nuri pakdil
1. Çok üst düzeyde bir sorumluluk, büyük bir titizlik, derin bir bilgelik, muazzam bir birikim, olağanüstü bir sezgi ve dikkat, klas bir duruş: nuri pakdil. kimdir nuri pakdil? İnsanlardan kaçıyor, kimseye yanaşmıyor, kimseyle konuşmuyor. konuşur gibi duruyor, ama konuşmuyor. konuşmaya başladı mı büyük bir duygu yoğunluğu boğazında düğümleniyor. evet, nuri pakdil 1934 yılında kahramanmaraş'ta doğmuştur ve halen ankara'da yaşamaya, yaşama direnmeye ve yazmaya devam etmektedir. İ.Ü hukuk fakültesi mezunudur. hayata yalın bakışın temel amacı yalnızca insan emeğini kutsamak, yalnızca insan emeğini tüm durumlarda her şeye egemen kılmak istemektir. temel felsefesi budur.

nuri pakdil'in yazı çalışmaları ilkokul sıralarında başlar. durmadan bir şeyler karalar, durmadan yazar. kendi deyimiyle "çeşit çeşit kelebekler uçurur gökyüzüne." sürekli "yeni kuşlar, yeni sözcükler konar penceresine." ortaokulda da devam ettirir yazmayı. bir taraftan yazarken diğer taraftan yoğun bir okuma eylemine girişmiştir. o yıllarda büyük doğu dergisi ile tanışır. bu tanışıklık nuri pakdil için bir dönüm noktasıdır yazı ve düşünce yaşamında. artık daha bilinçlidir ve daha dirençlidir. lise yıllarında tam bir tutkudur yazmak nuri pakdil için. sık sık yazar ve kocaman defterleri doldurur notları. lise yıllarında, yoğun bir yayım etkinliği de başlamıştır. maraş'ta yayımlanan demokrasiye hizmet ve gençlik gazetelerinde yazıları yayımlanır. antep'te çıkan İlke dergisine, adana'da yayımlanan bir gazetenin sanat sayfasına yazılar gönderir. lise yıllarının en önemli yayım etkinliğini, lisede ki arkadaşlarıyla çıkardığı hamle dergisi oluşturur. bu dergi, kültür ve sanat dünyasından ciddi tepkiler alır, yankılar uyandırır. sadece hamle'de ki yazıları değil, diğer ürünleri de, dönemin ünlü yazarları, eleştirmenleri tarafından yazı konusu edilir. bu yazılar üzerinde değerlendirmeler yapılır.

Üniversite yılları kabus gibi geçer nuri pakdil'in. artık yazamıyordur ya da çok az yazabiliyordur. okuyordur ancak yazamıyordur. yazamamanın acısını yüreğinde taşımaktadır. geceleri "ya hiç yazamazsam" korkusu içini kaplamaktadır. Çünkü "bir yazar için çözüm yolu tek"tir. o da yazmak. "ağrı'dan daha da ağır bir dağı yüklenmek olan" yazmak, onun için çok önemli ve hayati bir meseledir. yazı: doruk noktasına ulaşmış aşktır. her yazı: bir temel kazı: varoluşun giz alanına yaklaşmak için. adını ta çocukken koyduğu, içinde bir muştu gibi koruduğu yazmak eylemi. ve yazmak, aynı zamanda bir hücum komutudur da ona göre. yazının sponsoru ise sabırdır. yazmak ses yakalamaktır adeta. yazı, yakalanan sesi eze eze işini bitirme eylemidir. "Şekerci ali muhiddin hacı bekir'in badem ezmesi, kutuyu açtığınızda bundan daha güzel kokmaz; yeryüzünü özümlemeye çalışıyorsa elbette kalemin ucu."

adı sonradan edebiyat dergisi ile özdeşleşecek olan nuri pakdil, bu derginin ilk kıvılcımını 1694'de yazdığı bir mektupla rahmetli fethi gemuhluoğlu'na atar. Şubat 1969'da ise büyük doğu, diriliş gibi edebiyat ve aksiyon geleneğimizin güçlü halkalarından biri olan edebiyat dergisi yayın hayatına başlar. aralıklarla 1984'e kadar yayınlanan edebiyat dergisi, "tüm çemberleri, edebiyat kıracaktır sonunda; bağımlılığın çemberlerini" diyen hayatımızda nuri pakdil'in adıyla özdeşleşen özel bir hava estirdi ve yayın hayatına son vermesi rüzgarını kesmeye yetmedi elbette.

1984 yılında edebiyat dergisi'nin kapanışı ve pakdil'in 13 yıl sürecek ve her geçen yıl derinliğini artıracak bir "sessizliğe" çekilmesinden sonra, onun "eve dönün!" çağrısı bir uyarı olarak kaldı zihinlerde. bu "eve dönün!" çağrısı aslında nuri pakdil'in bir yazarın notları adlı kitap serisinde ki insanın süren sorgusu olarak nitelendirdiği bir özeleştiriden başka bir şey değildi. bir kimlik erozyonu ile karşılaşan insanlar artık asıllarına dönmeliydiler. Çünkü bu kimlik erozyonu, kültürel hafızasını yitirmekte olan bir toplumun işaretiydi. evet bu bağlamda "eve dönmeliydik!"

1970'li yılların en özgün yazın adamlarından birisidir. kurcalayıcı bakışı, soyadına uygun dili, ince ince yontulmuş üslubu, dünyayı göğüsleyişinde ki acılı ama umutlu yoğunluğuyla özel bir yazar. açık ya da örtük, istenmiş ya da istenmemiş bir kılavuzluk konumu var. denemeleri, oyunları, günlüğü, çevirileriyle top yekun bir ustalık. bir atımlığına parlamış, söyleyeceğini söyleyerek çekilmiş, kalem kırmış bir yazar olarak görmemeliyiz nuri pakdil'i. susmuşsa söyleyeceği kalmadığından değil besbelli. kirlenen, gitgide kirlenen bir ortamın dışında durarak paklığını koruma çabası bu. belki de kültürel bağlamda erozyonun hızlandığı bir dönemde geri çekilmeyi tek doğru çözüm yolu saymış seyrek ermişlerden birisidir şüphesiz. yazmanın, insanın kendi yalnızlığı içinde gerçekleştirildiğini, bunun için kimi yazarların kendilerine yalnız yaşayabilecekleri mekanlar kurduklarını işitmişti. böyle lüksleri yoktu nuri pakdil'in. o, yapay yalnızlıklara gömülüp kalmaktansa topluluk içinde yaşanan yalnızlıkların besleyiciliğine inanıyor ve öyle yaşıyor.

bir elinde hüznü, diğerinde direnişi taşıyor nuri pakdil. yaşamayı bir hak ediş olarak görüyor: bildiği her şeyden sorumlu olanların hakkı. kalbinin ağlamasında gücünü buluyor. tutarlılığından uzaklaşmamaya ve ödün vermemeye çalışıyor her ne olursa olsun.

gürültüden bahsediyor sürekli ve gürültü müthiş bir uyumsuzluk nuri pakdil için. Şöyle der: "zihnimizin kendi özsel devinimi zaten müthiş bir gürültüdür. yalnız kaldığımda bu sesler kentin uğultusundan daha baskın çıkıyor; inanın. Önemli olan, tabii bence tüm bu gürültüleri biraz da dışındaymışız gibi durarak toplamak, eritmek, sonra da yazılarımıza katıştırmaktır. İtiraf edelim: ya şanssızız, ya da çok şanslı: gürültüyü biliyoruz çünkü." gürültü, onu yalnızlığından alıkoyduğu belki de onu meşgul ettiği için teşhir edilmesi gereken en ürkünç dosyasıdır bu çağın. Çünkü gürültü, dikkatin katilidir ve alenen hak gasbıdır. "sessiz bir mekan özlemi, doğrusu, bütün özlemlerden önce geliyor. zihnimizi tüm boyutlarıyla, derinliğiyle derlenip toparlanabilmesi, yoğunlaşabilmesi ve kendini yeniden üretebilmesi başka türlü mümkün mü?"

İstanbul aşığıdır. İstanbul: insanın yaradılışını en iyi, en sağlam gerekçelendiği yer: mekke'den, medine'den kudüs'ten sonra. maraş sevgisi de onda bir başkadır. maraş yol alır, sonsuzluğa doğru.

ve ortadoğu aşığıdır. bu aşkı inada dönüşür yer yer ve inadının ağırlığı ne büyüktür. "ve yüreğinin üzerinde bir tül gibi duran kudüs, ah kudüs." "elimi kudüs resminin üzerinde uzun süre tuttum, enerji niyetine, yarın medine hurması alacağım."
2. http://www.edebiyatdergisi.com adresinden takip edilebilir.onurlu bir duruş sahibidir."insan seni savunuyorum sana karşı" "birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak" gibi enfes sözleri vardır.
3. İnsan! seni savunuyorum; sana karşı!

Çünkü, başka çâremiz kalmamıştır: tarihimizin içinden, ileriye doğru, tutunmalıyız birbirimize. gelecekteki devinimlere insan başka türlü hazırlıklı olabilir mi? gerçekte, insanın bastığı çizgi, çok keskin bir bıçağın ağzıdır. acayip bir manyetik alanda, bıçakların ağzı açılmış duruyor: insan da, ağzı açık, bakıyor bıçaklara! titizlikle gözlendiğinde, aşağıyukarı durum aynı sayılır ülkelerde.

İnsan, tehlikeli bir konumdadır.

birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak.

4. " kendi kendisi olan bir ulus oluncaya değin direniş gerekli. kişinin de en büyük yanı, kendi kendini kuran yanı, direnebilmesidir."
"kulluk bilincine, insanları düşündükçe varıyorum".
5. " gelecekten yoksun olunca yapabileceği birşey kalmıyor insanın. çinki yılgı, geleceğin üstüne de yğıyor zincirlerini. boyunlarına demir halkalar vurulu tutsakları andırıyoruz. albastılı bir tablo insanlığın durumu.
" bizim istediğimiz yüreklerin delinmesi değl, onarılmasıdır bütün yüreklerin; şiir de bunun için yaratılmadı mı başlangıçta?"
6. " bildiğim herşeyden sorumlu olmazsam nasıl hakedebilirim yaşamayı?"
7. " hem bizi, hem başkalarını savunarak yeniden kavuşmalıyız insana; onun tüm değerlerini aydınlığa kavuşturmak için."
8. "kudüs'ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır"
9. "kişiliksizliği yaygınlaştırmak gibi bir işlevi de oldu 20. yy'ın. çünkü insanoğlu en çok bu yuzyılda aşağılandı, savunmasız bırakıldı." der.

yolcu dergisinin 40. sayısının eki pakdil'e ayrılmıştır. çok hoştur.
10. "resmi öğretinin çürüttüğü insan omurgalarına rastladım her yerde" de demiştir.
11. "yumruğumuza titizlikle bakıverseler, kin'i değil, düşünceyi bulacaklardır."
12. türk edebiyatının en anlaşılmaz yazarlarından birisidir. onu okumak için onu yaşamak gerekir, ya da onunla aynı yolda yürümüş birinden onu dinlemek gerekir. yazıları deşifre edildiğinde tokat etkisi yapar, her bir sayfası insanı bir ay yerinden kaldıramayacak derecede sarsar. edebiyat dergisi'nin bütün sayıları tıpkıbasım olarak mevcuttur. kilit kavramı "kudüs"tür.
13. ankarada bir munzevi. otel goren defterlerin sahibi.kafi.
14. http://www.islamlasmak.com/?p=168
Alakalı olabilir!
- nuri akalin
- nuri alco
- nuri sahin
- nuri toplar
- nuri bilgin

nedir.Net