hallac i mansur »
1. tasavvuf'da en çok duyulan isimlerden biri. asıl adı huseyin bin mansur'dur. rivayetler arasında hicri 244 yılında iran'ın beyzâ şehrinde doğduğu da vardır. sehl bin abdullah tüsteri^den ders aldı. daha sonra amr bin osman-ı mekki hazretleri'ne bağlandı. yaklaşık bir buçuk yıl kadar da bu alimin sohbetlerine katıldı. nefsinin istediği şeylerden mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalıştı. tasavvufu içinde yaşayan, gönlü ilahi aşk ile yanıp tutuşan biri idi. meşhur "ene-l hak" sözü bu zâta aittir. sözün tasavvufî mânasını bilmeyen alimler tarafından halifeye şikayet edildi. 1 yıl zindan cezasından sonra idam edildi.
2. (bkz: lale mansur)
3. bazi tassavuf alimlerince
fena i fillah makamina eristigi one surulen zat.

ene-l hak demesini de buna bağlıyorlar. yani o sözü mansur degil, allah söyledi diyorlar.
4. (bkz: enel hak)
5. (bkz: tavasin)
6. varlığın birliği felsefesini irdeleyiş tarzındaki farklılık ve yaratıcılıkla kendinden sonra gelen ibni arabi ve mevlana gibi pek çok tasavvuf ehlini etkilemiştir.

"ene l hakk" (ben hakk'ım) sözü, zamanın dini alimlerinin çok tepkisini çekmiştir. aslında hallac'ı darağacına götüren bu kelamı değildir; zira kendisi bu kelamı etmeden evvel, büyücülük, dönemin anarşist topluluğu karmatiler ile basra ve bağdat'ta kölelerin ayaklanmasıyla çıkan zenc isyanına destek vermek, hatta şirk koşmak gibi sebeplerden dolayı tutuklanmış ve (en son) yaklaşık 9 sene hapis yatmıştır.

ölüm fermanının ardından evvela elleri ve ayakları kesilmiş, 1 gece boyunca dar ağacında terk edilmiş, ertesi sabah infaz edilmiştir. cesedi yakılmış ve külleri dicle'ye savrulmuştur.

günümüzde dahi pek çok dini alimin hakkında yorum yapmak istemediği bir mutasavvıftır. zira dönemine ve hatta şimdiye bile fazla gelen bir ilim adamı, felsefe adamı ve fikren kudretli bir alimdir. hallac'ın yazdığı 45'e yakın kitaptan sadece biri gunumuze ulaşmıştır. tavasin adlı bu kitap, hallac'ın asıl meramını anlamak için okunmalıdır.

hallac-ı mansur ile ilgili bir diğer önemli kaynak da, ömrünün yaklaşık yarım asırını hallac'ın çevresini, yaşamını, fikirlerini kısacası bir bütün olarak hallac'ı araştırmaya vakfetmiş fransız araştırmacı ve islambilimci louis massignon'un her biri 700 sayfadan fazla olan 4 ciltlik "islam'ın mistik şehidi: hallac/hallac'ın çilesi" isimli dev eseri okunabilir. bu kitabın ilk cildi ancak 2006 yılında ardıç yayınları'ndan dilimize çevrildi.
7. böyle bir kitap da vardı. bir gazeteci zaman yolculuğu yapıp hallac-ı mahsur'un hayatına tanıklık ediyordu.
8. bilinenin aksine gerçek ismi "ebu abdullah hüseyin b. mansur el beyzavi el hallac"dır...
vicdanınız temizse özgürsünüz demektir. özlü sözünü zikr etmiş kişidir... 858 yılında beyza yakınlarında tur kasabasında doğdu...
922 de muktedir in emriyle bağdatta işkence görerek ve asılarak öldürüldü...
9. öğrendiklerime göre;kendisi ölmüş ama gözlemlerime göre; benzerleri dünyada var olup,onlar da ölünce yenilerinin geleceğine inandığım,ölümsüz bir fikrin temsilcisi. fikri paylaşması bir artı olmuş.
10. "iki rekat namaz da allah'a götürür; elverir ki abdesti kanla alınsın ve aşk içinde kılınsın"
11. darağacına çıkan mansur'a soruldu:
- tasavvuf nedir?
+ tasavvufun en aşağı derecesi, işte bende gördüğünüz bu haldir.
- ya ileri derecesi?
+ onu görmeye tahammülünüz olmaz.

****

nefsi, yapması gereken bir şeyle, ibâdetle meşgul et! yoksa o seni yapılmaması gereken bir şeyle, haramlarla meşgul eder.

****

allahım! İnsanlar seni verdiğin nimetler yüzünden severler; bense seni verdiğin belalar yüzünden severim.
12. ene-l hak dediği için idam edilen alim kişi. mevlana mesnevide olayı şöyle anlatıyor. mansur da onu idam eden hükümdar da sevaptadır. Çünki mansurun durumu eriyik halindeki madenin ben ateşim demesi gibidir. aslı maden olmasına rağmen yakıcı bir ateşten farkı kalmamıştır. mansur'da ilahi ateşin içine o kadar girmiş ve ondan olmuştur ki ene-l hak diyecek seviyeye gelmiştir. ancak bu duruma müsade edilemez. art niyetli insanlara fırsat verilmiş olur. her önüne gelen bunu kullanarak insanları kullanabilir. bu yüzden idam edilmesi de doğru bir karardır. (günümüzde bile herkes tarikat şeyhliği yapmaya kalkıyor.)
13. hemen ardından "mansur enel hak dedi, haktır sözü hak söyledi" dediği için, seyyid nesimi'nin de derisi yüzülmüştür.. hatta onun ardından da, 1997 yılında sırtına allah yazılı bir dövme yaptırdığı için oğuz atak, kurşunlarla katledilmiştir.. yani sadece katliam şekilleri teknolojiyle değişmiş, ama zihniyet baki kalmıştır.. nedense insanların * fazla allah sevgisine tahammülü yoktur..
14. derisi yüzülerek öldürülen tasavvuf alimi
15. ardına baktığında kendinde allahtan başka bir şey görmeyen ve bu sırrı ifşa ettiği için öldürülen bir efsane. o, derisi yüzmeden önce bilinmeyen, aklın idrak edemeyeceği kadar engin bir aleme gitmişti; ve bize oradan selam verdi:

"ben, o’ nun bana bahşetmesi sayesinde varolan zatımın yok oluşu halindeyim. benim sıfatlarımın var kalması ise kötü amellerin çirkinliğindendir."
16. tarihe bir kelime ile damgasını vurmuş... tasavvufta ehlileşmemiş, kemalet hırkası giymiş, döneminde enver-ûl kulp (kalplerin nuru) diye bilinen abdullah hüseyin bin mansur el beyzav-i el hallac isimli şahıs olup zararlı beyinler tarafından anlaşılamayarak idam edilmiştir
17. ene-l hakk... hallac ı mansur'un perdeli gönüllerde "batıni" adledilmesine yol veren aşk içinde vuku bulmuş kelamı. ve işte gözden kaçan: "ene-l hakk "ben allah'ım" demek değildir. "ene-l hakk", "ben hakk'ım" manasına gelir. esma-ül hüsna göz önüne alındığında aradaki derin uçurum en azından bir nebze görülebilir.

"ben gerçeğim, ben hakk'ım ey insanlık! varlığımda, ruhumda, bedenimde ve dilimde allah'tan başka bir şey yok! ve işte hakk benim, gerçek benim!"

(varlığında allah'tan başka şeyler de olanların allah yardımcısı olsun, allah yardımcımız olsun... amin)

hulul'u (allah'ın kulların bedeninde vücut bulması) mansur'a yakıştırmak mansur'u zerre bilmemek, anlamamaktır. hata mıdır? suç mudur? hayır... çünkü perde, ancak onu -allah'ın izniyle- görebilme yetisi olanlara şeffaftır...

mansur'un beyanları dönemin kapalı ve idefikseliğinin kurbanı değildi. hallac-ı mansur bugün doğmuş olsaydı ve 10. yüzyılda ifşa ettiği sırrı bugün ifşa etseydi, en derin çukurlara gömülür, etleri en zalim şekilde savrulur, hunharca katledilirdi.

hallac ı mansur batıni olmaktan çok uzak bir aşk şehidiydi. nefsinden arınmak ve tüm benliğiyle allah'ı birlemek, allah'a yönelmek için kendinden vazgeçen, iç organlarıyla "lâ İlâhe İllallah muhammedün rasûlullah" diyerek can veren bir tekbir neferiydi. günde 200 rekat namaz kılan ve her gece kıldığı 2 rekat namazda kuran'ı hatmeden bir insana "batıni", "hulula gark olmuş", "şirke düşmüş" gibi yaftalar yapıştırmak caiz değildir. caiz değildir fakat normaldir, ve anlaşılabilir. çünkü bu zihinler için anlaşılmaz olan mansur'un varlığıdır.

bir mansur bilimci olan massignon, mansur hakkında bize çok geniş bilgiler veren "mansur'un çilesi" adlı kitapta bir yanılsamaya düşerek, onu hazreti isa ile karşılaştırmış ve hatta daha da ileri gidip mansur'u nebileştirmiştir. massignon elbette çok değerli bir bilim adamıdır ve ömrünün 60 yılını mansur hakkında araştırmalara vermiş bir irfan insanıdır. gel gör ki katoliktir. mansur'u isa gibi görmek istemesi ve bunun üzerinden isa dinine artı puan kazandırmak istemesi insani ve doğal bir süreçtir. fakat kökten yanlıştır.

massignon'a benzer cehalet çukuruna düşenler, mansur sağ olduğu zaman da vardı. ve kendisine kimi yaftacılar tarafından bu ve benzeri minvalde yaklaşılacağını biliyordu. bu yüzdendirki bir anekdotunda, kendini anlamayanların ve ölüme hükmedenlerin, onu yüceltip ona insanüstülük atfedenlerden daha değerli olduğunu söyler. ve ekler "beni yakmak isteyenler bunu kendilerince dinleri için yapıyor, oysa bende şahsilik görüp bana sıfat yükleyenler ve bunları yüceltenlerin dinle veya allah'a bir alakası yoktur"

o ne bir peygamber, ne bir nebi, ne bir ulu insan, ne bir mucit, ne bir sihirbaz, ne de bir firavundur. o allah aşkıyla yanmaya nail olmuş bir aciz kuldur. ve biz, onu dinleyen ve sözlerine değer verenler; yukarıda açıklandığı gibi onun kişiliğini ve sıfatını değil, onu yaratanı yüceltiriz. çünkü mansur'un tek kelamı allah'tır. başka birşey değil...

allah, mansur'u yaratarak ve onu sır ile donatarak, kendini insanlığa bir adım daha yaklaştırmıştır. şah damarından içine ve daha da yakına.... mansur'a sahip çıkmak, onu sıfatlarıyla sevmekten değildir. onu kuşatanı, onu dolduranı sevmektendir.

not: (bkz: hz muhammed/dacryphilia).... oku ve söyle; tevhid'den, bir'lemeden, yakarmadan, şükrandan, "lâ İlâhe İllallah muhammedün rasûlullah"tan ve allah'tan başka birşey görüyor musun?
18. (bkz: enel hak/dacryphilia)
19. /..bağdat'tayız
dönüp duruyoruz yırtıcı kuşlar gibi
çevresinde bir darağacının
koparabilir miyiz acaba
etinden çileli etinden
döğmeli ciğerinden bir parça
hallac-ı mansur'un
kur'an okuyan yüreğinden
bir ışık koparabilir miyiz
eriyen gözlerinden
bir bakış geçer mi içimizden
bir taş atarak
bir gül alabilir miyiz
elinde biten
günlük ekmeğini yarıyarıya yemiş
adam da gelmişti oraya
yağmur kapmış bir adam da gelmişti oraya
bilginler büyücüler su vurucuları
köle tüccarları çan onarıcıları da
sultan saçını tarıyan kadın
eski bir define arayıcısı
matematiğin bulucusu
füsus okuyucusu
şeyh galib'in muştucusu
haznedar ve kütüphane memuru
hepimiz hepimiz oradaydık
bu pamuktan hafif insanı çekemeyen
darağacına yardımcıydık
gene de hepimizden ağır geldi
hallac-ı mansur'un vücudu../ *
20. ene-l hakk dedikten sonra öldü. ene-l hakk diyerek ölerek, içinde allah'a aidiyet taşıyarak fiziksel yok oluşa nail oldu. ve her hangi bir şekilde allah için ölen kişi, nice çağlardan beri süregelen "çok konuşma müftü sanmasınlar" diyerek başkalarını susturma hakkı gören beşer için ölmekten daha yücedir.

mansur iyi ki öldü... zira bazen nice aklın kavrayamadığı var oluş, bir kulun ölmesiyle vücut bulur.

sap ve samanın karıştırılmasına en güzel örnek, çapaklı gözlerle mevlana'ya bakıp "şems' e aşık" demektir. kul sevgisini herkes görür, fakat allah'ı zikrederek var olan bir ruhun göğe yükselişini, görmediği için "yoktur" sanmak; ilahi hüküm vermekle eştir. senin yapamadığını ve asla yapamayacağını yapanı, kimsenin yapamaması diye birşey söz konusu olamaz.

islam veya islam mistisizmi olan tasavvuf, kişilerin tekelinde değildir. birtakım düşüncelere katılmak, tarihsel gerçeklerden çıkarım yapıp düşüncesini dile getirmek ve allah'a dair düşünmek hakkı ne sadece müftülerin ne de zühdülerin elindedir. zira allah, denildiği gibi, benim, senin, onun ve hatta banu alkan'ın bile ilahıdır. ilahın hakkında düşünüp onu kavrama çabasına girmek zikirdir. ve fikir zikri getirir.

mansur, allah kelamı olan kuran'ı yadsımak şöyle dursun, tüm benliğiyle bu kelama harfiyen uymaya baş koymuş bir kulken, islam için inlerken "panteizm" etiketiyle sunulmuş.. sunuluyor. bu islam için yanan müslümanı dinsiz ilan etmek değil midir? kuran hakkı üzerine var olan bir ruh için sıfat "sevimli veya samimi bir cahil "değildir. "imanlı"dır onun sıfatı ve "müslüman".

biraz sabır.... elbet güneşle ay buluşacak ve mahşer meydanında o ve diğerleri bir araya gelecek. geleceğiz... furkanın dediği üzre hardal tanesinin hesabını bile soran allah; kuranı, peygamberi, allahı kabul eden ve her adımında öven, öven, öven kula "dinsiz"liğe çıkan sıfatları vermenin hesabını da; "ben hakikatim ve içimde allah'tan gayrısı yok" demenin hesabını da soracak.

o zamana kadar sabır... zikirle sabır.

allah büyüktür! aynı fikri başka başka zikredenlerin gittiği yollar farklı olsa da kapıları aynı ilaha çıkar. mansur aynı kuran hakkı için öldü, onu öldürenler onu aynı kuran hakkı için öldürdü. işte allah'ın büyüklüğü buradadır. iki insanın fikri uyuşmazlığından çok daha öte bir çizgide seyreder iman ve allah sevgisi. o yüzden bırakalım allah zikrini hayatının meşgalesi yapmışları yargılamayı. bu kul işi değildir. bir kişideki imanın samimiyet ölçüsünü kul değil rab belirler. kulluk görevlerini yapmaktan vakit bulup rablığı düşünecek kadar zikirperver olabildinse söyle, bir dar ağacı kurup seni asalım!

*

edit: bu entry'nin yazarı (#1141098) numaralı entry'nin yazarıyla aynı allah'ı zikrediyor. bu yüzden bahsi geçen entry'yi yazabilmek için akıtılmış her bir damla emek için (#1141098) numaralı entry'nin yazarına saygı duymak kulluk borcudur.
21. islam tarihinde en çok tartışılan isimlerdendir. kimine göre zındıktır kimine göre ise şehit ve büyük bir alimdir. hallac-ı mansur allah aşkıyla yükseldiği cezbe hâlinden tekrar aşağıya inememiş ve orada bilinçdışı sözlerde bulunmuştur. ene'l hak tabirini kullandığı için sözün batınî manasına göre değil de zahir manasına göre yargılanıp hapse atıldı. 8 yıllık hapsinin sonunda idam edildi.
hallac-ı mansur'un kendisini idam edenler için:" allah'ım bana gösterdiğin nimetleri onlara göstermiş olsaydın onlar benim gibi olurlardı; bana göstermeyip onlara gösterseydin ben onlar gibi davranırdım." dediği rivayet edilir.
edebiyatta da ilk aşk şehidi olarak anılır.
22. ek bilgi olsun diye: hiçkimse kur'an'ın kıraatını bozmadan bir gecede tümünü okuyamaz.
23. hulul'a asla, kat'a gark olmayan bir kuldur.

* "allah'ın seçtiği bazı arınmış bedenlere girmek" şeklinde kullanılan hulul bazılarınca, hallac'ın ene'l hakk sözüyle gerçekleşmiş kabul edilir. oysa enel-hakk "ben hakikatim" demektir. hulul ise enellah (ben allahım) sözüyle izah edilebilir. yaşar nuri öztürk'e göre hululda ilahlaşmak vardır. oysa ene-l hakk ancak bir "ilahileşmek" ifadesi olabilir.

* hallac, 300'lü yılların başında eski vasıt valisi ve -ardından- muktedir'in veziri hamid tarafından "peygamberlik ve ilahlık iddia etmek"le suçlandı. ibn-ül esir'in el-kamil adlı eserinde, hallac'ın bu suçlamalar karşısında verdiği cevap şöyledir: "allahlık veya peygamberlik iddiasından allah'a sığınırım. ben, allah'a ibadet eden, çokça namaz kılıp oruç tutan biriyim. hepsi bu."

*sufi düşüncenin önemli adamlarından hucviri, keşfu'l-mahcub adlı kitabında hallac'a yöneltilen hulul suçlamasıyla ilgili şöyle yazıyor: "hallac, yüce hal sahiplerindendi... o , asıl ve esas yönünden terk edilmemiştir, davranış ve uslup yönünden terk edilmiştir. bu hak erini büyücülüğe nisbet edenlerin iddiaları tutarsızdır... hallac, yaşadığı süre içinde takva ve iyilik üzre olmuştur. namaz kılmış, zikirle meşgul olmuş, çokça oruç tutmuştur... o halde ondan zuhur eden şeylerin keramet olduğu kesindir"

* iranlı feridüddin attar'ın tezkiretü'l evliya adlı kitabından hallac ve hulul hakkındaki görüşleri şöyledir:
"bazıları o hulul ehlinden demişlerdir, bazıları ise ittihad veya ilhad inancına bağlı olduğunu söylemişlerdir. ama tevhid kokusunu koklamış olan bir kimsenin hayalinden, onun hakkında asla hulul ve ittihad namına birşey geçmez. onun hululcu ve ittihatçı olduğunu söyleyen kimse tevhidden habersizdir."

* yaşar nuri öztürk'ün esrar tasinindeki "onun ha'sı onun ha'sıdır" cümlesini şerhi, mansur'da hululu reddeder:
"arapça 'o' manasındaki zamir, 'o'nun 'ha'sı o'nun 'ha'sıdır demek, 'o yalnız kendine işaret eder, o o'dur. o'nu yalnız o tanıyıp tanıtabilir' demek olur. hallac burada açıkça teşbihi ve hululu reddediyor."

*ve tavasin... hallac'ın kendi kaleminden hulul'a karşı duruşu şöyledir:

"ene-l hakk sözüyle ittihad, hulul ve vahdeti vucut amaçlanmamıştır. hakikat ilmine akıl erdirmek çok zor. nerde kaldı hakikatın hakikatı! ... hak ise hakikat denenin de ötesinde hak, hakikatten başka şey." (fehm tasini)

"her makamın iki ilmi var: kavranabilen, kavranamayan, yani bilinen ve bilinemeyen." (safa tasini)

"allah, allah'tır. allah bizzat kendisidir. huvei huve. o, o'dur... allah, kendine özgü yüceliğiyle hem marifet ehlinin görüşlerinden münezzehtir, hem mükaşefe (gönül gözüyle görmek) ehlinin görüşlerinden..."

"avamın fikri, vehimler denizinde kaybolur, havass (seçkinler)in fikri fehimler (kavrayışlar) denizinde... o iki denizde kurur ve yol bozulup mahvolur. o iki fikir söner, o iki taşıyıcı perişan olur. o iki alem son bulur. o'nu ancak o tanır." (tenzih tasini)

"hak hak'tır, mahluk mahluk" (marifet bahçesi)
24. fikilerinin vahdet i vucud ile ilgisi yoktur.

* massignon'un "hallac'ın çilesi" kitabında yazar ahmed b. fatik'e göre mansur, tenzihi sürekli korumuştur ve bu yönüyle vahdet-i vucud'çulardan ayrılır. fatık'in aktardığına göre hallac şöyle demiştir:

"kim uluhiyetin beşeriyetle, beşeriyetin de uluhiyetle birbirine gireceğini sanarsa küfre düşer. çünkü allah, yaratılmışların zat ve sıfatlarından, kendine özgü zat ve sıfatlarla ayrılmıştır. herhangi bir biçimde, herhangi bir yolla yaratıklara benzemez.ezeli olanla sonradan yaratılan arasında benzerlik nasıl düşünülebilir! her kim allah'ın bir mekanın içinde veya üstünde olabileceğini, bir mekana bitişik bulunabileceğini, gönülde şekillendirilebileceğini, kuruntularda hayal edilebileceğini yahut bir sıfat ve nitelik altına sokulabileceğini düşünürse allah'a ortak koşmuş olur."

*"seninle benim aramda ilahlık ve rablik (elilahiyye ve'r-rububiyye)'den başka hiçbir fark yok" - hallac-ı mansur

* hallac'tan çokça etkilenen son dönem sufilerinden muhammed ikbal, hallac'ın fikirlerini baz alarak şöyle der:
"amir ve yaratan, emir ve yaratılışın dışındadır"... bu kelamlar, hallac'ın çokça üzerinde durduğu "tenzih" yani allah'ın aşkın olması durumunu özetler.

* tevhid tasini'nde hallac, vahdet-i vucudun mottosu "herşey o'dur" a karşı çıkar ve tevhid gereği "herşey ondandır"ı savunur:

"hak hem vahid, hem ahad (zatında tek). hem vahid hem muvahhad (tekliği dile getirilen).

burada hallac, yine tavasin'de geçen "onu bilmek aslında onu bilmemektir. onu ancak kendi bilebilir"i tekrar ediyor. tekliği kendi eseriyle dile getiren allah'tır. ve hallac işte o eserdir. ötesi değil. burada yine hulula karşı duruş vardır. çünkü ene-l hakk'la öne çıkarılan muvahhid olandır yani allah. hulul işte burada zihinleri yanıltır. oysaki iranlı feridüddin attar'ın dediği gibi; "şaşarım kimseye ki, bir ağaçtan "inneni ene'llah" (şüphe yok ki ben allahım) sesinin zuhur ettiğini caiz görür de hallac'tan "ene-l hakk" ifadesinin zuhur etmesini caiz görmez."

"vahid ve tevhid o'nda ve o'ndan: "fi" ve "an". " - hallac-ı mansur
25. çok derin bir tartışma ortamına girmiş bu başlık. "tasavvuf islam'ın içinde midir değil midir?"'e kadar gidebilecek bir yola sapmış hallac-ı mansur başlığı altında çok iyi yazan iki arkadaş. ama birazcık kötü bir yola sapmışlar, birbirlerini ikna etme noktasında; çok güzel de atışıyorlar hani. *. bu tartışma yüzyıllardan beri devam edegelen zahidle sofunun tartışmasını hatırlattı bana.

tasavvuf lugatlerde 'gönlünü allah'a bağlama' olarak geçer. bu yolu seçen kimseler rablerine daha iyi kulluk etmek için kendilerine özel birtakım zikirler ve yaşam tarzları belirlemişlerdir. genelde de tarikatler olarak dillendirilen kurumlar bu yolu benimseyen kimselerin * yolunu sevip o yola girenlerden müteşekkildir. ehl-i sünnet içinde şeriatı hiçe sayan, ona uymayan tarikatler zaten varlığını fazla sürdürememişlerdir.

sufilere göre müslüman ve olgun insan olmanın yolu şu dört kapıdan geçer: Şeriat, tarikat, marifet, hakikat. bu dördü de birer basamak olarak görülmelidir. şeriatı bilmeden mutasavvıf olunmaz. ilk makam olan şeriat makamına uymayan hareketler de yapılmaz. bu dört unsur da kendi içlerinde bölümlere ayrılır. sufiler hakikat makamına varmak için yola çıkan insanlardır. bu makamın yolu ise zorlu ve meşakkatlidir. şeriat makamından sonraki kesimler için hâl ehli denebilir. bu bölümlerde yükselirken vecd hâliyle kişiler kendilerinden geçebilir.

şems'in mevlânâ ile ilk karşılaşmalarında sorduğu sual de bu konuda bir nebze açıklayıcı olabilir. Şems, mevlana'ya : "ey müslümanların imamı! bir müşkülüm var. hz. muhammed mi büyük, bayezid-i bistami mi? diye sorar. bu sual karşısında şaşalayan mevlânâ: "bu nasıl sual böyle? tabi ki, allah'ın elçisi hz. muhammed bütün yaratıkların en büyüğüdür." diye cevap verir. o zaman Şems: "o halde neden peygamber bu kadar büyüklüğü ile ya rabbi seni tenzih ederim, biz seni layık olduğun vechile bilemedik." buyururken, bayezid: 'ben kendimi tenzih ederim! benim şanım çok yücedir. zira cesedimin her zerresinde allah'tan başka varlık yok!!' demekte?" mevlana: "hz. muhammed, müthiş bir manevi susuzluk hastalığına tutulmuştu,'biz senin göğsünü açmadık mı?' şerhiyle kalbi genişledi. bunun için de susuzluktan dem vurdu. o her gün sayısız makamlar geçiyor, her makamı geçtikçe evvelki bilgi ve makamına istiğfar ediyor daha çok yakınlık istiyordu. bayezid'ın ise, bir yudum suyla susuzluğu dindi ve suya kandığından dem vurdu. vardığı ilk makamın sarhoşluğuna kapılarak kendinden geçti ve o makamda kalarak bu sözü söyledi." diye cevap verir. bu beyazıd-ı bitami'nin sapık olduğunu değil, mevlânâ'nın tabiriyle vardığı ilk makamın sarhoşluğuna kapılarak kendinden geçti ve o makamda kalarak bu sözü söylediğini gösterir. aynı özellik hallaç içinde geçerlidir. aynı cümleyi ona ithafen de söyleyebiliriz. bu söylediği kendinden geçme ve keşif hatası şeklinde algılanmalıdır. şeriatın zahire göre hükmetmesiyle katl fetvası da doğru olarak görülür. bu fetvayı veren alimleri bilgisizlikle veyahut da cahillikle suçlamak da yanlıştır.

imam ı rabbani de bu mertebelerden geçtiğini anlatmaktadır mektubâtında. imam-ı rabbani'nin muhyiddin ibn arabi için sarfettiği cümleleri hallac-ı mansur içinde kıyas edebiliriz zannımca. ..."tuhafı şudur ki; ibn arabi'nin hak ehline aykırı olan görüşlerinin çoğu manevî müşahademizde(keşfimizde) hatalı görüldüğü hâlde kendisi, allah'ın makbul kullarından olarak müşahede edilmektedir. herhalde bunun sebebi, onun da keşfe dayanan hatasının mazur görülmesi olacaktır. ictihad hatasına düşen nasıl kınanmazsa, keşif hatasına düşen de aynı şekilde kınanmamaktadır. bu, ibn arabi hakkında kendime mahsus bir inançtır. onun aykırı bilgilerini hatalı telakki ediyorum. bu tutum, iki uçta yer alıp onu bütünüyle reddedenlerin, yahut bütünü ile kabul edenlerin tutumuna göre orta yoldur, aşırılıklardan uzaktır..." hallac'ı da aynı kategoriye sokmamız zannımca doğru olur.

vahdet-i vücut, fenafillah veyahut da ene'l-hak tabirleriyle alakalı olarak da imam rabbani kendi sülûkunu şu şekilde anlatır. "bazı saliklerin gördüklerini vacibu'l vücud ve hak bilmeleri vehimdir; yanılgıdır. görülen, müşahede edilen her şey yaratılmış alemine dahildir. allah teâlâ bunların ötesinin ötesinde, bizim görme ve bilmemizden münezzeh, keşif ve müşahedemizden uzaktır." "bu fakir de yıllar önce birinci keşfe(vahdet-i vücuda) inanıyordum, o makamda ben de çeşitli hâllere uğradım, hayret verici müşahedelerde bulundum ve bu makamda büyük nasip sahibi oldum. sonra, allah'ın lutfu ile bildim ki; görülen ve bilinen ne varsa hepsi hak teâlâ'dan gayrıdır.(o değildir), onların ilahî varlık sahasından uzak tutulması gerekir. bu iki makamdan sonra allah'ın lutfu devam etti ve o'nun muamelesi ile hasıl olan ilim, nefiyden intifâya* geldi;kendini hak unvanı ile gösteren batıl, bilgi ve müşahede sahasından silindi, gaybın gaybına ilgi hasıl oldu, var sanılan, var olandan ayrıldı, evveli olmayan, yaratılandan fark edildi..." hallac-ı mansur'u da, bayazıd-ı bistami'yi de, ibn arabi'yi de bu ilk makamda takılı kaldıklarından ve sırrı ifşa etiklerinden dolayı eleştirirler. yükselip aşağı inmeyi becerememişlerdir. vardıkları ilk makamın sarhoşluğuna kapılıp, kendilerinden geçerek şeriata aykırı sözler etmişlerdir; ancak bu onların zındık olduğunu yahut da din dışı olduklarını göstermez.

hallac-ı mansur şeriatı reddeden bir yapıda değildir. yaşamını dini yaşamaya vakfetmiş bir insandır ve iran topraklarında islamiyet'in yayılmasının başat aktörlerinden biridir. biraz da yaşadığı dönemdeki siyasî kargaşalıktan dolayı canından olmuştur.

peygamber'e bir bedevi gelir ve "bana islam'ı anlat." der. rasul de islamın beş şartını sayar bunları yapmalısın der. bedevi bunun üzerine "bu saydıklarından ne bir şeyi eksiltirim ne de bir fazlasını yaparım." der. bunun üzerine peygamber: "eğer dediğini yaparsa cennetlik birini gördünüz." * der sahabilerine. bazı insanların islam'ı anlayış şekli budur; bazılarının ise biraz daha fazlasıdır. ikisi de hak yoldur ve güzeldir.
son olarak; bir hikâyeyle noktalayayım yazıyı. zamanın birinde iki grup vitir namazı sünnetti, farzdı diye tartışmaya girmişler ve birbirlerinin kalbini kıracak, kavgaya tutuşacak noktaya gelmişler. anlaşamayacaklarını anlayınca da işi iki tarafında itibar ettiği bir alime götürmüşler ve durumu anlatıp ona sormuşlar. alim ise müslümanların kardeş *olmalarının farz olduğunu söylemiş.
yazılarından dolayı something like d'ye de dacryphilia'ya da teşekkür ederim.
»
Alakalı olabilir!
- hallucinations
- hallmark
- hallac pamugu
- hallas
- hallac

nedir.Net