kisisel toplanti notlari
1. bilindiği üzere altıkırkbeş yayınlarından çıkan bazı kitapların girişinde deneme türü yazılar mevcuttur. işte bu başlık o denemelerin toplaşma alanıdır. bir kültür hizmetimiz daha hayırlı olsun. amen.
2. kimi zaman tüm kitaptan daha eğlenceli ve ya hüzünlü malzemeler barındıran, bir çoğunun çıkış yerinin karga olduğunu düşündüğüm altıkırkbeş tripleri... en kısa zamanda üzerimde ki tembelliği atıp sözlüğü kişisel toplantı notlarına boğmak niyetindeyim... ilk tercihim, ağızda eriyen çikolata ile ilgili bir teoremi barındıran yazı olacak inşallah..
3. ./ "öç almayı düşleyen ejder beyleri yine peşimizdeydi, son anda girdik içeri."
cenk taner, karga ve bira, diyaloglar, cilt 2, s. 48, kadıköy 00

küçük bir parça çukulata kalmıştı. çukulata ağzının içinde hafifçe dağılmaya başladığı anda kahvesinden son bi yudum alıp çıkmayı planlamıştı. tam o anda donakaldı. sehpanın üzerinde o kadar çok yarım kalmış kahve fincanı vardı ki, bu sabahki kahvenin hangisi olduğunu ayırt edemedi. hızla gerginleşmeye başladı, geç kalıyordu. çukulata parçası ağzının içinde bir yudum kahve için en uygun yumuşama noktasındaydı ve hızla erimeye devam ediyordu. zaman geometrik bir hızla daralıyordu, tek şansı vardı ve denemek zorundaydı. alnında biriken ter damlacıkları artık çılgın bir erime hızına ulaşan çukulata parçasıyla yarışıyordu. hangi fincanın sıcak olduğunu anlamak için hepsine teker teker dokunacak vakit artık yoktu.
iyice azalan seçeneklerden birine uzanıp hızla bir yudum aldı.


ter içinde kalmıştı. doğruldu, boş gözlerle etrafına bakındı, kendi yatağındaydı. yanına baktı, boş değildi. kalktı, mutfağa gidip büyük bir bardak su doldurdu, içti. mutfaktan yatağa doğru ilerlerken düşündükleri aşağı yukarı şöyleydi. "marjinal lezzet eğrisinin pik yüksekliği o şeyin yenme sıklığından, yendiği ortama kadar birçok parametreye bağlı olarak değişebilir. değişmeyen tek şey insanın eğrinin pik yüksekliğiyle doğru orantılı bi hızla uzaklaştığıdır lezzetin doruğundan."

yatağa yaklaştığında tekrar baktı, kıvrım kıvrım saçlarına, iri dudaklarına ve açık olsa tüm derinliğiyle ona bakacak olan gözleri örten biçimli göz kapaklarına.
"sanırım bu kadınlar içinde geçerli" diye düşündü tekrar yatağa uzanırken...

k. adına
hala daha ne adına
**
**


4. ./ "peki sen hiç yağmur yağsın diye dua ettin mi, börek yedin mi?"
ön sevişme öncesi sık sorulan sorular antolojisinden.

bir kadıköy sözü: eğer birini ertesi gün güneşin doğup doğmayacağı konusunda endişelenmemesi için uyarırsanız, elde edeceğiniz tek şey en iyi ihtimalle sizin için endişelenen biri olur ."

"en iyi ihtimalle iki saat sonra ordayız" dedi. kadın hafifçe başını sallayıp arkaya uzandı. pakete ulaşamayınca emniyet kemerini çözdü. sarı elmalardan birini alıp tekrar koltuğa yerleşti. büyük bir dikkatle ve rahatsız edecek kadar yavaş soymaya başladı. çok iyi elma soyardı. kabuğu hiç kopartmadan tek parça halinde soyar, elmayı tam ortadan olmasına dikkat ederek ikiye ayırır ve çekirdek yuvalarını elmaya hiç zarar vermeden çıkartırdı. bir parça ısırıp adamın ağzına doğru uzattı, adam gözlerini yoldan ayırmadan alışkın bir hareketle elmayı tutan parmaklara küçük bir öpücük kondurup iri bir parça koparttı. iki gündür bu şekilde besleniyorlardı. kadın zayıf, uzun boylu, kumral ve iri göğüslüydü. adamın birlikte olmayı isteme sebebi en azından başlangıçta bu son nitelikti. daha sonraki yıllarda bunu unutup "neredeyse tüm yüzünü kaplayan gülümsemesi" olduğunu iddia etti. kadın bu konuda hiç konuşmadı. bu esnada sağ ön tekerlekleri patladı.
k.
tablo, table, tabela

* *
5. kişisel toplantı notları...

i./ "bırakırım anla biraz..."
bana kapıya doğru üç adım ver, beni bir daha hiç görmeyeceksin - 1.: gece. fazlasıyla yorgunluk, layıkıyla sıkıntı. küçük, öfkeli düşüncelerin peş peşe sıralandığı, öksürükle duraksayan yürüyüşler. her şeyin yok olduğu; görünebilecek her imgenin, enisvari kösnül bir örtünün altından hafif hafif kıpırdandığı rüzgarsız yaz gecesi. köpeğin saldırısına uğrayan kedinin sırtında iki, boğazının altında bir diş izi, sol göz neredeyse iptal. en yakın ağaç görüş mesafesinin ötesinde. dördüncü çağ, insanların egemenliği, bitiş eğrisine girmiş. sığınılacak ev sayısı geometrik olarak azalıyor. en uzaktakine gitmeli ki yorgunluk ucuna erişsin. uzun süredir uzak durulan gece vapurları. sert, bayat çay, yanında kalan derili gergin adamlar, kötü kullanımdan yıpranmış başörtülü kadınlar. sürtünen lastik sesi. büyük, eskimiş lastiklere basan asyalı çocuklar, bir kez daha karanlıktaki avrup'ya sızıyor. gece avrupası. boş balıkçı tezgahı. hızla rıhtımdan uzaklaş. ıssızda büzüşüp sokağa dönüşmüş bir caddeye çık. tanımadığın yerlere yürü. kenara bırakılmış eski bir koltuk, karanlık sokağa hükmetmekten vazgeçmiş hayalet kralın tahtı gibi; cılız bir köpek, kraliyet ordusu, geçmişteki pırıltılı sokak zaferleri. kasabın ordan dön. kapıyı çal, açsınlar, iyidir bütün bunlar ve ışıl çiçeği doğurmaya hazırlanıyor.

Ç.
beni yatıştır
6. kişisel toplantı notları...

i./

miami'de bir akşam. herkesin kabul ettiği bir sıradanlıkla batan güneşin ardından karıncaların bütün ısrarlarına rağmen ısı kaybı oluşmaya ve toprak gerginliğini üzerinden atmaya başlamıştı. giysileri üzerinden dökülen yaşlı garson çenesini titreterek bardağı bıraktığında ısı, kaybettiği gücünü yeniden kazanmak istercesine masaya doğru yükseldi. sol taraftaki camlı bölmenin içine sıkışmış insanlar televizyon ekranından yüreklerine binlerce ok gibi saplanan görüntülerin altında kıvranıyorlardı. soluma sınırının altına inmiş olan havaysa elinden gelen bütün çabayı gösteriyor ve yaptığından nefret ederek insanların küfürlerini taşımaya çalışıyordu. ekran kapanırken sıradışı bir erke kavuşan hava, "her sene böyle saçmalamak zorunda oğlum bunlar" adlı cümleyi etrafa uzun uzun üfledi.

bir kanarya avını daha izlemenin verdiği hzuurla yerimden kalkarak yürüyen kalabalığa katıldım. hava, ardımızdan kıvrılıp bükülüyordu.

x
doğru taraftakiler
7. kişisel toplantı notları...

i. / * *

her şey bir gece barda başladı. nick çalıyor, o dans ediyordu. hafifçe, yerinde ve ayakta dans ediyordu. bardakilere tuhaf gelen bir inat kadar fazlaydı. ya da bana öyle gelmişti. bira rekorumun ve birkaç eski bakışın gücüne sığınarak harekete geçtim. bira ve eski bakışlar iyi bir karışımdır; çalıştı. cave artık çalmıyor ama dans ediyorduk. bir zamanlar denildiği gibi, artık dünyayı satan adamdım ve o eski satıcıyı anlıyordum. mekân tuhaf atmosferinden sıyrıldı. zaman içinde kulağıma eğilip, "tuhaf, gerçekten de tuhaf bir sözcük" dediğini hatırlayacaktım, ama bu çok sonraydı galiba.

"gece, yıldızların ışıklarını yakarken" gitmek zorundaydım, bira kadehini tutmaktan hafifçe soğumuş elini, nemli parmak uçlarından tutarak çektim. geniş gülümsemesinin ardından, sayfa başına alıntıladığım cümleyi uzattı bana. cümle boşlukta yetiştirilmiş bir çiçek gibi havada bir an asılı kalıp, içime bir yerlere doğru yöneldi. romantik çocuk olmanın zorluklarından biri de bazı cümlelerin içinize bir yerlere doğru girmesini engelleyememenizdir. yürürken kadıköylü genç ve dik saçlı bir avcının eskiden söylediği "daha çok gece var" cümlesi, boşlukta yetiştirilmiş cümlenin etkisini kırıp onu evcilleştirmeye çalışıyordu.

tek soru sormak isterdim: "bir cümle başka bir cümleyi yenebilir mi?"

Ç.
tek bir soru adına





ii./

çok geç olmuştu. çok serin ve çok geceydi. yanımdaki kızın omuzuna yaslanmış, ağır ağır ilerlemiştik. bir şehrin içinde günün sınırlarını zorlayan en uzak mesafe nedir diye düşünürken, içeri girdik. "yat" dedi, "uyumaya bile halin yok". gözleri ve iç çamaşırları aynı renkti; bunu çok sonra farkettim.

kiremit'de pişmiş alabalık rüyası gördüm.
sabah çay içtik, çıktık.

k.
sabahları bile poğça yemeyenler adına
8. i./ "soluyabilen her varlık, kendisine seçtiği nesneyle beden bulur; bu bedenleşme eylemi, haklı ya da haksız olsun, bir başka varlığa yapılan suçlamayla sonuçlanacaktır."

karanlık park'ın markisi/soluk karga gecesi'nden

aşk nesneleri: aynı fincanda diş fırçaları: toplumun genelinde, büyük bir hata olarak, bir bireyselleşme noktası olarak kabul gören bu keder verici nesneler, tuhaf bir biçimde de olsa, gerçek anlamlarını, yabancı evlerin banyolarına, çoğunlukla çamaşır makinesinin üzerine, bazen de bir rafa yerleştirilmiş büyükçe bir fincanın içine, nispeten daha sevimli bir fırçanın yanına konulduklarında bulurlar. yerleşik aşk adına yapılan en gizli hamlelerden biridir bu. ah, o sevimli diğer fırça! çiftlerin her ikisinin de dudaklarına küçük bir gülümseme yerleştiren bu eylemin ortadan kalkışının, ilk anda etkimese de aynı fırçanın yeni bir fincana yerleştirilmesi anında büyük iç kanamalara yol açtığı görülmüştür. gençler arasında sık kullanılan ayrılış ve hatta yok ediş cümlelerinden biri olan "kendine iyi bak", aslında bir gönderme olarak "diş fırçanı koru, ona hızla yeni bir fincan bul" cümlesinin zeytinyağı içinde yumuşatılıp acısının alınmış halidir. bazen gece ya da alkol yüzünden, çoğunlukla sabaha ulaşana dek karanlığı aktif geçirmek için kaldığınız o garip, saten evlerde, sizden önceki varlığın yerleştirdiği bu narin mühürle karşılaşırsınız. gün ışıdığında yabancı evi ardınızda bırakırken, aklınızın bir köşesinde, başkasının diş fırçasına bakarken algıladığınız, başka bir yerde sizi bekleyen kendi fırçanıza da hiç böyle bakılıp bakılmadığı düşüncesi, o meşum ürperti daima kalacaktır. kadıköy'de korkuyla anılan, "fırçamda göz izi mi var" duygusu yanınızda olsun. hayat biraz böyle bir şey. gece güzel midir?

Ç.
"yıkıcı ol. bırak fırçan yerinde kalsın."
9. i./

"mükemmel olmayan bir dünyada mükemmel olmayan bir yaratık olarak her zaman paradoksu anlayacaktı."
okunan kitaplardan... kişisel alıntı

o hafta sonuna gelene dek, hayatını düzenlemiş olduğuna emindi. en azından öyle düşünüyor, öyle görünmeye çalışıyordu. mükemmel olmayan bir dünyada yaşayanlardan biri olarak gece dolaşmalarından birini daha gerçekleştirmek için arkadaşlarıyla harekete geçti. aranılan şeyin, aranılmayan yerde bulunacağı kuralına uygun bir şekilde taksilerin bekleyip kalabalıkların küçük hareketler yaptığı sokaklardan birine girdiklerinde raslantı tanrısı "rasta", okunu fırlatıyordu. sigara paketinin bitmekte olduğu kavramı düşüncelerinin büyük bölümünü işgal etmeye başlamıştı. bu duygu artık başına çok sık geliyor ve bundan rahatsızlık duyuyordu. yanındaki dik saçlı adam, "seni görmek gerçekten güzel" kavramı üzerine yaptığı konuşmaları dinlerken konunun "açlık hissi" temasına gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. dışarı çıktığında gece kendisinden beklenen şeylerin büyük bölümünü gerçekleştirmiş bir nesnenin tepkisiz sakinliğiyle üstlerindeki karanlığı koruyarak rutin yaşamını sürdürüyordu.

güneş yeniden doğarken bir kadının boynunu öperek uyuyabilmek -ya da tam tersi- gibi bir konuma ulaşmanın verdiği rahatlıkla uzun süre camdan dışarı baktı. her sabah sokağa bir boy yukarıdan bakmaya nerdeyse alışıyordu.

Ç
kentte yaşıyorum ve sıkılıyorum
10. ll./

"üzerine konuşulamayan üzerine, içmek lazım!"murat lu
karga ve bira,dialoglar l. s123, kadıköy 2000

iyi olan tek şey denizin üzerine yayılan kötü rum şarkılarıydı. bir de levrek. saçlarıyla oynamaktan ve üşümekten hiç vazgeçmeyecekmiş gibiydi. iyi bir gün batımından beklenebilecek her şey vardı gökyüzünde, tüm sıcak renkler, hafif bir esinti ve şarap kokusu. hiç gülümsemedi, hiç gülümsemeyecekmiş gibiydi. eski bir hikaye anlatmaya başladığı sırada, ayağının hemen altında küçük bir halka oluştu, sustu.
sanki 'bazen bir horoz balığı kadar hırçınlaşabilir her şey; bazen tartaros çukuru kadar derinleşebilir' demek istedi. o sırada gökyüzünden bir örs düşse ancak dokuz gün dokuz gece sonra varabilirdi yeryüzüne ve tunçtan bir örs düşse yeryüzünden ancak dokuz gün dokuz gece sonra varabilirdi gözbebeklerine.
gerçekten öyleydi inanın...
uzun ışıksız ve soğuk bi yoldu, elini adamın göğsünde ısıttı. sonra sevişelim dedi, doğurmak istiyorum kendimi!

hiçbir k. adın doğuramaz(mı) beni yeniden?

hamiş: bu anlatılan sizlere çok sıradan bir metafor gibi gelebilir ama düşen bilir....

**
Alakalı olabilir!
- kisisel entari
- kisisel atismalar
- kisisel yazilar
- kisisel olarak
- kisisel not defteri

nedir.Net