mustafa kamil zorti
3. mustafa kamil zorti, 12 eylül 1993’de 12 eylül’ün yıldönümü şerefine cumhuriyet’e “netekim” başlıklı şu köşe yazısını yazdı:


geçen gün balkonda istirahat ederken yan gözle de neşriyatı takip ediyordum. kenan evren’in resim sergisi açtığına ve “Ölünce resimlerim para edebilir, o bakımdan almakta fayda var” şeklinde bir beyanına şahit oldum. eh, ben bunu da bundan 3 sene evvel neşrolunan ikinci netekim kitabımda, “ölünce, yaptığım karakalem çalışmalar belki de meşhur olacak diye söylememiş miydim” diye hayret ettim. taklitçilik bizde bir hayli ileri gitmiş, onu bir defa daha anladım!

o esnada telefon çaldı. arayan zat 12 eylül’ün 13. sene-i devriyesi münasebetiyle. benden cumhuriyet’e bir makale istedi. kendisini refüze edemedim.

lakin ahizeyi yerine koyduktan sonra da düşündüm. niçin 2 eylül’den, 12 eylül’e hatırlanıyordum da, misal 7 mart veyahut da 18 ağustosta fikrimi soran olmuyordu?

ola ki, bunun sebebi önyargılardır. adın çıkacağına canın çıksın, boşuna dememişler! oysa ki, benim biricik ilgi alanım 12 eylül ve askeri müdahaleler değil ki. mesela resim de yapıyorum, çiçek de suluyorum, vesaire... amma bunu anlayacak insan nerede? marko paşa da yok ki, derdinizi ona anlatsanız!

neyse, demek ki 12 eylül’ün müdafaası da şu 60 milyonluk memlekette bir benim tekaüt omuzlarıma yük kalmış. tabii, onlar istiyorlar ki, “12 eylül muvaffak olamadı” diyeyim. bunu itiraf etsem, sevinçten zil takıp oynayacaklar mevcut pusuda. mütemadiyen ve inatla beklediklerinin de farkındayım netekim.

halbuki her fırsatta ilan ve ikaz ettiğim gibi, bırakalım 12 eylül’ün hükmünü de tarih versin. ki, verecektir de. ama 50, ama 100 sene sonra ille de 12 eylül’den sitayişle bahsetmek istiyor değilim. lakin, sezar’ın hakkı sezar’a, zorti’nin hakkı da zorti’ye! Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun. bu 12 eylül’ün hiç mi yaptığı iyi iş yoktu, allahınızı severseniz?

bir defa, 12 eylül evvelini aklımızdan çıkarmayalım. farzımuhal müdahale olmasaydı ne olacaktı? onu size ben tekrar edeyim: memleket bir kardeş kavgasına girecekti. bunu söyledim diye, yine aynı teraneye müracaat ediyor, afaki konuşuyor diyenler olmayacak mıdır şimdi? olsun! bu gibi şeyler demokrasinin cilvelerindendir.

amma velakin, kardeş kavgası diye geçiştirdikleri şeyin sonu nereye varır; işte onu düşünen yok! murat karayalçın dahi, 12 eylül 1980’in hesabını soracağız diyor. kendisinin çok üzerinde durduğu bir diğer husus da kıtlık rantı dediği şeydir. yani, şehirlerimizde nüfusa kafi gelecek miktarda arsa yok, ev yok, o kıtlığın parsasını da binleri topluyor... bunu dilinden düşürmüyor.

Şimdi içinizde, lafına yekun tut diyenler muhakkak ki mevcuttur... amma, kardeş kavgasının ehemmiyeti işte bu noktada kendisini göstermektedir. kardeş kardeşe düştü, darıldı, babaevinden ayrıldılar, ataerkil yani pederşahi dediğimiz müessese tarumar oldu, nüve yani çekirdek aile dediğimiz sisteme meyledildi. Üç kardeş, beş kardeş bir evde ikamet ederken ayrı ayrı evlere taşınmaya tevessül ettiler.

o vakit ne olacak? ev bulamayacaklar! zira bizde kafi miktarda ev yok ki! 0 vaziyette kıtlık baş gösterecek. karayalçın’ın bahsettiği kıtlık rantı ve onun neticesindeki suiistimallerin, yolsuzlukların, rüşvetin tohumları da böyle böyle ekilmiş olmayacak mı?.. ‘alın size 12 eylül’ün bir faydası!

Şunu da ilave etmekte fayda var. 12 eylül günü müdahale yapıldı, bu sene ki 12 eylül’de shp kurultayı yapılıyor... sıkımıydı, ‘8o’in, ‘81’in, ‘82’nin eylül’ün de, böyle içinde kürdü, alevisi, allah bilir hala saman altından su yürütmeye çalışan komünistlerinin olduğu bir partinin kurultay tertip edebilmesi?.. bakın, bu 12 eylül’de yapılıyor. yapılabiliyor... demek ki, her şey o kadar da kötüye gitmemiş. 12 eylül idaresi isteseydi, partileri bir daha ilanihaye açılmamak üzere kapatamaz mıydı? 0 vakit yandı gülüm keten kurultay olurdu! birkaç sene kapatmakla iktifa etti.

bunlar sadece iki misal. elbette ki. 12 eylül idaresinin noksanları olabilir. onları da şimdikiler tamamlasın!

ben isterdim ki, bu 12 eylül günü size bu gibi didişmelerden değil de, sanattan, resimden, fikret mualla’nın benim tesirimde kalmış olmasından bahsedeyim. lakin kısmet değilmiş ki, olmadı... bugünün mustafa kamil zorti’si 13 sene evvelinin mkz’si değildir ki! Şartlar değiştikçe ademoğlu da değişiyor, hoşgörüsü artıyor.

Şimdi misal, apo bana dese ki sana modellik edeyim de benim bir portremi yap... 13 sene evvel vereceğim gibi bir cevap verir miyim?

fakat hissiyatımı anlatacak imkanlardan mahrumum. kalkıp, netekim fm diye bir radyo istasyonu dikip de millete fikirlerimi anlatsam; layığı o mudur?

atatürk boşuna dememiş. “beni hatırlayınız” diye. değil mi netekim?


mustafa kamil zorti
2. konuşmalarında sık sık kullandığı “netekim” sözü, akıl yürütme tarzının simgesi olarak, 12 eylül darbesinin lideri 7. cumhurbaşkanı kenan evren’in lakabı haline gelmiştir. lakap, limon dergisinin temmuz 1988’dc “netekim” başlıklı bir köşe açmasından sonra kullanılmaya başlandı. kenan evren mantığı ve üslubu içinde kaleme alınan daha sonra kitap haline de getirilen yazılardan oluşan “netekim” köşesinin yazarı Şükrü yavuz’un kullandığı müstear ad da, evren’in ikinci atatürk olma hevesini hicveder biçimde mustafa kamil zorti’ydi.
1. (bkz: netekim)
Alakalı olabilir!
- mustafa kamal oz
- mustafa kandirali
- mustafa akar
- mustafa karatas
- mustafa demirci

nedir.Net