kurtulus savasi »
1. kurtuluş savaşı; İstiklâl harbi, millî mücadele adlarıyla da anılır. türk tarihinin kısa ama çok yoğun askerî ve siyasal olaylarla dolu bir dönemidir. aynı zamanda türkiye cumhuriyeti devleti'nin kuruluş tarihidir. yüzyıllar süren osmanlı İmparatorluğu'nun da sona erişidir.

30 ekim 1918'de mondros ateşkes antlaşması'nın imzalanmasıyla başlar, 29 ekim 1923'te türkiye cumhuriyeti'nin ilânıyla sona erer.

birinci dünya savaşı sonunda osmanlı devleti'nin taraf olduğu İttifak devletleri yenilmişti. İtilâf devletleri, osmanlı devleti ile koşulları oldukça ağır mondros ateşkes antlaşması'nı imzaladılar. bu antlaşmaya göre İtilâf devletleri osmanlı topraklarını istedikleri gibi işgal edebilecek, osmanlı devleti'nin elinde olan tüm ordu terhis edilecek ve silâhlar teslim edilecekti. 30 ekim 1918'de imzalanan antlaşmadan hemen sonra İtilâf devletleri anadolu topraklarını işgal etmeye başladı. en son yunanlıların İzmir'i işgal etmesiyle bu işgal eylemleri en üst noktaya ulaştı. İtilâf devletleri'nin işgallerine karşı bu bölgelerde yaşayan halklar, kendi çabalarıyla karşı çıkmaya başladılar. birbirinden kopuk, bölgesel savunma şeklinde yürütülen çatışmalarla halk topraklarını korumaya çalıştılar. bu amaçla birçok müdafaa-i hukuk cemiyeti kuruldu. bu cemiyetlerin amacı, sadece bulundukları bölgelerde olan işgallere karşı çıkmaktı. bu cemiyetlerin yanı sıra, genellikle yunanistan tarafından desteklenen ve millî varlığı tehdit edici rum ve ermeni cemiyetleri de kurulmuştu. İzmir'in işgalinden bir gün sonra mustafa kemal ve arkadaşları bandırma vapuru ile samsun'a doğru yola çıktı. 19 mayıs 1919'da samsun'a ayak bastılar. mustafa kemal, samsun, havza ve amasya'da çeşitli görüşmeler yaptı. 21 haziran 1919'da amasya tamimi diye bilinen amasya genelgesi'ni yayınladı. bu genelgede bütün yurdun istilâ edildiği, bu istilâdan ancak ulusal bir direnişle kurtulabilineceğini, bunun için tüm mülkî ve askerî yöneticilerin sivas'ta toplanacak olan kongreye katılımları isteniyordu. bu genelgenin yayınlandığı günlerde vilâyet-ı Şarkiye müdafaa-i hukuk-ı milliye cemiyeti'nin erzurum şubesi ile trabzon muhafaza-i hukuk-ı milliye cemiyeti ortak bir kongre hazırlığı yapıyordu. bunun üzerine mustafa kemal, 5 temmuz'da erzurum'a gitti. burada kongreye başkanlık etti. İstanbul hükûmeti, mustafa kemal'in yaptıklarını beğenmiyordu. bu nedenle resmî görevine son verdi. erzurum kongresi 23 temmuz 1919'da toplandı. on dört gün süren görüşmeler sonunda ülkenin bütünlük ve bölünmezliğini korumak ve yabancı işgallerini engellemek için ulusal iradeyi egemen kılmanın önemi vurgulandı. heyet-i mebusan'ın bir an önce kurulması kararlaştırıldı. mustafa kemal'in başkanlığında heyet-i temsiliye adıyla yürütme organı kuruldu. İstanbul hükûmeti'nin tüm engellemelerine rağmen 4-11 eylül 1919'da sivas kongresi yapıldı. kongrenin en önemli sonucu, İstanbul hükûmeti'nden bağımsız yeni bir yönetim ortaya çıkmasıydı. bu yönetimin amacı, ülke çapında bütün direniş birliklerini bir araya getirip ulusal direnişin başlamasını sağlamaktı. bu nedenle anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk-ı milliye cemiyeti heyet-i temsiliye kuruldu. 16 kişiden oluşan bu kurulun başkanlığına mustafa kemal getirildi. bu arada İstanbul hükûmeti, mustafa kemal ve arkadaşlarının çalışmalarını engellemeye çalışıyordu. onlara göre mustafa kemal ve arkadaşları barış antlaşmasını bozacak işler yapıyorlardı. İstanbul'da son osmanlı heyet-i mebusan kuruldu. başına ali rıza paşa getirildi. ali rıza paşa başkanlığındaki hükûmet ile mustafa kemal başkanlığında olan heyet-i temsiliye arasında yumuşama oldu. ali rıza paşa hükûmeti, heyet-i temsiliye'nin aldığı kararları kabul etti ve heyet-i temsiliye'yi tanıdığını ilân etti. bu hükûmetin temsilcisi salih paşa ile mustafa kemal arasında "amasya mülâkatı" olarak bilinen görüşmeler yapıldı. bu görüşmeler sonunda "misak-ı millî" programı kabul edildi. buna göre ülke sınırları belirlendi ve her ne pahasına olursa olsun bu sınırlar içinde ülke topraklarının korunması gerektiği kabul edildi. İtilâf devletleri, osmanlı devleti'nin bu girişimlerini neden sayarak 4 mart'ta İstanbul'u işgal etme girişimlerine başladı. 15 mart 1920 gecesi İtilâf devletleri, İstanbul limanı'nı işgal etti. 16 mart'ta kentin hemen hemen tümü işgal edildi. kuva-i milliye'nin önde gelen isimleri tutuklandı. osmanlı mebusan meclisi dağıtıldı. direnen milletvekili ve aydınlar malta adasına sürüldü. direnişe katılmak için bir bölüm asker, sivil aydın ve milletvekili anadolu'ya geçti. bu gelişmeler olurken Çukurova ve güneydoğu anadolu'da işgallere karşı çıkmak amacıyla halk silâhlı çatışmalara giriyordu. savunma, ilk önceleri sokak çatışmaları hâlindeyken, daha sonraları antep, maraş ve urfa'da daha düzenli ve şiddetli çatışmalar hâline geldi. maraş ve urfa işgalden kurtuldu. adana ve antep'teki işgal 1921 sonlarına kadar sürdü.

27 aralık 1919'da mustafa kemal, ankara'ya geldi. anadolu direniş hareketinin merkezi olarak ankara'yı seçti. bunun nedeni ankara'nın hemen hemen anadolu'nun ortasında olması ve o zamanların en önemli ulaşım aracı olan demir yoluna sahip olmasıydı. İtilâf devletleri'nin İstanbul hükûmeti'ne sürekli baskı uyguladığını gören mustafa kemal, bu hükûmetin çok dayanamayacağını düşünüyordu. bu nedenle ankara'da yeni bir meclis açmaya karar verdi. amasya genelgesi'nde de belirtildiği gibi yeni meclis zorunlu hâle gelmişti. 23 nisan 1920'de tbmm açıldı. başkanlığına da mustafa kemal getirildi. türk milleti adına tüm yetki ve karar verme organının bu meclis olduğu kararı alındı. ankara hükûmeti ilk olarak iç ayaklanmalarla uğraşmak zorunda kaldı. ankara'da yeni bir hükûmet kurulmasına şiddetle karşı çıkan İstanbul hükûmeti bu ayaklanmaları destekledi. bu ayaklanmaların bastırılmasında büyük yararlılıklar gösteren çetelere kuva-i milliye (ulusal kuvvetler) denmeye başlandı. kuva-i milliyeciler özellikle batı bölgesinde çok büyük yararlılıklar gösteriyorlardı. o dönemde tbmm'nin düzenli orduları yoktu. bu da özelikle yunan ordularına karşı kesin zafer alınmasını engelliyordu. bu nedenle tbmm düzenli ordu kurma çalışmalarına başladı. bölgesel çetelerin tbmm ordusuna katılmaları istendi. büyük bir çoğunluğu katıldıysa da katılmayan gruplar da oldu. bu arada osmanlı devleti 10 ağustos 1920'de sevr antlaşması'nı imzaladı. bu antlaşma osmanlı devleti'ni sadece kâğıt üzerinde tanıyor, tüm yetkilerini elinden alıyor ve sadece padişahı koruyordu. sevr antlaşması'ndan sonra ankara ile İstanbul arasındaki tüm ilişki kesilmiş oldu. anadolu'nun tüm bölgelerinde sürekli çatışmalar oluyor, türk ordusu yeni yeni zaferler kazanıyordu. Özellikle İnönü savaşları, sakarya ve son olarak başkomutanlık meydan muharebesi'nden sonra kazanılan büyük zaferlerle tbmm varlığını diğer ülkelere de kanıtlamış oluyordu. bu zaferler sonunda İstanbul'u ellerinde tutan İtilâf devletleri, barış antlaşması yapmak zorunda kaldılar. mudanya ateşkes antlaşması'yla başlayan barış görüşmeleri, en üst noktaya lozan barış antlaşması'yla ulaşmıştır.

misak-ı millî içinde belirlenen vatan topraklarında barış sağlanınca geriye yeni rejimin ne olacağı kalıyordu. tbmm tüm dünyaya milletin gerçek temsilcisi olduğunu kanıtlamıştı. 1 kasım 1920'de saltanatın da kaldırılmasıyla yeni bir döneme girilmişti. ulusal sınırlar içinde yeni bir devlet oluşmuştu ama bu devletin rejimi belirsizdi. bu nedenle devlete uygun bir rejim seçilmeliydi. tbmm'de bu yönde bir karar alarak 29 ekim 1923'te türkiye cumhuriyeti'ni ilân etti.
2. zor sartlar altinda, pek cok millete ornek olacak sekilde kazandigimiz askeri mucadelemiz. fakat yine de hikayeci tarih tarafindan cok abartilmaktadir, ve bir mucize oldugu dusunulmektedir ki, bunun yanlisligini bir kac seyle dile getirebiliriz:

1) genel olarak ordumuz yunan ordusuna kiyasla cok geri gosterilmistir. halbuki silah-top-tufek-insan muvazenesinde kiyaslamalar yapildiginda, durumun hic de oyle olmadigi, bilakis savunma tarafinda bulundugumuz icin bir takim avantajlar icinde oldugumuz bir gercektir.

2) karsimizdaki ordu, savas tecrubesi bakimindan oldukca eksik bir orduydu. balkan savasindan itibaren savasmis buyuk tecrubeleri olan -hem subay, hem de er bakimindan- bir orduya sahiptik. ayrica yunanlilarin savasci bir millet olmadigi da asikardir.

3) itilaf devletleri sanildigi gibi yunanistana her sartta en buyuk destegi saglamamislardir. hatta yunanistan buyuk taarruzdan once tamamen kendi kaderine birakilmisti. bunda yunanlilarin trakya da ingiliz isteklerine karsi gelmelerinin ve askeri neticeleri elde edememelerinin payi cok buyuktur.

4) ve tabii ki fevzi cakmak, kazim karabekir ve en onemlisi mustafa kemal gibi askeri dehalara sahip olusumuz, yunanlilara karsi en buyuk kozlarimizdan birisiydi.

nitekim, savasi makinalar yapsa da insanlar kazanir. kahraman dedelerimizin, bu vatan icin en ufak bir emegi gayreti bile gosteren olan herkesin mekani cennet olsun.
3. lenin sayesinde kazandığımız savaştır. *. doğu cephesini kapatmış, bize silah sağlamış.**
4. chp milletvekilleri kemal alemdaroğlunu ofisinde ziyaret ettiğinde gerçekleşen olay.
*
5. bazı kişilerin "gerçekliğine" inanamadığı* savaştır. kanımca "ucuz milliyetçilik"ten çok daha farklı bir konudur kurtuluş savaşı, ve bütün siyasi düşüncelerinde üzerindedir. bağımsız ve akılcı düşünerek tartışılması gerekir.
6. tarihte başarıya ulaşmış ilk antiemperyalist savaştır. emperyalizm kavramını terminolojiye kazandıran lenin, bu savaşı antiemperyalist olarak nitelerken, bazı aklı evvellerin niye bu basit gerçeği bile tartışmaya açtığını anlamak zordur.
7. bir savas degildir,bir destandir,bir halkin cehaletten uyanmasi silkelenmesi,uzerindeki elleri kirmasidir,o zamanki dunyanin devlerini ve o devlerin piyonlarini anadolu topraklarinda bogmaktir,ayagi ciplak asker ile bati medeniyetinin tum unsurlarini uzerinde tasiyan askerin savasidir,yaşanan dönemdeki tek müslüman direniş hareketidir,tüm dünyadaki ezilmiş ulusların örnek aldığı direniştir,bir destandır,uyanan turk halkinin efendilerinin zincirlerinden boşalıp,kapatıldıkları zindanlarından çıkıp lüks evlerinde sefa içinde yaşayıp dünyayı yönetenlerin planlarını münasip yerlerine sokmalarıdır,osmanlının 600 yıllık tarihindeki şerefin,şanın, 4 yılda yazılmasıdır.bir halk direnişinidir,ve sonucunda türk milletini ortacağın karanlığından kurtarıp geleceği taşıyan savaştır,milletimizin onurunu ve gururunu geri kazandığı savaştır,günümüz türk insanının bu değere ne kadar sahip çıktığı tartışılabilir,ama unutulmamalıdırki eğer yine aynı zincirler takılmak istenirse bu millete aynı ruh yeniden uyanacaktır.
(bkz: milletine inanmak)
8. ilkokul birinci sınıftan ortaokul sonuna kadar, yıllarca masal tadında destansı hikayeler anlatılır kurtuluş savaşına dair.

o çocuk aklıyla bile inanılması güç hikayelerdir bunlar, dinlersiniz. bir an göğsünüz kabarır ama bilinçaltınızda birşeyler hep dürtükler sizi. "abartmayın öğretmenim" demek gelir içinizden susarsınız.

şu zamandaki entelektüel bir takım aydınların yaptığı gibi bahaneler bulursunuz çocuk aklınızla. ingilizler istediğini elde etmişti zaten, italyanlar ve fransızlar kendi rızasıyla çekilmişti, yunanlılar da itilaf devletlerince birbaşlarına bırakılmıştı dersiniz çocukça yorumlarınızla. "bu kadar abartmaya gerek yok öğretmenim" dersiniz içinizden.

kadının ne işi var cephede? bir kadın hiç siperde erkeklerle beraber şehit olur mu? hangi kadın taşıdığı top mermisini çocuğundan daha kutsal sayar? bir iki bina yakılmış kordon'da, onu da "izmiri yaktılar" diye anlatıyorsunuz dersiniz çocuk aklınızla. "abartmayın öğretmenim" dersiniz ama içinizden... dile getirilmez bu düşünceler ama kafanızın içinde bir yerlerde hep dolanır durur.

2005 yılında genelkurmay başkanlığı, arşivinde bulunan kayıtları ilk kez basına verdi. ve atv haber bülteni bu görüntüleri yayınladı. hangi görüntüleri mi?
uyuyan çocuğunun üstünden battaniyeyi alıp mermilerin üstüne örten türk kadınının görüntüleri...
askerlere yiyecek ve/veya mermi getirirken siperde boğazına yediği kurşunla şehit olan türk kadınının görüntüleri...
kucağında taşıdığı battaniyeye sarılı top mermisi veya çocuğuyla ( keşke ne olduğu daha net görülebilseydi ) cephe gerisinde yürürken yanına düşen top mermisinden dağılan şarapneller nedeniyle şehit olan türk kadınının görüntüleri...
başından aldığı yara, cephe gerisinde sarılır sarılmaz ilk işi olarak silahına sarılıp tekrar sipere doğru giden askerin görüntüleri...
sağlam bir bina görmek için çabalayıp, göremediğiniz izmir'in görüntüleri...

kurtuluş savaşı kararı alınmadan önce bakanlar kurulunda geçen diyaloğu hatırlatır bu görüntüler size:
ilaç ve giysi ihtiyacı olduğunu söyleyen bakana, maliye bakanı hazinenin anahtarını uzatır ve "bir tek kuruş bulursanız alın, kasa bomboş" der. bunun üzerine veresiye gıda, giysi ve ilaç alınması önerisi sunulur. öneriye eleştiriler gelmekte gecikmez:
- beş kuruş parası olmayan bir ulus, istiklal savaşı mı başlatacak derler, gülerler bize.
- hayır, gülmezler.. aksine; istiklal savaşı parayla yapılmıyor, imanla, yürekle yapılıyormuş derler.

tüm anlatılanlar hafızanızın derinliklerinden suyüzüne çıkar, geriye dönüp "daha fazla anlat öğretmenim" demek gelir içinizden ama iş işten geçmiştir. eski anlatılan hikayelerle yetinmek zorundasınızdır ama bir farkla.. o hikayelerin gerçek hatta eksik bile olduklarını bilerek.. "niye bu kadar eksik anlattın öğretmenim?" dersiniz yüksek sesle ama sizi duymayacağını bile bile...
9. bir savaşa "kurtuluş savaşı" diyebilmek için o savaşı kazanmış olmak gerekir.dolayısıyla bu isimde bir savaşa sahip olmak en büyük gurur kaynağımız olmalıdır.

ancak "kurtuluş savaşı" vermek zorunda kalmak da bir ülkenin düşebileceği en dip nokta olduğundan; savaşı nasıl kazandığımızdan çok, imparatorlukken o duruma nasıl düştüğümüzü unutmamak gerekir.

kısaca hatırlatmak gerekirse; uluslararası ilişkilerde verilen tavizler (günümüzdeki karşılığı uyum yasaları), ekonomik bağımlılık (imf), bazı unsurların (arap, rum, makedon vs.) dış güçlerce devlete karşı kışkırtılması (pkk), birleştirici unsur olarak dinin (sembolik olarak kullanılan hilafet) ön plana çıkarılması (din tarihin hiç bir döneminde ve hiç bir coğrafyada toplumsal birleşmeyi tam olarak sağlayamamış, bilakis dünyadaki savaşların çok büyük bir bölümü din yüznden çıkmıştır.bu da dinin toplumsal değil kişisel olarak algılanması gerektiğini gösterir) gibi hatalar sayılabilir.

görüldüğü gibi "kurtuluş savaşı"nı vermek zorunda kalmamıza sebep olan koşulları değiştirmek için çok geç olduğu maalesef açıktır ve dolayısıyla savaşı nasıl kazandığımızı hatırlamaya başlamak da doğru bir yaklaşımdır.
10. kurtuluş savaşı sırasında tbmm ordusu tarafından kullanılan uçaklar için: http://www.tayyareci.com/digerucaklar/turkiye/kurtulus.asp
11. dünya da bir başka örneği olmayan savaştır. türk milletinin asaletini, namusunu, özgürlüğe olan düşkünlüğünü, şerefini herşeyini gösteren savaştır. braveheart filmini izledikçe bu savaş aklıma gelir. türklerin ki kadar köklü ve destansı bir geçmişi olmayan bir millet tek savaşını kullanıp nerelere yüceltiyor ecdadını ancak biz bir çanakkale destanı yapıyoruz onda da kendimize dair çok bir şey anlatmıyoruz tarafsızlık yalanının arkasına sığınarak. yazık oluyor malesef. bu savaşı anlamak ve sonra tüm dünya ya anlatmak gerek ancak önemli olan bu topraktakilerin bu savaşı anlaması. bu savaşta neler olduğunu bildikten sonra bu vatanın ucuz olmadığını anlayacak insanlarımız. bu vatan uğrunda kimlerin öldüğünü bilcek ki ona göre sorumlu olacak.
12. azmin , isteğin, vatan sevgisinin savaşıdır, kurtuluş savaşı. bu savaş başka hiçbir ulus tarafından yapılamaz ve kazanılamaz bir savaştı ve öyle oldu sadece türkler bu vatan uğruna savaştı ve kazandı.
13. her kesimin ,kendi dedesinin kahraman olduğu savaş, keza o zaman vay imansızlar halifeye karşı bayrak açtılar diyen "abilerimiz" olsa da,kütahya çatışmalarında 20.000 dedemiz firar etsede,yinede büyük taarruzda kendinini yunan mitralyozu onune atan dedelerimiz olmuştur,millet olarak türklerin ortak özelliği,çoğu büyüğünü kendi amcası,kendi dedesi,kendi teyzesi olarak benimseyebilmesidir,ya bunun grup seksle de alakası yoktur tamamen manevidir,kurtuluş savaşıda türk insanın manevi açıdan arşa yükselmesidir.*
14. sonrasinda ise kimi cühelanın o gün de cühela olan dedesinin, kubilay'ı kestigi, kesmedim derse de alkış tuttuğu savaştır. hala sürmektedir.
15. şimdilerde o dedelerin torunları tutmuş uğruna savaşılıp kan dökülen toprağın insanına gavur diyor. birileri de buna çanak tutuyor.
16. ne yazıkki kaybettiğimiz savaştır. savaş askeri alanda kazanılımış ama sosyal alanda 1950'lerden sonra ve 1980'den sonra hızlanan bir gerileme yaşanmıştır ve kurtuluş savaşımız şu an itibari ile çok zora girmiştir. çünkü o savaş mustafa kemal'in de belirttiği gibi sadece askeri alanda değil, sosyal alanda, bilim alanında da verilmelidir yani cehalet ile savaşılmalıdır. yıl 2006 ve ne yazık ki türkiye'yi cehalet yönetiyor. *
17. (bkz: milli mücadele)
18. kurtuluş savaşını sadece galip geldiğimiz bir savaş olarak algılamak mümkün değildir. zira bu bir varoluş savaşıydı. batılıların islam dünyasını tamamen teslim almak için yaptıkları son hamleye karşı dedelerimiz din ü devlet uğruna, hilafeti muhafaza için canlarını ortaya koymuş, bu topraklara kimliğini veren mukaddesatımıza küffar eli değmesine izin vermemiştir. yani bu destanı yazanlar osmanlı mülkünü kurtarmak için silaha sarılmışlardı. ne cumhuriyet ne de laiklik hiçbirinin aklının ucundan geçmiyordu. fakat ne hazindir ki düşman kovulduktan sonra asıl ruh kenara çekilmiş, meydan yabancılaşmış elitlere kalmıştır. cephede mahvettiğimiz batılılara bütün iddialarımızdan vazgeçtiğimizi taahhüt eden bu cumhuriyet elitleri, katı bir medeniyet ihtidası projesine girişmiş, milletin hafızasını yok ederek batı medeniyetine dahil olma sevdasına düşmüşlerdir. bu projenin bize neler kaybettirdiği, nelere malolduğu ortadadır.
19. agaclarin oyulup, yurdum insanlari tarafindan silah haline getirildigi savas..
20. kuyruk acısı olanların sıklıkla polemik yaratmak için kullandıkları değerlerden biri.
diğerleri için:
(bkz: atatürk)
(bkz: atatürkçü)
(bkz: laiklik)

ayrıca halkın üzerine inşa edilmiş değil atatürk önderliğinde bizzat halkın inşa ettiği kurtuluştur. ortada sağlam bir liderlik sağlanmak zorundaydı. o dönem herkese teker teker sen ne isterdin diye sorulmadı tabi ki. ama yüzünü batıya dönmüş geleceğini ilimde arayan bir devleti kurdu atatürk.
bunun dışında polemiği devam ettirmeden önce * şu entry'nin de tekrar gözden geçirilmesi * faydalı olacaktır:#976648.
21. kurtuluş savaşında binlerce medrese talebesi ve müderrisi şehit olmuştur. din adamları halkı düşmanla savaşa teşvik etmek için her türlü gayreti göstermişler, herşeyimizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzu her fırsatta anlatmışlardır. diğer taraftan, kemalist kalemlerde dahil olmak üzere o devri anlatan her güvenilir kaynak aktarır ki başta mustafa kemal olmak üzere lider kadro, milleti hilafet ve saltanatı kurtarmak, din ü devleti muhafaza etmek üzere cihada davet etmişlerdir. 1. meclisin fotoğraflarına bakın. en ön safta, kemal paşanın yanında kimilerinin hakareti marifet sandığı sarıklılar durmaktadır. ayrıca bu mücadele, memlekette pek rayiç bulan çılgın türklerle, azgın türklerle falan anlaşılamaz.
22. türklerin en kutsal savaşlarından biridir. bir çakalın dişleri kamaşmaya başladığında tekrar, üzerimize çullanıp parçalamak için pek düşünmez. ne yazık o vakit tarih tekerrür eder ama çok üzülme bu millet ne badireler atlattı. sen sanma ki türkiye sana gösterilenden ibaret, aldanma. senin torunu olduğun ümmetin içinden ne alpaslanlar, ne fatihler, ne kanuniler, ne mustafa kemaller çıkmıştır biliyorsun elbet. şüphesiz böyle bir vakada milletimizin içinden saydıklarımdan çok daha muzaffer bir liderin çıkması elzemdir. belki de bu muzaffer liderin sarığının altında bir miğfer vardır, ne belli belki de miğferinin altında bir sarık. ulusumuz daim olsun.
23. değeri çok çabuk unutulan savaş.
24. anadolu ve türk insanının solcusunun,sağcısının,koministinin,şeriatçısının,dinsizinin "tek bir amac" ugruna *birleşip "ötekilere" "tokatın" kralını attığını savaştır,alınması çıkarılması gereken çok ders vardır birbirinize düşman olmadan önce.
25. tüm dünyadan üstün olduğumuzun ve istediğimiz zaman herşeyi gerçekleştirebileceğimizin göstergesi olan savaş
»
Alakalı olabilir!
- kurtulus savasi destani
- kurtulus lisesi
- kurtlar ovasi
- kurtulus parki
- kurtlar valisi

nedir.Net