holiganizm
1. kökeni sanayi devriminin çamuruyla kirlenmiş, sanayi toplumunun pisliğini, kirli kanını akıtma isteğine dayanır.

günde en az ondört saat olmak üzere çalışan, en alt kesimdeki işçi sınıfı hayatlarını kaybetmiştir. sadece alkol alma, çok sağlıksız ortamda uyumaya imkanları, zamanları vardır. bunun dışında hiçbir sosyal hayatları olmadığı gibi işlerinde de bir sıradanlık, monotonluk vardır. kendi boğazlarını besleyememektedir işçiler. bunu takiben yönetimde söz sahibi bir iki cin futbolu bu büyük sorun için kullanmayı akıl eder...

futbol stadları büyütülür. futbol maçları izlenmeye teşvik edilir. sonra başka takımlar kurulur. öfkelerini dışa vuramayan, patlamaya hazır durumdaki halk artık kendilerine bir patlama yolu bulmuşlardır. taraftarlık, holiganlık... hayata edemedikleri küfürleri karşı takım taraftarlarına, oyuncularına eder, feleğe atamadıkları tokatları karşı takımı destekleyenlere atarlar. küfreder, savaşır, yorulur, tatmin olurlar. ve sonuçta rahatlarlar. yoksa herkes bilir, kişinin sahibi, hissesi olmadığı takımı desteklemesinin, uğrunda gırtlağını patlatmanın bir mantığı olmadığını ama nafile. holiganizm hayat felsefesi olmuştur bir kere, holiganizm hayata tepkidir.
2. (bkz: futbol)
3. benfica taraftarlarının bir portekizli olarak ingilterede harikalar yaratan gencecik ronaldo yu * alkışlamaları gerekirken sırf eski sporting lizbon futbolcusu diye ıslıklayıp yuhalayarak örneğini verdiği kanayan yara...
(bkz: hooliganism everywhere)

editli olarak (bkz: sözlükte benficalı mı var)
4. 14 mayıs 2006 günü saat 20 45 civarları sözlükte hortlamış olgudur.
5. ankaragüclü taraftarların hiç bir takım ayrımı yapmadan her taraftara eşit bir şekilde gösterdiği saldırgan tutumunun ifadesidir...
6. (bkz: football factory)
(bkz: green street holigans)
7. futboldan hiç anlamayan, anlamaya da niyeti olmayan renkleri için takım değiştirebilen biri olarak şöyle tanımlamak istiyorum;

futbolu savaş olarak görmektir, düşman karşı takım taraftarıdır. kişi onu öldürebilir. kendi takımı yendikçe baştacıdır, yenilince kendi takımının sahasını tahrip eder, futbolcusuna küfreder, fiziksel zarar vermeye çalışır. şampiyon olduğunda kendi şampiyonluğuna değil, en yakın rakibini geçmiş olmaya sevinir. futbolun bir spor, bir kafa dağıtma hedesi olduğunu unutur. kesinlikle tedavi gerektirir, önemli bir ruhsal problemdir.
8.
yaşadığımız çağda yalnızlık gibi kronik bir hastalığa tutulmuş insanlar. toplumsal düzen, çalışma koşulları, hayat şartları ve sistemin getirdikleri yalnızlığa mecbur ediyor ademoğlunu. kişinin bireyliğini ve özbenliğini korumakta zorlandığı ve -ister istemez- sistemin çarklarından biri haline geldiği belki de kaçınılmaz bu yaşanan yalnızlık.

yalnızlığa giriş sürecinde insan kendine yabancılaşacaktır önce. aynada yalnızlığını bastıracak farklı yüzler bulmaya çalışacaktır ve bunu başaracaktır da çoğu zaman. bir örgütte militan olmak veya bir kulüpte taraftar olmaya çalışmak gibi farklı kimliklere yanaşacaktır. aykırılığı yakalayacak konumda bulunmak onun isteklerine denk düşecetir. kişinin benimseyebileceği genellemelerden bazıları bunlar işte. ama en çarpıcı olanı da taraftar olmak galiba. davranışları, idealleri, inançları, istekleri hep bu çerçeve içinde şekillendirmeye çalışmak, maça savaşa gider gibi gitmek, kombine bileti rakibi cepheden gören bir yerden almak, hakemler aleyhine her şekilde konuşmak, rakip taraftara düşman gözüyle bakmak, takımı dışında herşeye küfür edebilecek cesareti göstermek, vs vs vs...*

...

yeni kimlik şekillenmeye başlıyor yavaş yavaş yalnız kişinin bünyesinde. aynada gördüğü yabancı yüzü benimsemeye başlar. kulübün ayrılmaz bir parçası olur artık o. evet ham meyve olgunlaşmıştır. o artık takımı için yaşayan bir taraftardır! en azından kendini öyle sanmaktadır. herkesin ona karşı sorumluluğu vardır artık. zat-ı muhterem yeni kimliğini benimsemiş ve bunun gereklerini yerine getirmeye başlamıştır. kötü oynayan oyuncu, lüzumsuz harcama yapan yönetim, takımı yanlış oynatan teknik direktör, yanlış karar veren hakem, takımı eleştiren yazar, ceza veren federasyon vs vs vs.. herkes taraftara karşı sorumluluk duyacaktır veya duymalıdır ona göre.

taraftar olduğunu sanan karakterin kendine yüklediği misyon saplantı haline gelmiştir. taraftar kavramının ne olduğunu anlayamadan kendini bu sınıfa sokma cüretini göstermesi yetmemiştir. o artık alanını istediği gibi genişletip daraltabileceği taraftar kavramına sımsıkı tutunmaktadır. o en doğru davranışlarıyla bu kavramın içini dolduracak ve hakettiği saygıyı görecektir aynı renklere gönül verenler arasında. bu süreçte çevresinde gelişen olaylar değişime uğrar. objektif denilebilecek spor yazarlarının ifadeleri düşmanca gelmeye başlar. onların hepsinin amacı aynıdır zira: kulübü batırmak.

aslında futbol adına basın denen oluşumun söylediklerinin çoğu yalandır. büyük takımların destekleriyle var olmaya çalışan yazar müsveddeleri ve ukalalar mevcuttur. gerçi bu paralı askerler ve kulüp borazancıları büyük kulüplerle de sınırlı tutulmamalıdır, anadolu bünyesindeki kitleler gözlerden uzakta olmanın verdiği rahatlıkla çok daha fazlasını yapmakta sakınca görmezler. hem basın ayağında hem de tribün konusunda.

anadoludaki taraftar olduğunu zanneden kitle yöneticisinin kulağını çekebilecektir yeri geldiğinde, futbolcusunu azarlayabilecektir. zaten sevenlerinin sayısı azdır ya bu kulüplerin, asla göze almamalıdır yöneticiler takımı seven insanların dilediğini yapmasını engellemeyi. taraftarlık devinim içerisindeki canlı bir mekanizma gibi içten içe anlamsızlığa doğru sürüklenmeye devam etmektedir valhasıl-ı kelam.

musollini'nin italyan futbolculara asker kıyafeti giydirip sevinin demesi veya uday'ın yenilen takımı falakaya tabi tutması gibi yönetim anlayışları belki ideolojik arka planlara sahiptir ama günümüz futbol taraftarının hatırı sayılır kısmı bu insanların yaptığı saçmalıkları gölgede bırakacak olaylara imza atmaktadır. bahsi geçen taraftarlık türü artık bir kimlik problemidir. körlüktür. renk aşkı yüzünden olumsuzlukların üzerini soğukkanlılıkla örtebilmektir. Şampiyonluğu, yenmeyi her değerin üstünde tutmaktır. eleştiriyi düşmanlık görüp şiddete zemin hazırlamaktır. yeri geldiğinde saldırmaktır. zaferin saha dışında da kazanılabileceğine inanmaktır. bunun adı holiganlıktır beyler, birbirimizi kandırmayalım.

ultraslan, Çarşı, gençfb, teksas, tatangalar vs vs vs... ülkenin hatırı sayılır gruplarıyken üyelerinin tavırları taraftarlığın yukarıdaki içi boşaltılmış tanımlamalarına günden güne yaklaşmaktadır. zirvedeki insanlar ne kadar masum olurlarsa olsunlar kitleye ideoloji farklı aksetmiştir. bir taraftar örgütlenmesinden, bağımsız hümanist bir oluşumdan çok parti gençlik kolları kıvamında hareket eder bu guruplar. mantıklar uzaktadır. kitleler kendilerine yakıştırdıkları yalnızlığın antisi gibi görünen kimliklerini benimsemeye ve gereklerini yerine getirmeye başlamışlardır çoktan. die for you nun kill for you ya dönüşmesi acınası bir gülümseme bırakır sadece geride.

futbol güzel bir oyundu, bize oyun içindeki oyunları ve oyunu nakavt eden saçmalıkları izlemek düştü. İyi seyirler.

* *
9. harcadıkları enerji karşılığında kulüplerden 5 kuruş bile almayan gönüllü gerzekler. (bkz: holigan)
10. gerizekalıların pek sevdiği akımdır.hayatlarında hiçbirşeyin değişmeyeceğini bilseler dahi sanki kendi cinsel organlarıymışcasına güya severler takımını spor onlar için sadece "yenmek" demektir,üstünlük kurulduğu an sanki ceplerine para giriyormuşcasına sevinirler,sporu değil yaşadıkları bu afrodizyakın bağımlılarıdır.


ispat da edilmiş oldu ne güzel.
11. sevenlerinin hic de gerizekalı olmadığı akımdır.ne fasizm ne komünizm yasasin holganizm!
Alakalı olabilir!
- holigan
- holizm
- holiganizm yeniden
- holigan sirin
- holiday on ice

nedir.Net