal kırıklıkları soluyorum.. damarlarım düşmenin verdiği acıyla belli belirsiz düğümler oluşturmuş tenimin hemen dibinde.. aslında öyle anlamsız ki düşüşüm.. sanki yükseliyorum belki de.. bilmiyorum.. aşağısı ve yukarısı anlamını yitireli çok oldu.. sadece düşüyorum..

sen.. büyük günahların ve sadece ziyan olmuş halkların sırtına yüklenebilecek acılarınla.. bunca yıl.. bunca zaman.. ve bunca hayat.. binlerce ölümün ve doğumunla.. sen.. bir parça.. zerre belki.. zamanla yaşıt düşüşün.. kadim çağların en eski efsanesi.. anlat.. bana daha fazla anlat.. cinayet mahaline dönen bir katil kadar umut dolu gözlerim.. bana ölümlerini ve doğumlarını anlat.. seni dönüştürdüğüm bu "şey" i anlat.. yokluğa gidişin ve varlığı yeniden doğuruşunu anlat.. binlerce umut yükleyişini, kalp denebilecek organlarına ve ardından her birini gözlerinin önünde kaybedişini.. umutsuzluğunu anlat.. hadi.. artık hissizleşmiş ruhunu bana tekrar aç ve küllerinden yaradılışının hakkını vermek için bana anlat..

düşüşün en kötü yanı.. belki de sadece her an sona erecek diye düşündürmesi. her an "işte bitti" diye içimden geçirişim.. oysa yanılsamalar.. düşüş insan elinden çıkan bir şey değil.. tanrı başrolu kendine biçmiş.. düşüşüm ezeli.. sonunu beklemek düşüşten daha büyük bir işkence.. acıların bedenime uzun zaman önce etki etmeyi bıraktı.. ölümler gördüm.. ruhum katlanır sandım binlercesinden sonra.. ama sevdiklerim öldü.. hayallerimde dostları öldürdüm ellerimle.. kadınımı.. ailem.. ve gökyüzü kırmızı bir hal aldı kararmadan evvel.. tüm umutlarım işte o kızıllıkta asılı kaldı.. çürüdüm.. düşerken binlerce defa çürüdüm.. ve binlerce kere yeniden yaradıldım.. neresi yukarısı ya da neresi aşşağısı.. neden bu lanet.. sonsuzluğumda ızdırabıma alışamazken.. Şimdi yeniden bir dirilişle, düştüğümün karşısına dikilmem neden..

sen.. soru sorabilecek kadar kutsal olamadın asla gözümde.. düştün ve düşüşünle cennetin bir parçasını siyaha boyadın.. ardından lanetine ağıtlar yaktı en sevdiklerim.. ama ben senden hep nefret ettim.. yarattığım ve nefret ettiğim tek şeydin sen.. Şimdi sadece son bir tatmin duygusu için diriltildin.. düşüşün baki.. af dilemek anlamsız, af dilemeyeceğini de biliyorum oysa.. benden güçlü bir kul yarattım.. ve sana hem taptım, hem de seninle gurur duydum.. yarattığım en güçlü kaya.. kendimin bile bir türlü kıramadığım.. Şimdi acın sonsuz olsun.. düşüşün baki.. seni seviyorum insan.. öldüremeyecek kadar ve belkide ızdarıbın en fazlasını yükleyecek kadar çok.. düş kulum.. zaman tükenip tüm insanlık bana geri dönse bile sen hep bizden uzakta ve bizim içimizde düş..

sen.. yaradılışım ve yaradanım.. varlığımla birlikte düşüşün baki.. sen.. ve ben.. olabildiği kadar son ve olabildiği kadar sonsuz.. sıfatsız ve anlamsız.. oysa tüm anlamları içinde barındıracak kadar kudretli..

seni seviyorum..

Takva
gündelik müslümanlaştırmalar kadın. ay başı sancısı ve dokunulan bitkinin solması. gündelik yahudiler ve tüketilen ciğerler. paketi üçbuçuk liraya keyiflenmeler.

açız biz demesi halkın yada açlık sınırının ne kadar da keyif verici madde tüketimine namüsait olası kimin umurunda. "mister pirezident" zemzem seviyor.

kıbleye yönelik dert yanma çabaları aşılanmakta bak farkında mısın? ne kadar rekatta roket gibi fırlar ekonomimiz yerinden? pek fazla çökertildiysek de aslen hepimiz ne güzel türküz.

kadın bacaklarından kan sızmakta, bu gece yanaşmam sana. oysa "mister pirezident" pek keyiflidir uzlaşırken birinci zevcesiyle. birincinin eti kemiği girilebilir cinsten olsa da, biz ikinci zevcenin keyif sigarasından başka getirisi yok. beyaz saray olmasa da diz çöküp müzik aleti çaldığımız ofisler, yine de ankara'nın gricene bir zirvesinde hoş bir sokakta bellenmekte belimizin en hassas bölgeleri. yav ben bilmem onu azıma almayı, hem kaçmaz mı oruç? namaz vakti gündemden düşmez. neler yapsak da çalkalayıp tükürsek. hiç yutmasak, kazaya kalmasak. yav "mister pirezident" hiç çalkalamışmıdır acaba. oysa orucu bozmaz mı ki hem yutulmadan gırtalağa değen şey?

dil dinin bekçisi midir? yok mudur böyle ataözleri? yada dini bütün bir gece ne kadar da dinsiz bir melodidir.

yav kadın, git seccademi getir canım yaramazlık yapmak istiyor.


not: bu hikayemizde anlatılan her şey hayal ürünüdür, gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. bizim yöneticilerimiz süperdirler zaten. onları çok severiz ve böyle şeyler kesinlikle söylemeyiz. hep hayal ürünü yani. yaşananlar ve yaşattıkları da dahil olmak üzere.
Huzur
bir hayata yatıp bir başkasına uyanmak. uyanmanın ötesine geçip arınmak ve arınmanın getirdiklerini insanlara aktarmak. toprak olup geçmişini binlerce parçaya böldükten sonra yeniden bir gelecek yaratmak.. olmazların dünyası biliyorum, ama "neden olmasınlar" da yakışıyor bu sabah gün doğumuna..

 göz kapaklarımın içine ağır ağır güneş sızmakta. belli ki bir haylazlık belirtisi. uyanmama daha saatler var oysa. nedensiz bir gün doğumu hikayesi. sabahın narin ve tenha havası, inceden ve belkide ürperten bir rüzgar eşliğinde tenimle dans etmekte. koku alma duyusu gelişmiş hayvanlar belkide kilometrelerce öteden ne yaptığımı, hatta belkide neler yapacağımı kestirmekte. uyandığım yer bir kuytu orman köşesi. yüzyıllık ağaçlar bedenimin üzerinden gökyüzüne doğru yeşermekte. mevsimsel sendromların en beterini yaşamam gereken bir bahar sabahının, o buruk yalınlığı yok üzerimde. tamamen çıplak ve tamamen düşüncesiz bir şekilde uzanmaktayım sadece. yapraklar ve dallardan oluşan bir ışık oyunu kargaşası. parlaklık göz kamaştırmakta. sadece en başarılı işimi yapmaktayım. sessiz ve sakin, hareketsiz bir şekilde toprak üzerinde uzanma çabası. sağım solum, benimle birlikte dalgalanan ve belkide kabul gördüğümü bana anlatmaya çalışan, tabiatın o yer üzeri tembelleri, yaprak ölüleri ve binlerce küçük sürüngenle kaplı. kapalı bir orman kuytusu. işık yaprak aralarından süzülmekte. bedenim çıplak ve sırtım tam olarak toprağı örtmekte. yaprak aralarından kaçıp kurtulmayı başaran ışık, bedenimde vurduğu yeri ısıtıyor. isınmak ve aldığım ısıyı yeniden toprağa katmak. sürüngenler bana yaklaşmakta. korku yada tiksinme belirtisi yok hiçbirinin gözlerinde. ben, toprak ve yaprak ölüleri, "ben" gibi aylak. hepimiz bir. tanecikli yapıya sahip alyuvarlar damarlarımda gezinmeyi ve hatta gezinmek ne kelime, biraz oturup dinlenmeyi beğenmiş olacaklar ki, damarlarım o yeşile çalan renginden ağır ağır kahverengi ve beyazın hakim olduğu kıpırtısız, durağan matlaşmaya doğru gitmekte. hissizlik değil, akışın durmasıyla damarlarımda gezien, daha çok his ve daha da fazla toprağa çekilmek. biz olabilmek çabası. bedeller ödenmeli.
ve sürüngenler artık üzerimde.. küçük gülüşmeler ve kendi lisanında söyleverle kabul törenimi kutsama ve sadece "hoşgeldin" diyebilmek için bile tenimden parçalar koparmaktalar. tenim artık derim olmaktan çıkmakta. ben ve toprak. ve ben gibi yaprak ölüleri aylak. binlerce ağaç aynı anda kökleriyle emiyor beni içlerine. hem yerde yatan ve hem köklerde dolaşanım artık. ve sürüngenlerim bana itaat etmekte. kabul görmenin verdiği haz yerde yatan bedenimi çürütmekte. bin yıllık ağaçlar belkide çevremde, bana yol göstermekte. köklerden gövdeye. İçerisi huzur ve gözyaşı. kristal damlalar halinde içeri süzülmekte. tek bir ses yada huzuru bozacak en ufak titreşim yok şu an içeride. dış dünya çok dışarda artık. tam kalbimizde. bir ağaçla oturup sohbet etmenin zorluğu çok gerilerde. yavaş yavaş gövdeden dallara yükseliş. sürüngenlerim bedenimi kemirmekte. çıplak ayakla toprağa basmaktan öte bir zevk toprakla çırılçıplak yaşamak. sakince aşşağıda parçalanmak için elinden geleni yapan bedenim ve bana itaat için kaslarımı ve kemiklerimi bedenimden ayırmaya çalışan sürüngenlerim. sevgililerim..
ağaç.. ulu ve sonsuz. tanrının bakışından beni gizlemekte. yavaş tavaş en tepeye, o laciverte en yakışan dallarına girdiğimde. İşte tanrı. huzurumda beklemekte. sakin ve sakinleştirici bir edayla bizi, beni, toprağı, ağacı ve itaat eden sürüngenlerimi kabul etmekte. tanrı.. erdemin ulaştığı son nokta.. oysa benim için bilinmezlerimi isimlendirdiğim imge. tanrı.. artık bir bilinmezim kalmadığına göre sadece bir ihtiyar görünümünde. yerde bedenim çürümekte. gülümseme.. bir kaç yüzyıl önce olan bir olay için belkide. tanrının gamzeleri kalbimi çelmekte. oysa kalbim bir başka itaat edenin midesinde sindirilmekte. yeni kök vermiş her fidanın kanımla beslendiğini bilmenin verdiği mutluluk. bir orman benim sayemde yeşermekte. tanrı mutlu çocuk. oyuncağı ben ve belkide benimle büyüyüyen. ağaç, ben ve bizimle birlikte bu huzura erişen. ne varsa elden ayaktan düşmüş bu huzur nehrinde hepsi şimdi tanrıyla gülmekte. kabul görmüşlüğün verdiği ve tanrıyı da içimize alabilmiş olmanın getirdiği ne varsa yeşilden ve lacivertten, ve o koyu kahverengi neşeden.. yavaş yavaş içimizden dışarı fışkırmakta.
ölümsüzlük.. ve aslında her saniye yeniden ölmek. ve yeniden doğup her ananın rahminden kan ve ümitle, ilk ışığı yakalayıp yeniden ve yeniden taşınmak el üstünde. tanrı ölümsüz değil. tanrı ve sürüngenler. birbirine benzemeler. tanrı ölümsüz değil. ben, ağaç ve koyu kahverengi cesedimi emen toprak. sadece ölmemenin tadını bilen ve bunu tanrıya bildiren biz. biz ölümsüzüz sadece. nesilden nesile anlatılacak binlerce iz bırakıyoruz arkamızda. ve tanrı bizim yerimze sahipleniyor sadece cesetleri. tanrı ölümsüz değil. sadece iyi rol kesmekte. bedenim artık ne burada, ne de bıraktığım yerde. efendilerinin sözünü dinlemiş olmanın verdiği gururla hizmetlilerim yer altına geri dönmekte. ben, ağaç ve nehir. ve belkide dağ taş gülmekte. huzur sonsuz ve bunu tanrı bizden öğrenmekte. oysa bak burada aşşağıda ne varsa biz diyebilmekte. tanrı tek ve yalınlığını kendi yarattığı bedenlerle geçiştirmekte. tanrı ölümlü ve can sıkıntısı sonsuz. bizden olmayanlar, binlerce kurgu ve kurduğu saçma oyunlarına kader demekte.. tanrı gözümüzün önünde. Şimdi, sonra ve belki de geçmiş. zaman kavramı tanrının huzurunda bir işe yaramıyor sadece. sessizlik, ben ve ağaç ve koyu kahverengi toprak.. binlercesine bizden olabilsin diye can vermekte..
Domates
bir cehennem hüküm sürerken çevremizdeki çoğrafyada, beklenen tek çığlık, kırmızısı kaçmış gözüken ve belki de asla dilimize değmeyen acılardan ve acıklı hikayelerden usanmış domateslerden.. bir cennet rüyası ve sadece cehennemi yaşayabilenlerin taptığı, sen, ben ve hayallerimden gelen..

 yazın sıcağı bunaltıcıydı. güneş sanki binlerce yıllık nefretini bu yaza saklamış gibi, insanlığı daha da kavuruyor ve saklanılacak gölgeler aramaya itiyordu. ben ise annesinden yeni azar işitmiş bir çocuk edasıyla, verandamda sessiz sakin dünyanın dönüşünü önemsemeyen, geri kafalı bir taşralı gibi bakıyordum. sadece bakıyor ve tek kelime etmeden saatlerce toz toprak içindeki yola umutlarımı yatırıyorudum.. verandanın yeniden boyanma zamanı geçeli çok olmuştu. biliyorum, her seferinde bana azarla dönecek bu geçiştirmeler yüzünden bu yaz da çok başım ağrıyacaktı. ama yazın bu sıcağında boya gibi tiksinç bir işle uğraşmak olsa olsa işsizlerin ya da sarhoşların uğraşı olabilirdi.
hava sıcak. arada bir esen rüzgar bile tenimi haşlamakta. toz kokusu içinde kıpırdamadan durmak bile büyük bir marifet sayılmalıyken bana eklenen miskin sıfatına anlam veremiyorum. ağzımdan çıkan bazı anlamsız kelimeleri hiçe sayarsak, sanırım bütün gün burada tek kelime etmeden oturduğum gerçeğini arada bir başıma kakmak istiyorlar. tek katlı ve büyük bir aileye denk tutulamayacak kadar ufak bir evde bir hayatı paylaşmakta olduğum kadınımı beklemekteyim oysa. daha önemli bir işi kim katabilir ki hayatıma. yol tozlu ve güneş tepede. yolun kenarında üzerinde sadece yıtık bir atlet olan ve burnunda kurumuş sümüğüyle 4 yaşına daha basmamış oğlum durmakta. altı çıplak ve ayakları toprakla kaynaşmakta. öyle güzel bir melek ki. tulumbanın sürekli hazır suyu beyimizin sıcaklık düşürmek için kurduğu oyunlardan birine ev sahipliği yapmakta. Şelalecilik. ve kendisi cılız bir tarzan nidasıyla ceynini kurtarıp şelalenin altında o karizmatik 5 tel saçını ıslatmakta.
su, tulumbasının altındaki göletten yavaş yavaş yolun o sanki hiç ıslanmamış gibi gözüken ve yılların kuraklığını simgeleyen kahverengiliğini koyulaştırmakta. su ve toz ve suyun ve tozun da ötesi. güneş altında canlı cansız ne varsa kavrulmakta. hayatım bir toz bulutu tarafından çepeçevre sarılı.
toz bulutunun ötesinde ise, yola vuran binlerce derecelik ısının buharı ve ne derece sert bir coğrafyada bulunduğumuz gerçeğini bir anda unutmama yol açan o manzara.
kadın.. kadınım.. elinde sepeti ve ardında henüz dokuzuna yeni girmiş kızımla bana doğru o sonsuz ve mutlulukla eş anlamlı yoldan içime akmakta. kadın.. yılların benden uzaklaşmasının tam aksine ağır ağır, kıvrak kalçası ve dolgun göğüsleriyle ve hayatıma huzur katan o gözleriyle bana doğru gelmekte. toz dumanı. ve sis ve sıcak. bir anda aralanıp dünyevi hisler etrafımdan, bir ilahi kıvamında kadınım bana yaklaşmakta. çocuğumun neşe dolu çığlığı ve annesine kavuşmanın verdiği huzuru tüm evrene yayma çabası. kadın kendinden emin. İlk adımını verandaya atarken biraz sinirli. belli ki verandayı boyamaya başlamamamdan o da şikayetçi.
nasıl bir bakış varsa o an gözlerimde. gördü.. binlercesinin içinde içime bakabilen.. ne varsa içimde fırtınalar, buhranlar ya da türlü mutluluklar.. gördü.. ve bir gülümseme. her din kitabında mutlaka barınan o kadim gülümseme. hayatım, bir kadının yumurtalıklarından kasıklarına ve ordan ilk ışığa kavuşmasıyla yeniden doğmakta.. kadın.. kadınım.. ve gayriihtiyari dengesizlikler sergileyen yavrularım. tek derdimiz verandanın boyası. ve elbet bu güneş de susuz kalan domateslerin feryadı. ama işte o kadın.. kadınım.. tozlu ve sert bir coğrafyayı cennete çeviren işveli ve kıvrak kalçalı kadınım.. cennetim, tanrıyı kıskandırabilecek cinsten. benim cennetim. ve verandamda bir tanrıça, her sabah beni yeniden bana doğurmakta. bir cennetten bir başka cennete. bin yıllık rüya.. uyanma !.. bu sefer ne olur uyanma.
nedir.Net