ozur diliyoruz »
1. aydınların özur bildirisi beklendiği üzere ortalığı elbet pek bi karıştırdı. gelen imza sayısı da aslında hiçte öyle küçümsenir cinsten değil dolayısyla iki üçtane hadını bılmezın yan yana gelmesınden fazla sey ifade etmekte ... birincisi bir utancı, ki bu utanca hrantın katlini de ekliyebiliriz , ikinicisde bu gune kadar resmı tarıh soylemıyle yüzleşme çabası... zira memleket hudutları icersinde mühürlü bir tarıhimin mevcudutiyeti söz konusudur... İlkokul sıralarıyla kendını dayatır bu tarih , mezara kadar da gider ... Öğretilenin dışında her hangi bir önermeye de karşıdır konuşamasınız, bilemessınız... o sizin yerinize yetrince bilir... aslında biraz da bunu kırma cabasıdır 80 yıllık bir ezberin bozulması , bir yüzleşebilme halının derdı bu imza kampanyası...

Çünkü ancak bu resmı tarıhle zemine oturmustur ülke satıhları, tarihe bilimsel bir nesnelikle bakmaktansa onu birsavunma mekanızması gibi kulanmayı ve yenı bastan üretmeyi daha bir uygun gormüştür ... ne var ki problemde burda aslında , ürettiği tarih gerçeklikle örtüşmüyo... onun için mühürlü zaten...?! onun için aynı sorunlar etrafında kendını yenıden uretıyor , devamlılık sağlıyor... aslında basrarılı odluğunuda soylemek lazım, zıra ıse yaramıstır , bir hafıza kaybını pek ala gerçekleştırmıstır , yaratiği öteki üzerinden düşmanını bulmustur, sıkıstığı her vaıkt sokaktaki ınsana da pompalamıstır bunu. arada bir vecdi beyimiz gibi hatırlayanlar olmustur ama onlarda dil surçmesıyle yırtmıstır, genel ıtıbarıyle devlet erkanımızın alayının tarihsel bilgisi kuşkuya yer bırakmıycak kadar nettir...?!

ama gerçekten bu kadar nettmi işte orası biraz muğlak... zira azıcık bır vicdan tasınıyorsa bu tarihle oyle barısık olmak pek mumkun değil.
kürtleri ve alvileri bir kenara bırakırsak, sadece hrıstıyanları ele alırsak 1850 lerden berı tarıhın gıdısatı bellı. 19 . yy fransız ıhtılalıyle yenı hak ve ozgurluklerın tanımlanmaya başladığı yıllar. o zamanda bu gunku gıbı cematler haklarını talep etmeye başladı. devletın stratejısiyse bu gunku gıbı soz verıp yapmamak uzerıne kuruluydu. dolayısyla cematlerle devlet arasında gerılımler oluştu , bunlar arasında hiç bir zaman ermenilerin içinde silaha meyleden bir grup olmadı. Şiddete meğili grupların varlığı ıse yıne bu gunku gıbı baskının gerekçısı oldu. bu gelişmelerle emeniler 1880lerle birlikte çifte vergi uygulamasıyla birlkte şidet ve zulum olaylarına karslastılar . devlette yapılan sıkayetlerın karşılığı ıse 1894'te hamıdıye alaylarıyla oldu. ki binlerce sıradan ınsanın ölumuyle son buldu. ardından 1908de ıkıncı mesrutıyetın ılanıyla adanada yasanan gerılımde ermeniler bir çok can kaybetti, devletın araya gırmesıyle ermenıler sılahlarını teslım ettı , etmesıyle bırlıkte yenı bır kıyım gerçelştı rakamlar 30 binlerle ıfade edılyor. 1914 'e gelindiğinde son nokta konmaya hazır hale getirlmişti, tehcır sadece cocuklar ve kadınları kapsadğı doğruydu , zira 1914 ıtıbarıyle erkeklerın bır çoğu sılahsızlandırılıp askere alınmıstı, peşi sırada oldurulmustu...

bu tarıhten sonra devlet bışıy farketmstı tehcır ulus develtın kurulmasının yanında berketlı bır ıstı zıra gıdenlerın malları sahıpsızdı artık , yada kurulucak mıllı sermayenın karsılığıydı. cumhurıyetle bırlıkte gıdenlerın gerı donmesı yasaklandı , kalanlarınsa tıcaret yapması ve bulundukları sehırın dısına cıkması yasaklandı, dolaysıla ustu kapalı tıcaretle uğrasmaları engellendı, ve ıstanbula goc ettırılmek uzere zorlanıldı amaç burda tek bır merkeze toplamaktı. peşisıra herkesin bildiği varlık vergsi geldi, hedef ıstanbuldakı azınlıkların servetleriydi artık , daha sonra ise özel harp dairesinin düzenlediği bu gunlerde övunulerek anlatılan 1955 yılında 6 -7 olayları. 1970 yılına gedliğimizde ise devletin hedefi bu sefer vakıf mallarıydı 36. beyannameyle bir çok vakıfın onlarca mulkune el koydu. peşisıra üçüncü sahısalara sattı. 20.yy da 2500 kilisesi ve 1800 okulu vardı ermeni cematının. bu gunse 40 kilise 15 okul. bu bıle tek başına yeterince anlamlıdır. bu arada misyoner faliyetler dıye cumleye başlayıp hırstıyanlar memlektı basıyo dıyenlerı pek bı gulmekteyım su rakamı hatırlarken. (peşin peşin dınle hiç bir alakam yoktur, ermenilikte benım ıcın bı yere kadardır aslında ,problem benım kutuğumle benden daha fazla ilgilenmeleridır.)

dolayısıyla asıl mevzu bu tarıhle barısmak ısteyıp ıstemedığımızdır. ki bu tarıhın içinde kurtlerde vardır alevıler de vardır suryanılerde vardır, vardır da vardır yanı...

bu bildirin karşılığında karsı taraftanda 1918'de doğu anadoluda ermenilerin yaptığı mezalim, ve asalanın 1970 lerde gerçekleştirdiği teror eylemelerınden dolayı özur beklentısı geldı ... ben ermenilerin böyle bir utancı tasımaktan dolayı özur dılemıyceklerını hiç samıyorum. kaldıkı ermeniler tarihi unutmamak uzerine bir derde girdiklerinde, batılı tarihçilere kendilerini dinletebilmenin yollu nesnel bir bakıştan geçmekteydi. dolayısyla işin bırde ermenıler tarafındn olanı elbet vardı, 1918 de rus ordusuyla türkıye dönenlerın yaptıkları felaketi kendı tarihlerini yazarken , kendileri öğrendıler zaten , birilerinin hatırlatmasına ihtiyaç duymadan. asala için de durum farklı değil aslında, zıra hic bir ermeninin bunu sahiplenebiliceğini düşünmüyorum (faişist değilse eğer) , ama sorun bıraz da dürüstlükte çünkü sürekli bir inkarın öfkesı mevcut...

dolayısyla tarihle yüzleşmeden , hesaplaşmadan olmuyor olamıyor, hayır asıl sen yaptınla hiç olmuyor ... olsaydı kürt sorunu yada alevi sorunu diye bişiyden bahsetmezdık bu memlekette... zira aynı zihniyet ulus olma surecınde, kürt sorununu da bı kimlik sorunu değil asayiş sorunu olarak algılamakta , ve sorunun ozünü ısrarla gormek istememekte... gormek gibi bi derdi de yok zaten, tek belledıği tek kimlik uzerinde devletini olusturmak zira...
2. çünkü, ermeniler' in bu topraklarda yaşadıkları acılar bizleri rahatsız ediyor, huzursuz ediyor. yaşadıkları acıları paylaşıyoruz. çünkü, " ...gülemiyorsun ya, gülmek / bir halk gülüyorsa gülmektir. "
3. #1398097 istinaden (bkz: özür dileniyoruz)#1398879
4. (bkz: af diliyoruz.)
(bkz: sağlık diliyoruz)
(bkz: özgürlük diliyorz) gider...
5. "1915'te osmanlı ermenileri'nin maruz kaldığı büyük felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum."
6. özür dilemek bu kadar mı zor? sorusunu sorduran başlık. acı çeken insanları anlamak bu kadar mı zor? sorusunu sorduran başlık... derin bir üzüntüyü anlatmaya çalışan başlık...
7. özür dilencilği yapanlara sunulan sözlü yardım. ırki yada dini nedenlerle yapılanlar bunun dışında tebi. haa.. onlar da dilencilik yapıyor ya o da ayrı husus vesselam...
8. giriş

tarih boyunca romalılar, persler ve bizanslılarca bir yerden başka bir yere sürülen, savaşlara itilen ve kötü muamele gören ermeniler türklerin anadolu topraklarına girmelerinden sonra, türk milletinin adaletli, hoşgörülü, birleştirici ve "yaratılanı yaratandan ötürü" kucaklayan insan sevgisi anlayışından yararlanmışlardır. ermeniler osmanlı devleti'nin gayretli, çalışkan, dürüst ve başarılı her vatandaşına sağladığı fırsat ve imkânlardan, gayrimüslimler içinde en fazla yararlananlar olmuştur.

ermeniler, askerlikten kısmen de vergiden muaf tutulurken, çiftçilikte, zanaatta, ticarette ve devlet yönetiminde yükselme fırsat ve imkânını elde etmişlerdir. devlete bağlı, milletle anlaşmış ve kaynaşmış olduklarından dolayı ermeniler "millet-i sadıka" olarak kabul edilmişlerdir. bu güven sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir. zimmi hukukun gereği olarak tüm gayrimüslimlere olduğu gibi ermenilere de insanca muamele edilmiş, şefkatle davranılmıştır. osmanlı tarihi ermenilerden 22 bakan, 33 milletvekili, 29 paşa, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 üst düzey yöneticisi memur kaydetmektedir.

ancak, osmanlı devleti'nin zayıfladığı dönemlerde hemen her konuda baş gösteren avrupa devletlerinin müdahaleleri sonucunda türk-ermeni ilişkileri de bozulmaya başlamıştır. sömürgeci güçlerin özellikle din adamı kisvesinde osmanlı devleti'ne gönderdiği kışkırtıcıların etkinlikleriyle sosyal, kültürel, ticarî, dinî ve siyasî açılardan türk milletinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. doğu anadolu'da başlatılan ve İstanbul'a kadar yaygınlık gösteren ermeni ayaklanmalarında binlerce türk ve ermeni hayatlarını yitirmiştir.

osmanlı devleti isyancı ve düşmanla iş birlikçi ermenilerin ihanetleri karşısında, ordunun güvenliği ile ikmal yollarının güvenliğini sağlamak amacı ile 27mayıs 1915 tarihli sevk ve iskân kararını almak zorunda kaldı. bu karar içeriğinde;

1. ordunun muharip birliklerinde yer alan ermeni askerlerini geri hizmet birliklerine aktarmak,

2. savaş bölgesindeki ermeni halkı güney doğu anadolu'ya ve o dönemde imparatorluğun bir parçasını oluşturan suriye'nin kuzeyine doğru kaydırmak, önlemleri yer almakta idi.

osmanlı devleti'nin savaş koşullarında almak zorunda olduğu sevk ve iskân kararı ile uygulaması ermeni iddialarında soy kırımı olarak tanımlanmakta ve tüm dünyaya da kabul ettirilmek istenilmektedir.

Öncelikle soy kırımı suçunun ne olduğunun tanımlanmasında yarar bulunmaktadır. soykırımı terimi, tanımı olan bir suça ilişkindir. bu tanım İkinci dünya savaşı'ndan sonra hazırlanarak birleşmiş milletler genel kurulu'nun 9 aralık 1948 günlü kararıyla onaylanıp 11 ocak 1951'de yürürlüğe giren "soy kırımının Önlenmesine ve cezalandırılmasına İlişkin sözleşme" adlı uluslar arası bir sözleşmeyle yapılmıştır. türkiye de bu sözleşmeyi imzalayıp onaylamıştır. belirtilen sözleşmenin 2'nci maddesine göre; soy kırımı bir ulusal, etnik, ırksal veya dinî gruba mensup insanları, tamamen veya kısmen, o gruba mensup oldukları için ortadan kaldırmak amacıyla işlenmiş aşağıdaki eylemlerden biridir:

a) bir grubun üyelerini öldürmek,

b) bir grubun üyelerine cismanî veya aklî zarar vermek,

c) bir grubun üyelerini fizikî olarak tamamen veya kısmen yok etme sonucunu vereceği önceden bilinen yaşam koşulları altına sokmak,

d) grup içindeki doğumları bilinçli olarak engellemeye yönelik önlemler dayatmak,

e) bir grubun çocuklarını başka gruplar içine zorla götürmek.

osmanlı devleti'nin sözü edilen sevk ve iskân uygulamasında; "soy kırımının Önlenmesine ve cezalandırılmasına İlişkin sözleşmede" tanımlanan soy kırımının unsurlarının bulunmadığı çok açıktır. zira; söv kırımın asıl unsuru, yani sırf ermeni olduğu için ermeni etnik grubunu yok etmeye yönelik kasıt unsuru yoktur.

sevk ve iskân, o günkü şartlarda asi, saldırgan, bölücü ve düşmanla iş birliği yapan, cephe gerisinde türkleri katleden, türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan ordunun intikal ve ikmal yollarını kesmeye çalışan ermenilere uygulanmıştır.

sevk ve iskân kararının alınma nedenlerinden birisini de 15 nisan 1915 tarihli van isyanı oluşturmaktadır. hâlbuki sevk ve iskân kararı rumî takvime göre 14 mayıs 1915, miladî takvime göre 27 mayıs 1915 tarihinde alınmıştır. ermeniler sevk ve iskâna tâbi tutuldukları için isyan etmemişlerdir. İsyan ettikleri için sevk ve iskâna tâbi tutulmuşlardır.

bu çerçevede konunun özellikle canlı tanık beyanları ile daha açık ortaya konulabilmesi için "1915 görgü tanıklarınca van ve Çevresinde ermeni olayları" anlatılacaktır.

van. asırlar boyunca. müslümanlarla ermenilerin bir arada huzur içinde yaşadıkları bir doğu anadolu şehridir. yöre m.Ö 38 yılında İslâm orduları tarafından fethedilmiş, ancak esas hâkimiyetin ix.'uncu asrın son çeyreğinden sonra abbasiler tarafından temin edildiği bilinmektedir.

eyyûbîler, harzemşahlar, selçuklular, karakoyunlular, moğollar, akkoyunlular, osmanlılar, sefevîler ve tekrar osmanlıların hâkimiyetine giren şehirde ermeni nüfus, birinci dünya savaşı'na kadar varlığını hep sürdürmüştür. 1653 yılında van'a gelen evliya Çelebi'ye göre, şehirde gayrimüslim tebaa olarak sadece ermeniler mevcuttur.

gerçekten. van'da rum. yahudi vs. nüfus yaşadığına dair bir belgeye rastlanmamaktadır.

ermenilerin en çok önem verdikleri üç merkezden biri van'da bulunan ahtamara (akdamar) adasıdır. ondokuzuncu asrın neredeyse son çeyreğine kadar ermeniler. bazı ferdî çıkışların dışında. osmanlı devleti'ne sadık kaldılar. ermeni patriği nerses varjabendanyar'ın 1877 -1878 osrnanlı-rus savaşı'nın galibi olarak yeşilköy'e kadar gelen rus ordusunun başkomutanlık karargâhına gidip grandük nikola'dan. doğu'da rusların himayesinde bir ermeni devleti kurulmasını talep etmesi bir dönüm noktası olmuştur.

bağımsız bir ermenistan kurma çabası. 93 harbinden (1877-1878) sonra ivme kazanmıştır. van vilâyeti osmanlı devleti'nde ermeni nüfusun en yoğun olarak bulunduğu iki vilâvetten biriydi. ermeni nüfusu yoğluğu itibarıyla birinci sırada bitlis, ikinci sırada van geliyordu. 1914 yılında tamamlanan resmî nüfus istatistiklerine göre van'da yaşayan 179.380 müslüman nüfusuna karşılık 67.792 ermeni bulunuyordu. o zaman hakkâri van'a bağlı sancak olduğu, bugün bitlis'e bağlı olan adilcevaz kazasının da van'a bağlı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. söz konusu istatistiğe göre van'ın merkezinde ermenilerin müslümanlara oranı üçte biridir,

ermenilerin van'da çıkardıkları ilk isyan 1895 yılındadır. rus generali mayewski'nin bildirdiğine göre. ermeni komiteleri, ermenileri ayaklanmaya teşvik etmiş, hatta anarşi ve teröre karşı çıkan bazı ermenileri şiddetle cezalandırnıışlardır. bunların en tipik olanı 6 ocak 1895'te kilisede ayın icra etmeye giden papaz boghos'un (bogos) öldürülmesidir. van'daki olaylarda van ermenilerinden çok, dışarıdan, özellikle rusya'dan gelen ermeniler ön ayak olmuşlardır. general mayewski, her vesileyle ermenilerin 1895'teki van ayaklanmasındaki kayıplarından söz edildiğini söyler, ancak müslümanların kayıplarının dile getirilmemesiyle ilgili olarak şöyle der: "mamafih. bu vukuat esnasında türklerin zayiatı ( hiç kimse hiçbir zaman hatırına bile getirmemiştir. ) büyük yekûn teşkil ediyordu. kıyam eden ermeni ihtilâlcilerinin bombalarına karşı müslümanları himaye tarzında kimse faaliyet gösteremedi".

İkinci meşrutivet'ten önce sultan İkinci abdülhamit'in yönetimini bahane ederek her vesileyle sorun çıkaran ermenileri, İkinci meşrutiyetin ilânı da tatmin etmemiştir. van'daki İngiliz konsolos yardımcısı teğmen bertram dickson; İstanbul'daki İngiliz büyükelçisi sir gerard lowther'e gönderdiği 30 eylül 1908 tarihli raporda, ermenilerin o günlerde van'daki faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. dickson'a göre, van'da ermenilerin taşnaklar (daşnaglar) ve armenistler olmak üzere iki partisi vardır. taşnaklar aynı zamanda hınçaklarla sıkı ilişkiler içersindedirler. İkinci meşrutiyet sonrasındaki ilk milletvekili genel seçiminde varhad papazyan'ı van'dan milletvekili seçtiren de taşnaklar'dır. armenistlerin adayı terzibaşıyan seçimi kaybetmiştir. taşnak, aslında bir siyasî partiden çok bir fedaî örgütüdür. bu örgütün van'daki önderleri aram,varhad papazyan, sarkis ve İşhan'dır. bunların hepsi vanlı olmayıp rusya'dan gelme kimselerdir. İkinci meşrutiyetin ilânı ile birlikte şu veya bu suçtan içeri atılmış bütün ermeni fedailer serbest bırakılmıştır. İngiliz konsolos yardımcısı dickson raporunda ayrıca ermenilerin van ve civarında gizlice silâhlandıklarını, bu silâhların rusya'dan geldiğini, van'a birçok ermeni fedainin doluştuğunu belirtir.

1978-1981 yılları arasında van'da 1915'teki ermeni isyanı ve van'ın ruslar tarafından işgal edilmesine şahit olan yaşlı vatandaşlarımızla röportajlar yapmış, o günlere ait anılarını kasetlerle kaydetmiştim. 1993 yılında görenlerin gözüyle van'da ermeni mezalimi adı altında yayınladığım kitap, söz konusu dedelerin, ninelerin anlattıklarına dayanıyordu. yaklaşık yirmi yıl önce görüştüğümüz bu görgü tanıklarının hepsinin ses kayıtları şahsî arşivimde korunmaktadır. ermeni meselesi ile ilgili hatıralarını derlediğimiz yirmi kişinin hepsi bugün itibariyle vefat etmiş bulunmaktadır. bizim burada da tanıklığına başvuracağımız bu insanlar, o gün olan biteni yakından görmüş, olayları bizzat yaşamış kimselerdir. hemen hepsi van'ın tanınmış, ailelerinden olan görgü tanıklarının bazı çocukları, torunları van'da yaşamaktadır.

görgü tanığı olarak dinlediğimiz kişiler şunlardır: nafıa Çabuker, ahmet Çinkılıç, zahide coşkun, İbrahim sargın, İsmail perihanoğlu. Şadiye talay, celâl Şener. bekir yörük, akif yurtbay. hacı Ömer selçuk. hacı Şevket Çaldağ. mehmet delibaş, hamit ekinci, hamit camuşçu, cemâl talay. İsmail başıbüyük. refik Özkanlı, müştak boysan, salih taşçı ve osman gemicioğlu.

ayrıca. van'ı tanıma ve tanıtma derneği tarafından 1963'te yayınlanan zeve isimli kitapçıkta hatıralarına yer verilen hamza dayı. güllü bacı. esma nine ve menveşe bacı, nafıa ana ve kıymet başıbüyük ile yrd.doç.dr. ergünöz akçora'nın görüştüğü mehmet reşit efendinin de anlattıkları burada değerlendirilecektir. mülakatlarımı yaptığım sırada (1978-1981) bu şahıslar vefat ettiklerinden veya kendilerine ulaşamadığım için, zaman zaman mukayese amacıyla onların zeve ile ilgili tanıklıklarından faydalandım.

görgü tanıklarının anlattıklarını bazı başlıklar altında toplamak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

1915 Öncesinde van'da ermenilerin sosyal statüsü ve müslümanlarla ermenilerin İlişkileri

görüştüğümüz bütün görgü tanıkları ermenilerle çok iyi komşuluk münasebetlerinin olduğundan söz etmektedir. köprüköylü zahide coşkun. "bizim hem köyün içinde, (o zaman göllü köyünde oturuyormuş) hem de yakın komşu köylerde ermeni komşularımız vardı. biz bu komşularımızla müslümanlarla geçindiğimiz gibi geçinirdik. her şey iyiydi. sonra birden dünya bozuldu. ermeni komşularımız bize ihanet ettiler." demektedir. zeveli İbrahim sargın, ermenilerle müslümanlar arasında zaman zaman bazı kavgaların yaşandığını ancak bunların iki müslüman komşu arasında meydana gelebilecek türden anlaşmazlıklar olduğunu ifade etmektedir.

celâl Şener'e göre. "ermeniler van'da çok rahat bir hayat yaşıyorlardı. bütün ticaret, sanat onların elinde idi. kunduracıdan tutun da terziye kadar hep ermeni idi. Çevrenin en zenginleri onlardı. hatta, çocuklarını avrupa'ya tahsil yapmak için gönderiyorlardı. avrupa'ya giden bu tığalar (ermeni gençleri) orada kandırıldılar". bekir yörük'ün anlattıkları da celâl Şener'in söylediklerini teyit etmektedir: "van'da bin taneye yakın dükkân vardı. bunların yüzde sekseni ermenilere aitti. ticaret, kazanç, sanat onların elinde idi. biz o eski gâvurlarla iyi geçiniyorduk. vakta ki, hınçak, taşnak komiteleri meseleye el attılar, işte her şey o zaman bozuldu. ermeni tıgaları (gençleri) bu komitelere yazıldılar".

İkinci meşrutiyet sonrasında yapılan mahallî seçimlerde vanlılar bedros kapamacıyan'ı belediye başkam seçmiştir. bekir yörük. müslümanlar şehirde çoğunluğu oluştururken bir ermeni'nin belediye başkanı seçilmesini "bizim müslümanlar da oyunu ona verdiler. o daha iyi becerir diye bizimkiler itimat ettiler." şeklinde değerlendirir. mehmet delibaş'a göre, kapamacıyan gerçekten tarafsız bir belediye başkanlığı yapmıştır. ermeni bir esnafa ceza kestiği için, yani ermenileri kayırmadığı için van'daki taşnak komitesi'nin reisi aram paşa tarafından ismine karahaç basılmış ve baba belediye başkanı kendi oğlunca öldürtülmüştür. kapamacıyan'ın oğlu meyhaneye götürülmüş, iyice içki içirilmiş daha sonra reis faytonla şehirden geçerken oğlunun sıktığı beş kurşunla ölmüştür. İsmail başıböyük'ün beyanına göre, kapamacıyan sadece çok zengin bir ermeni değil, aynı zamanda reis olmadan önce hiçbir ermeniyi işsiz, mesleksiz bırakmayan biridir. kapamacıyan'ın oğlu tarafından öldürüldüğü ile ilgili olarak mehmet reşit efendi, "bunlar kendilerine hizmet etmeyen ermenileri de yaşatmıyorlardı. meselâ, burada bir belediye başkanı vardı. İsmi yanılmıyorsam kapamacıyan olacak, bu onlara pek taraftar olmadığından onu oğluna öldürttüler." demektedir.

1915'te van'da ermenilerin elinde olan sadece sanat ve ticaret değildir. van gölü'nde taşımacılık yapan irili ufaklı 400 gemi ve tekne de ermenilere aittir. konuyla ilgili olarak görgü tanıklarından hacı Şevket Çaldağ, "gemicilerin hemen hemen hepsi ermeni idi. zaten van'daki sanatkârların, tüccarların çoğu ermenilerdendi. binde biri müslüman çocuklarını yanına çırak almazdı." demektedir. görgü tanıklarından mehmet delibaş, birinci dünya savaşı başladığı zaman eski van'da, cengüloğlu agop isminde bir ermeni'nin yanında kunduracı çırağı olarak çalıştığını belirttikten sonra, durumunun bir istisna olduğu ile ilgili olarak şu sözleri ilave etmeden geçemiyor: "ermeniler kolay kolay bizim müslümanlardan yanlarına çırak almıyorlardı. ama nasıl olduysa, adam beni yanına çırak olarak almıştı".

Özellikle gemiciliğin tamamen ermenilerin elinde olduğu bütün görgü tanıklarının üzerinde birleştikleri bir gerçektir. Öyle ki, 1981 yılında kendisiyle görüşmeye gittiğim hacı osman gemicioğlu'nun soyadı beni şaşırtmıştı. hem van'ın yerlisi, hem müslüman, hem de soyadı gemicioğlu olacak. bu çelişen bir durumdu. ben hacı osman efendiye "bir yanlışlık olmasın, ya siz van'ın yerlisi değilsiniz, ya karadeniz tarafından gelmesiniz veya soyadınızda bir karışıklık vardır" dedim. bunun üzerine hacı osman gemicioğlu aslen ermeni olduğunu, iskele köyünde oturduklarını, ailesinin gemici olduğunu ve sonraki hikâyesini bana anlattı.

hem yazılı kaynaklar hem görgü tanıklarının anlattıklarına bakılırsa, ermeniler genellikle sahillerdeki, arazisi verimli köylerde, kürtler ise daha çok dağ köylerinde oturmaktadırlar. 1915'te van ermenilerinin okuma, yazma tahsil durumu van'daki müslümanlara göre çok daha iyi durumdadır. tehcir başlamadan önce, ermenileri van'da yayımlanan van kartalı ve araratlı isimli iki tane gazetesi vardır.

İkinci meşrutiyetin İlanı ve ermeniler

İngiltere'nin van konsolos yardımcısı dickson'un bildirdiğine göre, İkinci meşrutiyet'in ilânı ile beraber ermeniler iyice kanun ve nizam tanımaz olmuşlardır. meşrutiyetin ilânında en büyük payı kendilerine çıkaran ermenilerin bütün mahkûm ve tutukluları da serbest bırakılmıştır. dickson, meşrutiyet sonrasında esen hürriyet rüzgârlarını ermeniler açısından "türkiye ermenileri şimdiye dek eşi görülmemiş bir özgürlüğe sahip olacaklardır"19 şeklinde değerlendirmektedir.

görgü tanıklarından celâl Şener, İkinci meşrutiyet sonrası durumu "savaş başlamadan evvel ermeniler çok keyfî yaşıyorlardı." şeklinde değerlendirirken, bir ermeni kunduracının yanında çırak olarak çalışan mehmet delibaş, meşrutiyetin ilânından itibaren olan gelişmeyi şöyle özetler:

"bir sabah dükkânı açtığımda usta bana. 'bir yere ayrılma ben bir yere gideceğim.' dedi. biraz sonra usta gitti. dönüşünde bana 'artık hürriyet oldu. hürriyet ilân edildi; onu kutlamaya gittik.' dedi. o günlerde herkesin ağzında 'hürriyet, adalet. müsavat, yaşasın millet' sözleri dolaşıyordu. hürriyeti bizim müslümanlarla ermeniler beraber kutladılar. Şehirde davul zurnalar çalmaya başladı. ermeniler buna çok sevinmişlerdi. onlar bizimkilerden çok fazla neşeliydiler. hürriyet olduktan sonra benim ustanın dükkânına yabancılar gelip gitmeye başladı...

"biz de hürriyet olunca her şey bitti zannediyorduk. bizim hocalarla onların keşişlerini kucaklaştırdılar. demek ki. bizi aldatıyorlarmış" şeklinde ifade etmektedir. mehmet reşit efendi ise "İkinci meşrutiyet zamanındaki hürriyet, müsavat, adalet gibi şeyler onları daha da şımarttı" diyerek Şener ve delibaşı teyit ediyor.

İkinci meşrutiyetin getirdiği hürriyet ortamında bütün ayrılıkçı hareketlerin daha serbestçe hareket ettikleri bir vakıadır. başından beri İkinci abdülhamit'in devrilmesi ülkeye meşrutî bir yönetim getirilmesi hususunda jön türklerle dirsek temasında olan ermeni komitelerinin, hürriyetin ilânından kendi adlarına yeteri kadar faydalanmaları kaçınılmazdı.

van'ın yerli ermenilerinin İsyana taraftar olmaması

vanlı görgü tanıklarından özellikle şehirde oturanların hepsi yerli van ermenilerinin başlangıçta isyan etmek gibi bir niyetlerinin olmadığında, bu insanların rus ermenileri ve onların öncülük ettiği komiteler tarafından iğfal edildiklerinde hemfikirdirler. konuyla ilgili olarak görgü tanıklarının söylediklerine şöyle bir bakalım: "ne zaman ki van'da komiteler teşekkül etti. işte o zaman ermeniler başladılar azıtmaya. aslında van'ın yerlisi olan ermenilerin çoğu isyana taraftar değildi". (celâl Şener)"

van'daki, hınçak, taşnak komiteleri meseleye el attılar. İşte her şey o zaman bozuldu. ermeni tıgalan (gençleri) bu komitelere yazıldılar". (bekir yörük)

"biz van'da ermenilerle beraber yaşıyorduk. Önceleri aramızda herhangi bir münaferet (karşılıklı düşmanlık) yoktu. daha sonra van'da komiteler peyda olmaya başladı. her gün van'a vanlı olmayan birçok ermeni geliyordu. bu yabancı ermeniler bizim yerli ermenileri de devamlı isyan için kışkırtıyorlardı. bu yabancılar hep rusya'dan gelirdi. van'daki komiteleri aram paşa diye bir gâvur idare ediyordu". (akif yurtbay)

"komiteler kışkırtmasaydı van'ın yerli ermenisi ses çıkarmıyordu. bütün imkânlar onların elindeydi". (hacı Şevket Çaldağ)

mehmet delibaş, 1970'li yıllarda İstanbul'da karşılaştığı aslen vanlı, kapalıçarşı'da halıcılık yapan karapit nedeniyan isimli bir ermeni vatandaşımızın şöyle teessüf ettiğini nakleder: "ah sebep olanlar ah, eviniz yıkılsın. güzel güzel yaşıyorduk. müslümanların çekmediği sefayı biz sürüyorduk. bizim gençlerimizi kandırarak kendi emelleri uğruna çalıştırdılar. Şimdi her birimiz dünyanın bir yerindeyiz".

aynı şekilde van'da çok saygın bir isim olan Şeyh mehmet reşit efendi, musul'da karşılaştığı yine aslen vanlı bir ermeni esnafın kendisini kucaklayarak memleket hasretinden söz ettiğini ve şöyle yakındığını anlatır: ''allah o aram paşaya lanet etsin. aram paşa bizi devlet kuracağım diye kandırdı. böylece bizi yaktı. biz türklerden gördüğümüz insaniyeti hiç unutmayız. onlar bize dünyamızı kazandırmışken, bizlere şefkatle muamele etmişken, bunları tekmeledi. onun için allah bize belâ verdi. her tarafa dağıldık".

"bir ara da fransızcamı ilerletmek için ermeni merkez mektebine devam ettim. orada ermeni papaz ve öğretmenler bizim gözümüzün içine baka baka ermeni gençlerine müslümanlara karşı kin ve nefret tohumu aşılıyorlardı". (hamit Çavuşçu)

"ne zaman ki ermeni tığaları (gençleri) komite kurdular, işte o zaman ermeniler bize karşı olan düşmanlıklarını açığa vurdular". (refik Özkanlı)

"savaş başlamadan 20 yıl kadar önce de ermeniler van'da isyan çıkarmıştı. fakat savaş başlamadan önce genel olarak yüzümüze karşı iyi görünüyorlardı. bu söylediğim esnaf ve yerli ermenilerin tavrı idi. rusya'dan gelen, avrupa'ya gidip tahsil gören ermeni gençleri ise müslümanları alçaltıcı sözlerle küçük düşürmeye çalışıyorlardı". (müştak boysan)

"yaşlı ermeniler isyana taraftar değildi. yalnız avrupa'da tahsil gören tığalar (gençler) onları zorla işin içine soktular". (salih taşçı)

"doğrusunu istersen van'daki aklı başında ermeniler isyana taraftar değildi. Çünkü niye isyan etsin? her şey ermenilerin elinde idi; bütün servet ermenilerindi. komiteler kurulunca esnafı zorla isyana teşvik ettiler. İştirak etmeyene de hain gözüyle bakıyorlardı". (osman gemicioğlu )

İngiliz konsolosluğunun raporları da yukarıda alıntı yaptığımız görgü tanıklarının anlattıklarını onaylamaktadır. söz konusu raporlarda ermeni komitelerinin kendileriyle iş birliği yapmayan, onlara katılmayan ermenilere karşı şiddet uyguladığı da belirtilmektedir.

ermenilerin silahlanması

görüştüğümüz bütün görgü tanıkları. ermenilerin büyük bir isyan için gizliden gizliye silâhlandıklarını ifade etmektedirler. van'daki en büyük silâh depoları yine bir ermeninin ihbarı üzerine ortaya çıkarılmıştır. anlatıldığına göre, davit isminde bir ermeni genci vatan isminde bir türk kızına âşık olmuştur. ancak davit taşnak komitesine mensuptur. evlenmesi için aram paşadan (aram manukyan) izin almak zorundadır. ancak aram paşa, bütün ısrarına rağmen. davit'e evlenme izni vermemiştir. bunun üzerine davit, aram paşaya karşı gelmiştir. aram paşa derhal davit'in ismine kara haç basmıştır. davit'i öldürme emri, en yakın arkadaşı dacat'a verilmiştir. dacat, davit'i kaçıp kaybolması için uyarmıştı ama davit, müslüman olmakla yetinmemiş, bildiği kadırıyla ermenilerin depoladıkları bütün silâhların yerini ihbar etmiştir. türk ordusuna teğmen olarak kabul edilen davit, mehmet ismini almış ve "muhbir mehmet" olarak tanınmıştır. bir gün hamamönü mevkiinde dacat'la karşılaşan davit, arkadaşının kendisini öldürmesine ihtimal vermemiş ama dacat tabancayla davit'i öldürmüştür.

davit'in ihbarı üzerine başta yedikilise köyü olmak üzere ermenilerin meskûn olduğu birçok mahalde,okul ve kilisede çok sayıda silâh ve mühimmat ele geçirilmiştir. van'daki İngiliz konsolos yardımcısı dickson. 31 mart 1909 da yazdığı bir raporda. ermenilerin van'da ki silâhlanma faaliyetine dikkat çekmektedir.

bütün görgü tanıkları. ermeniler'in van'a silâh deve yükü ile gelen gazyağı varillerinin içerisinde saklayarak soktuklarını ifade etmektedirler. nitekim. 1915 nisan'ında van'da ermeni ayaklanması başladığında ermenilerin ne denli silâhlandığı ortaya çıkmıştır. van isyanında ermenilere karşı türk ordusunda subay olan görev almış olan venezuellalı rafael de nögalis yayınladığı hilâl altında dört yıl (İspanyolca aslı: cıı ro anos bajo la media luna) isimli hatıratında, ermenilerden yana müslümanlara karşı bir tutum takındığı hâlde ermenilerin korkunç düzeydeki silâhlanmaları inkâr etmez. kitabında birçok tutarsızlık bulunan nöglis, van'da 1915'te büyük bir ayaklanma ve müslümanlara karşı taarruz başlatan ermenilerle ilgili olarak "ermenistan'ın halâsı ve mukaddes sahibin galebesi için, evlerinin kararmış enkazları arasında son nefese kadar mücadele eden ermenilerin bize gösterdikleri müşkilât çok büyüktü. fakat fena talih yüzünden din kardeşlerin felâketi için sarfettiğim zamana lanet ediyorum. dediği hâlde. ermenilerin müslümanlara karşı silâhça üstünlüğünü açıkça ifade eder. ancak, gözden kaçırılmaması gereken husus, müslümanların ellerindeki silâhların ise osmanlı devleti'nin hâkimiyeti altında bulunan bir vilâyetteki ayrılıkçı ermeni komitelerine ait olduğudur.

"ermeniler, mavzer tabancaları ile iyi teslih edilmişlerdi (silahlandırılmışlardı). bu tabancalarla kısa mesafelerde iyi netice istihsal ediyorlardı. Âdeta makinalı tüfek gibi, 4 ile 6 tabanca ekseriya aynı zamanda aynı hedefe ateş ediyorlardı. bundan başka bir nevi burgu icat etmişlerdi. bununla evlerin tuğla duvarlarını çabuk deliyorlardı. ermenileri bir mevziden attıktan sonra tabancaları diğer yerde birçok deliklerden görünmeye başlıyordu; biz vaziyetin ne şekil aldığını anlayıncaya kadar bunlar ateşleriyle ölüm saçıyorlardı".

nögalis, ermenilerin uzun boylu bir isyana hazırlık dönemi yaşadıklarını ve seksen hâkim noktada direniş mevzileri hazırladıklarını ifade etmektedir: "bağlar mahallesi (bugünkü van'ın kurulduğu yer. h.Ç.) münferit ve etrafı tuğla duvarlarla çevrilmiş sayfiyelerden ibarettir. ermeniler bu sayfiyeleri maharetle birbirine raptetmişler ve bu surette kuvvetli mevziler vücuda getirmişlerdir. topçularımıza mukavemet edebilecek bu tesisattan başka ermeniler, van'ın etrafında 80 nokta-i istinat yapmışlardı: bunların ateşi etrafa hâkimdi.

nögalis, ermenilerin uzun boylu bir isyana hazırlık dönemi yaşadıklarını ve seksen hâkim noktada direniş mevzileri hazırladıklarını ifade etmektedir: "bağlar mahallesi (bugünkü van'ın kurulduğu yer. h.Ç.) münferit ve etrafı tuğla duvarlarla çevrilmiş sayfiyelerden ibarettir. ermeniler bu sayfiyeleri maharetle birbirine raptetmişler ve bu surette kuvvetli mevziler vücuda getirmişlerdir. topçularımıza mukavemet edebilecek bu tesisattan başka ermeniler, van'ın etrafında 80 nokta-i istinat yapmışlardı: bunların ateşi etrafa hâkimdi".

nögalis'in burada sözünü ettiği ermeni evlerinin birbirine bağlanması yer üstünden değil, yer altından tüneller marifetiyle olmuştur. görüştüğümüz görgü tanıklarının büyük bir çoğunluğu bu tünellerden ve ermenilerin bu yolla haberleştiklerinden ve birbirlerine silâh ve insan takviyesi yaptıklarından söz etmektedirler. yine aynı tüneller vasıtasıyla müslüman evlerine veya askerî noktalara ulaşıp havaya uçurabiliyorlar. nitekim. nögalis'in günü gününe naklettiği van isyanında. 28 nisan 1915 tarihinde ermeniler reşadiye mahallesinin yarısını bu yolla havaya uçurmuştur. adı geçenin bu olayla ilgili olarak düştüğü not şöyledir: "bugün ermeniler bir lağım yardımıyla reşadiye mahallesinin yarısını berhava ettiler: bu mahallede yüzbaşı reşit bey ve bargiri kaymakamı bağlar mahallesinin büyük kısmına ateşleriyle hâkim bulunuyorlardı".

nögalis ermenilerin sadece silâh depoladıklarından değil, onların bizzat imal ettikleri toplardan söz etmektedir: "mahsurların (ermenilerin, h.Ç.) ellerindeki top kendilerinin bizzat imal eyledikleri eski bomba toplan idi. bu topları tuğla evler içinde muhafaza ediyorlar: bunları evler arasından her tarafa, köşelere, methallere ve barakalar arasından müdafaa edilebilecek sokaklara kolayca gönderebiliyorlardı. ermenilerin elinde binlerce mavzer tabancasından başka çok miktarda filinta ve tüfek de vardı: bunları senelerce satın alarak depo etmişlerdi. ermenilerde. bize çok zayiat verdiren, el bombası da mebzu-len mevcut idi".

hemen bütün görgü tanıkları ermenilerin ellerindeki üstün ve o zamana göre modern silâhlarından. müslümanların ellerinde, hükümetin dağıttıkları dahil, basit martin tüfeklerinden dert yanmaktadırlar. hatta, bunlardan Şeyhine köyünden hamza dayı. zeve köyünden ermenilerle giriştikleri çatışma esnasında, elindeki basit tüfeğin namlusunun birkaç atıştan sonra patladığını büyük bir teessüfle anlatır. bir yanda namlusu patlamasın diye soğan sürülerek soğutulan basit tüfekler, öte yanda rusya'dan getirtilmiş modern silâhlar...

nögalis bütün ermeni yanlısı tutumuna rağmen. "ermeniler için her ev bir kale hâlinde idi.'' demekten de kendini alamayacaktır. ermeniler sadece birer kale hâline getirdikleri evlerinden ateş açmıyorlar, kiliselerini de birer taarruz yeri hâline getirmişlerdir. bu kiliselerden biri gerek kullanım, gerekse mimarî tarzı açısından pavlos kilisesi'dir. ermeniler bu kilisenin kubbesinden müslümanlara ateş etmişlerdir.

ermenilerin silâhlarının üstünlüğü karşısında onlara karşı duran aşiret mensupları basit silâhlara ve çok sınırlı cephaneye sahiptirler. nitekim nogales. bu durumu "kürtler fişekten iktisat yapmak için daha ziyade esliha-i cerihalarını (bıçak, süngü gibi) kullanıyorlardı.'' cümlesiyle ifade edecektir.

vanlı müslümanların büyük göçü

vali cevdet beyin vilâyet çapında duyurduğu göç etme talimatı üzerine vanlılar henüz soğukların hâkim olduğu erken bir ilkbaharda yollara dökülmüşlerdir. görgü tanıklarının ifadelerine göre, müslümanlar her şeylerini bırakarak sadece, o da sahip olanlar, binek hayvanlarını alıp batıya yönelmişlerdir. bir kısmı, kara yolu ile tatvan üzerinden bitlis'e, oradan diyarbakır'a, urfa'ya. antep'e, halep'e. adana'ya ve konya'ya göçerken diğer bir kısmı van-tatvan arasına ermenilere ait olan gemilerle gitmeyi tercih etmiştir. bunların önemli bir bölümü ermeni gemiciler tarafından özellikle adilcevaz'da bekleyen ermeni fedailerine teslim edilmiştir. Çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve yaralılardan oluşan bu insanlar, ermenilerce imha edilmişlerdir.

van, serin bir iklime ve soğuk sulara sahip bir yerleşim yeri olduğu için, özellikle güney illerine göçen insanlar buradaki hava ve suya alışamamış, özellikle diyarbakır'daki kolera salgınından çok insan hayatını kaybetmiştir. vanlıların savaş yıllarında yaktığı ünlü ali paşa türküsünün ilk dörtlüğü söz konusu dramı bütün duygusallığı ile ortaya koymaktadır:

arpa ektim biçemedim,

bir düş gördüm seçemedim,

alışmışam soğuk suya,

issi sular içemedim.

gerçekten de, vanlı ektiği arpayı biçemeden ve gördüğü kâbuslu rüyayı yoramadan yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. diyarbakır'da ve adana'da van'ın buz gibi kehriz ve zernebat sularını bulmak, tabiî, mümkün olmamıştır.

göç esnasında, yaşanan dramı, bir bütün olarak göç trajedisini görgü tanıklarının hıçkırıklarla bölünen ifadelerinde bulmak mümkündür. bütün bunlar yetmiyormuş gibi. yolculuk esnasında zaman zaman karşılaşılan ermeni saldırıları ve gidilen yerlerdeki diğer işgaller, yurtlarından ayrılan vanlıların trajedisini tamamlayan diğer unsurlardı.

Çeşitli sebeplerden dolayı göçemeyenlerin büyük bir kısmı ermenilerce öldürülürken, özellikle kadınlar çok kötü muameleye maruz kalmışlardır. görgü tanıklarından nafia Çabuker, zahide coşkun, Şadiye talay, esma nine ve süllü bacının anlattıkları tüyler ürperten türdendir. timar mıntıkasındaki yedi köyün halkı göçmek için van'a gelmiş, ancak İskale ve kalecik köylerindeki ermeniler tarafından çapraz ateşe tutulmuşlardır. onlar da göl yoluyla gidebilecekleri ümidiyle zeve köyüne sığınmışlardır. ne var ki, burada hem van ermenileri hem ruslara öncülük eden rus ermenileri tarafından kuşatılmış ve yok edilmişlerdir. görgü tanıklarından ermeni asıllı hacı osman gemicioğlu, zeve katliamı meydana geldiği sırada iskelede oturduklarını ve katliamın günü bir grup çocukla zeve'ye boş kovan toplamaya gittiklerini ve gördükleri manzarayı anlatmışlardı.

nögalis, başkale yolunda artık van'dan ayrılan cevdet beyden van'da kalan kadın, çocuk ve yaşlıların ermenilerce katledildiğini öğrenmiştir.

van, ermenilerin eline geçince kalenin güney kurulmuş olan tarihî şehir baştan başa yakılmıştır.rus işgali tamamlanınca van'daki ermeni komitelerinin komutanı aram manukyan van'a vali tayin edilmiştir.

van'ı terk edip de hayatta kalmayı başarabilen müslümanlar, 2 nisan 1918'deki kurtuluştan sonra yavaş yurtlarına dönmüşlerdir. bir fikir vermesi açısından göçen görgü tanıklarından bazılarının kaç kişilik aile efradıyla van'ı terk edip kaç kişiyle döndüklerine bakıyoruz.meselâ, cemâl talay yirmi kişilik nüfusu olan bir aile ile van'ı terk ettiklerini, 1921'de suruç'tan ayrılıp van'a geldiklerinde aileden sadece kendisi ve bir erkek kardeşinin hayatta kalabildiklerini söylemektedir. mehmet efendi, yirmi üç kişilik bir aile ile van'dan göç edip dönüşte üç kişi kaldıklarını beyan etmektedir. refil Özkanlı ise van'ın kurtuluşundan sonra askere alındığı askerlik dönüşünde "allah'tan başka kimsem yoktu" demektedir.

sevk ve İskan, İsyanın nedeni mi?

ermenilerin dünya çapında yaptıkları propaganda, lobicilik faaliyetlerinde genellikle sevke zorlandıkları için isyan ettikleri ifade edilmektedir. nitekim, avusturyalı şair franz werfel 1931 yılında yayımladığı musa dağı'nın kırk günü isimli romanını bu teze dayandırmıştı. werfel'in kitabı kısa zamanda bütün batı dillerine çevrilmiş ve avrupa'da çok kötü bir türk görüntüsü oluşmasına sebep olmuştur. yıllar sonra werfel'in yandığı bilgilerin yanlışlığını, ne gariptir ki, yine bir vatandaşı ortaya koymuştur. prof. dr. erich feigl, werfel'i dayandığı ve çoğu aram andonyan'a ait belge ve bilgi yanlışlığını, sahte oluşunu ortaya koymakla yetinmemiş İngilizce ve fransızca çevirilerde düşülen çelişkileri örtbas etmek için yapılan tahrifatı da tespit etmiştir.

feigl'e göre, "ermeniler, osmanlı hükümetinin onların yerlerinin değiştirilmesini emretmeden bir ay önce van'da isyan çıkarmışlardı. bu da şunu gösterir ki, van'daki bu isyan verilen emrin bir sonucu değildir; aksine, bu emir isyan sonucunda verilmiştir".

georges de maleville, ermenilerin van isyanını sevk ve iskân kanununun çıkarılmasının tek değil, ilk nedeni olarak kabul etmektedir.

gerçekten de van isyanı 1915 nisan başında başlamış ve bir ay sürmüştür. hâlbuki sevk ve İskân kanunu 14 mayıs 1331'de (27 mayıs 1915) çıkmıştır.

van'da ermenilere soy kırım yapıldı mı?

görgü tanıklarına müslümanların ermenileri öldürüp öldürmediğini sorduğumuzda aldığımız bazı cevaplar ilginçtir. Özellikle köyde oturanların hepsi, saldırmaya gelen ermenilere, banş simgesi olarak, köylülerce tuz-ekmek götürüldüğünü, ancak ermenilerin tuz-ekmeği götüren şahısları katlettiğini söylemektedirler.

"bizim vicdanımız bizi zulmetmekten meneder. hele kendi hâlinde, zavallı insanlara hiçbir müslüman hakaret etmez. (bekir yörük)

"onlara haksızlık yapılıyor diye isyan etmediler, bağımsız bir devlet kuracağız diye isyan ettiler. hatta biz hicretten döndükten sonra dağlara kaçmış olan altı yüz kadar ermeniyi sapasağlam rusya'ya gönderdik". (mehmet delibaş)

sonuç

görgü tanıklarından edindiğimiz izlenime göre. ermeniler hırslarına mağlup olarak doğuda bağımsız bir devlet kurma emeline kapılmış ve bunun için terör dahil her vasıtayı meşru görmüşlerdir. silâhla saldırıya geçen ermenilere tuz-ekmekle karşılık verilmiş ama bu, onları durdurmaya yetmemiştir. osmanlıların ermenilere soykırım uygulamak gibi bir niyeti olsaydı, bunu kanunî sultan süleyman döneminde yapardı, insanlar düşmanlarını en güçlü oldukları zaman imha ederler; en zayıf oldukları zaman değil. bir yandan galiçya'dan yemen'e kadar bir yığın cephede fiili savaş hâlinde olmak, öte yandan daha birkaç yıl önce bakanlık verdiğiniz ermenilere soy kırım uygulamak. bu gerçek olmadığı gibi. aklî ve mantıkî de değildir tam savaşın ortasında bir de silâhlı ermeni isyanı ile karşılaşan jön türk hükümeti de, başka herhangi bir devletin yapacağını yapmış, ermenilerin yardımıyla ilerleyen ruslar karşısında müslüman nüfusunun bölgeyi terk etmelerini emretmiştir. ardından, van bölgesi ermenilerinin doğu anadolu'nun bu önemli şehrini silâh kullanarak zaptetmesi ve işgalci rus ordusuna teslim etmesi karşısında, anadolu'da yaşayan ermeni nüfusunun sadakatına artık itimat edilemeyeceği kanaatine varıp, ermenilerin savaş bölgesinden uzak yerlere nakledilmesini emretmiştir. 1915 yılında van bölgesinde hüküm süren özel koşullar altında, hiç kimse soykırımdan bahsetmemelidir.

bir soykırımdan değil, bir mukateleden söz edilebilir. geçmişten ders almak, günü doğru inşa etmeyi ve geleceğe sağlam yürümeyi sağlar. tarihteki acıları deşmek, eğer barışa, dostluğa hizmet edecekse değer. avrupa ve amerika'daki ermeni toplumu bilmelidir ki, mevcut gayretiyle bin bir dertle boğuşan fukara ermenistan'a iyilik değil, kötülük ediyorlar.

http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/makaleler/makale34.html

buraya yazmak lazim. okuyucunun verecegimiz adrese bakarak okuyacagini dusunmeden yazmak lazim; copy-paste olsa da.
belgelere ulasmak lazim, ulasilabiliyorsa. rus arsivinden bizzat kopyasini aldigimiz bir takim belgelerden, 130.000 ermeninin osmanli ordusundan rus ordusuna kacisini okumak lazim. sasirmak lazim.
sasirmak icin at gozlugunu cikarmak lazim. propaganda yapmak yerine, gercekleri bilmek gormek isteyenlerden birisi olmak lazim.
insan olmak lazim. o zaman hersey daha anlamli olur.

edit: yazinin sonucunu okuyup pisleyecekler diye yazmayacak degiliz.
9. #1172016
10. #1399024 girilen entye istinaden konusursak, türk tarih kurumunun bir zamanlar başkanı olan birinin yazılarını yahut söylemelerini kaynak olarak "copy past" yapıp ardından buraya bilimsellik olarak sunarsanız bunun pek inandırıcığı olmaz efendim , bu yaptığınız en fazla bilgi kirliliğidir. zira bilindiği üzere ttk devlet kurumu olup elbet devlet söyleminde bir duruşu mevcuttur , kuruluş amacı da budur zaten" siz hangi devlettin almanya dışında ben soykırım yaptım aha da kanıtları burda dediğini gördünüz" acep diye sormak isterim... keza bir devlet kurumunun sözcüsünü, bilimsel kaynaklar işte burda , buyrun kapak olsun demek olsa olsa bizde bir gülümseme uyandırır . bence önce bilimseliğin ne olduğunu , dolayısyla bilimseliğin önce ama önce özgürlükten ve nesnellikten geçtiğini bi kavrayın ondan sonra "yusuf halaçoğlun'un ve yandaşalarını kayak olrak kullanıp kulanmamaktan yana bir daha düşünün derim ben" kaldiki yusuf halaçoğlundan basediyoruz. buda ayrı bir konu ama elbet.

(bkz: yusuf halacoglu nun son aciklamalari)

yani bu adamı ttk başaknı olmadığını varsıyorum sadece şu açıklamaları itibariyle bile oturup bilimselikten bahsedebiliceğine inanıyorusanız size kolayalar gelsin allah yardımıcınız olsun diyorum ben.

yapıcak bişiy yok kimilerimiz tamer akçam , halil berktay, ayşe hür , v . dadrian okumayı tercih ediyor , kimilerimiz yusuf halaçoğlu ve benzerlerini ... okuyabilirsiniz elbet kimsenin itirazı olmaz ama bizim önümüze koymayın isterseniz , yemeyiz arkadaşlar.

ha biz de buraya tamar akçamın , yahut halil berktay'ın başlıklarını açmak hakikaten çok isteriz ama isteyen zaten gidip kitaplarını alıyor , alabiliyor ayrıca üç beş entryden fazlası demek bu... yani demem odur bu cümleleri internet sitelerinden gayet kolaylıkla okuyoruz , biliyoruz bize öyle çok yeni bişiy , çok anlamlı birşey sunmuyorsunuz.

ayrıca batı'da akademik çevrelerde yusuf halaçoğlu muhatap bile alınmaz efendim, keza bu konu için söyluyorum , örnek verilen bilim insanları babında yine bu konu "akademik anlamda çoktan kanat görmüştür" dolayısyla tartışılan edilen bir konu değildir , gerçekliği çoktan kabul görülmüştür. yine avrupa anayasalarında bu konun soykırım olarak kabul edilebilmesinin nedeni de öncelikle bu akademik çevrelerin kabülünden geçer (bu yasaların geçmesini savunmamamkala birlikte), yoksa ermeni diaspaorsının o üstün gücu falana değildir, tetikleyicisidir ama temeldeki nedeni değildir, akdaemik çevrelerde akbul görmeyen bir mevzuyu fransa anayasısın kapısına bile sokamasınız ( ha bu makbul bi hareketmidir , elbet değildir , bu başka bişiy ama getiremsziniz oda ayrı bişiy). Çok merak ediyosanız ingilizce öğrenin yahut biliyorsanız elinizin altında internet mevcut. azıcık bakarsanız görebilirsiniz. ama açılmayan devlet arşivelerini kaynak olarak koyarsanız bu da pek olmaz , siz o devlet arşıvlerine bi gidin araştırma yapmak istiyorum diyin bakalım yapbiliyomusunuz , yahut bu girişiminizin karşılığında ne buluyosunuz.


not olsun: ayrıca bu kadar devlet söylemine meraklıysanız en son milli savunma bakanımız vecdi gönül açıklamalarını hatırlatmak isterim "anadoluda tehcır ve mubadelede olmasaydı , bu gun mıllı bır devlettten bahsedemezdik" dikkat ederseniz burda milli bir devletin kurulma çabasından bahsediyo sayın bakan, başka bişiy'den değil...
11. (bkz: 1915)
(bkz: tehcir)
(bkz: ermeni kronolojisi)

basliklarinda yazanlara kedidir kedi seklinde yorumda bulunmak, akademik arastirma ve yerinde kazi yapan akademisyenlerin bulgularinin, hicbir sey ifade etmedigini dusunmekten baska bisey degildir.
dusunerek hareket etmek yerine, arastirmak, her yonu ile butun bulgulari incelemek ve dolayisi ile yansiz, tarafiz, dogruyu bulup konusmak, ogrenmek ile alakalidir.

liseli edasi ile gazi almis sekilde tarafli ve yanli olarak dusunmek, copy-paste yazarligindan bahsetmek, hakaret ediyor olmak gibi cocukca davranislarda bulunmak; akademisyenlerin bulgularina ve arastirma sonuclarina golge dusurmez.

bu tip seyleri anlayamamak, okumamak, okuduklarini da goz ceperi civarinda bulunan at gozlukleri sebebi ile "-auhauh adama bak neler yazmis!" seklinde degerlendirmek amatorluktur, cocukcadir, tek taraflidir, yanlidir.
insanlar herseyden once adil olmalidir. bir konuyu arastirmadan, etmeden, yazilmis birkac yanli kitap veya girilmis 3-5 entry baz alinarak bir yere varilmaz.
12. #1399309 evet efendim tam da ondan bahsediyoruz tarafsız olmak ve at gözlüğünü çıkartmaktan ve tabi nesnelikten dolayısyla bilimsellikten, okuma probelimi çekemdiğinizi umarım zira başka bişiy demiyorum , kaldı ki copy past yapmaktan çok daha faydalı bi harektte bulunuyorum , kendi dilimi okuduklarımı ettiklerimi kullanıyorum, ve eğer diyorum herhagi bir konuda ikna etmek istiyorsanız yusuf halaçoğlundan çok daha fazlasını bulmanız gerekir diyorum... devlet patentli bir adamı tarihçi diye önümüze koyarsanız nesnelikten muhaf tutulursunuz. ama elbet sizde haklısınız elde başka kimse yok...
13. akademik dedikce, sokaktaki vatandas agzi ile yorumda bulunan yazar kisisinin kisisel yorumundan baska bisey beklenemezdi.

(bkz: soyledigi yalana kendisi de inanmak)
(bkz: soyleyecek bir seyi olmamak)
(bkz: soyleyecek soz bulamamak)
eh sonuc olarak;
(bkz: soyle onlari da optun mu)

edit:#1399316
14. imza verenlerin listesi pamukoğlu' nun efsane komutan adlı sitesinde "ermenici vatan hainlerinin paha biçilmez listesi" ifadesiyle yayınlanmış. hadi bakalım...
15. özür dilemek

http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&Kelime=%c3%b6z%c3%bcr%20dilemek

görüldüğü üzre

1 . özrünü ileri sürerek bir işi yapmayı istememek, bir işten bağışlanmasını istemek:
"onları, ayakta bekleyenleri görünce özür diledi."- n. araz.
2 . yaptığı bir yanlıştan ötürü bağışlanmasını istemek:
"karyolasına ilişti, odası için özür dileyip dilememeyi düşündü."-


demek. bu noktada ortada tahminen tamamı öldürülmemiş olsa da yaklaşık olarak en az 500 bin adet evlerinden sürülmüş insan var elimizde. ki uluslararası soykırım sözleşmesi -türkiyenin kapı gibi imzası var- çok açıkça savaş ya da barış durumunda toplu olarak göç ettirmeyi de soykırım sayıyor ölmeleri önemli değil.

bu durumda hukuksal olarak soykırım vardır.

özür dilemeyi anlayamıyorum ama ben. ne için özür dileriz ki. pişmanlık duyduğumuz bir yaptığımız şeyi bir daha yapmayacağımızı ifade etmek için.

ermeni öldürmedim. o tarihteki akrabalarım da öldürmedi. o tarihte o coğrafyada yaşayıp bu işe hiç karışmamış atalarımız da var. onların adına da mı özür diliyorsunuz. özür dileriz biz karışmadık keşke karışıp 3-5 tane de biz öldürseydik mi?

çok naif çok aptalca. çok kırılgan. çok kendi içinde saçma. çok boş.

tam türkiye denilen garip ülkenin, köylüsünü şehirli işçi haline getirememiş bu sebeple de batısal anlamda demokrasiyi özümsememiş kendisi yaratmamış burjuvazisi olmayan, var olan burjuvazisi de eskaza parayı bulmuş köylü olan bir ülkeye ait aydının, hala köylü kalmış aydının yapacağı şey.

anarşist etik te kropotkin bu tür şeylerin kişinin kendi egosunu tatmin etmek için ortaya atılan farkındalıksız fikirler duygular olduğunu iddia eder ve de doğru der.

özür mözür dilemiyorum. çünkü ortada basit bir özrün altına imzamı attığımda kendimi mutlu hissedebileceğimden çok çok daha büyük bir acı var, keder var.



yerim öyle aydını da dileyeceği özrü de.

neden yerim biliyor musun sayın okuyucu. çünkü bu soykırımı yapan ittihat ve terakki benim türk köylüme, türk insanıma osmanlılı olmuş herhangi bir coğrafyadaki halkıma ermeniye yaptığından daha büyüğünü yaptı. bunu böyle söylerken, en baştan kabul etmediğim bu ittihat terakki katillerinin yaptığı şeylerden ötürü neden özür dileyeceğimi bana anlatacak bir adet köylü aydın var mı? bunu anlayabilir misin.

bu ülkenin köylüsünden de, işçisinden de, zengininden de, arap aşığı dincisinden de, aydınından da nefret ediyorum.

bu ülkeyi hala sevip, hala aranızda yaşadığım için de kendimden özür diliyorum.

16. "ermeni öldürmedim. o tarihteki akrabalarım da öldürmedi. o tarihte o coğrafyada yaşayıp bu işe hiç karışmamış atalarımız da var. onların adına da mı özür diliyorsunuz. özür dileriz biz karışmadık keşke karışıp 3-5 tane de biz öldürseydik mi?"

(bkz: ozur dilemiyoruz)

bu soruna cevap vermis bir kac kisiyi ozur dilemiyoruz basliginda bulabilirsin, o kadar cok ki ugrasilmiyor.
17. 08/02/2009 radikal iki

türkler artık geçmişe, ermeniler de artık ileriye bakmaya başladılar

baskin oran (arşivi)


alâmetler belirdi. hrant'ın istedikleri birer birer oluyor. "türk-ermeni ilişkileri 1915 m. derinliğindeki kuyudan" çıkıyor. Öğrettiği empati, yani olaya başkasının gözüyle bakabilmek sayesinde türkler artık geçmişe bakıyor ve 1915 rezaletinin vahşetini öğreniyor, sadece 1915'e takılmayan ermeniler artık ileriye de bakıyor. bunun son örneği olarak, sydney'den gakavian bizim "ermenilerden Özür" kampanyasının bir paralelini inşa ediyor. ve bizim yaşadıklarımızı yaşamak zorunda kalarak dimdik yürüyor.
ama buraya kolayına gelmedik. İki taraf arasında bıçak vardı. türklerin bu konuda zır cahil olduğu, ermenilerin de "türklerle konuşulmaz!" dediği bir zamanda biri türkiyeli türk (müge göçek) diğeri amerikalı ermeni (ron suny) iki üniversite hocası 2000'de tartışma grubu wats'ı kurdular (sonra onlara prof. libaridian katıldı).

nihayet, diyalog
Çok ürkek başladı. kıyamet kopmayınca gelişti; bugün 600 üyeli. Önce havanda su dövüldü. Çünkü ilk duyuşta çok saçma gibi gelen ama fevkalade doğru bir söz var: "yalnızca aynı fikirde olanlar tartışabilir". aynı şeyi farklı biçimde öğrenmişler neyin nesini tartışacak? nitekim, en azından başlangıçta, iki taraf aynı şeyi çok farklı biliyordu. Öğrendiği zaman da, insan doğasının gereğini yerine getiriyordu: otomatik ret. ama zamanla ve mecburen şu üç şey oluşmaya başladı:
1) karşılıklı olarak, bilmedikleri olayları ve yorumları duydular. Örneğin türkler 1915 rezaletinin korkunçluğunu, ermeniler de komitacıların ve asala'nın verdiği acıları. bu önce tepki yarattı, sonra bağnazlıkları törpüledi.
2) karşılıklı olarak, birbirlerinin psikolojisini ve bunun kökenlerini öğrendiler. bu da çatışmayı yumuşattı. ermeni tarafının neler öğrendiğini anlatmak ermenilere düşer ve yakında anlatacaklardır ama ben sadece şu kadarıyla söyleyeyim: türklerin bu meseleyi ya hakikaten bilmediklerini veya "ermeniler bizi öldürdü" biçiminde "öğrendiklerini" gördüler. bunun içindir ki taşnak organı the armenian weekly benimle uzun bir mülakat yayınladığında, sakallı celal'in konuşmada geçen meşhur sözünü başlığa çekti: "bu kadarı ancak tahsille mümkündür".
mesela kendi öğrendiklerimi özetleyeyim: ermeni psikolojisi 1915'i jenosit olarak anmaya çok büyük önem veriyor ve başka bir terim kullanmayı reddediyor (nitekim bizim Özür'e radikaller en çok "büyük felaket" terimini kullandığımız için saldırdılar). Çünkü türkleri acıtmak isteyen bir hınç içinde.
bu hıncın sebepleri anlaşılmayacak şeyler değil: a) 1915’te ölen/öldürülen sayısı korkunç; b)anadolu’nun başlıca uygarlık öğesi olan ermenilerin bu topraklardan kökü kazındı (o kadar kazındı ki, "başlıca uygarlık öğesi" sözünü duyunca iyi niyetli türkler bile çok şaşırıyor); c)cumhuriyet bütün bunların üstünü sıkıca örttü. ermenileri en çok da bu, yani inkâr tahrik ediyor çünkü ölüyü gömmeyi ve yasını tutmayı engelliyor (zaten bizim Özür'ümüz, jenosit'i kullanmadığı halde bunun içindir ki derine işledi).
3) karşılıklı olarak, her iki tarafın da yekpare olmadığının farkına vardılar. bu da çatışmayı sulandırdı. mesela ben şahsen "diaspora"yı bütün olarak sert diye algılıyordum. meğer onun da içinde ne farklı eğilimler varmış. yekpare sanmamızın sebebi, bir tek radikallerin sesinin çıkması imiş. wats’daki diyalog empatiyi inşa edince, özellikle son bir-iki yılda ermenilerden alabildiğine farklı sesler gelmeye başladı.
diğer yandan ermeniler de kendi acılarını tamamen anlayan türkleri görerek rahatladılar. tabii bu arada şahsi tanışmalar da oldu; elin ele, gözün göze, kadehin kadehe değmesi düşmanları dostlara dönüştürdü.

hrant'ın ölümü milat oldu
böyle bir temel var ama, her şey hrant'ın ölümünden doğdu (hey gidi baba diyalektik!). tabutun arkasından yüz bin türkiyeli "hepimiz hrant'ız, hepimiz ermeni” diye yürüyünce empatiden o zamana kadar pek nasibini almamış iki taraf da şoka girdi.
türk yargısı onun diasporaya yönelttiği "kirli kan" eleştirisini türklüğe hakaret sayıp 6 ay hapsi bastırınca, arkasından da böyle bir "vatan haini"ni katletmek milli görev olunca, türkiye'de uyanmayan da uyandı. ermenilerden ise o güne kadar hrant'a "millet haini" diye karşı çıkan, mesela osman köker'in kartpostal sergisi 2006'da köln'de sergilenecekken "o hain gelmesin!"diyenler bile onu "Şehidimiz" diye yüceltmeye başladılar. arkası, kartopunun çığlaşması sürecidir:
katlin ilk yıldönümü 19 ocak 2008’de paris'te biri ermeni (hos) diğeri türk (Şimdi) iki dernek anma düzenlediler. fethiye Çetin'i, agos'tan aris nalcı'yı ve beni konuşturdular. İki millet gelip yan yana dinledi. arkasından, mayıs 08'de ünlü fransız yönetmen serge avedikian'ın hrant'a adadığı aynı sudan İçtik filmi geldi. arkasından, temmuz 08'de armenian weekly'de sözünü ettiğim mülakat yayınlandı. arkasından ekim 08'de fransız entelektüellerinin "blois Çağrısı" çıktı: "siyasal otoriteler tarihe karışmasın!". arkasından, ermeni soykırımını tanımamayı cezalandıran yasanın fransız senatosu'ndan geçmeyeceği ve dolayısıyla yasalaşmayacağı anlaşıldı (parlamento temmuz 2001’de 1915'i soykırım ilan etmiş ve millet meclisi de ekim 2006'da ermeni soykırımını reddetmeyi 6 ay hapis ve 45 bin avroya bağlayan tasarıyı kabul etmişti).
15 aralık 08: türkiye’de "ermenilerden Özür" kampanyası başladı. amacımız çok açıktı: vicdanımızın emrettiğini yapmak ve olayı tartıştırmak. tartıştırma, allah kendilerinden gani gani razı olsun, ermeni adını duymak bile istemeyen ulusalcıların protestoları sayesinde muazzam bir başarıya ulaştı (aynı şey azınlık raporu’nda da olmuştu, bin şükür).
diğer yandan, bu sayede türkiye halkının yazar olduğunu, ama okur olmadığını da öğrendik. birinci tekil şahısta yazdığımız halde "türk halkı adına özür dileyemezsiniz!" dediler. “büyük felaket” yazdığımız halde “soykırım diyemezsiniz!” dediler. hey yarabbim!
tabii, insanların bu kadar süflî protesto metinleri üretebileceğini görmek can sıkıcıydı; mesela beni en sert protesto edenlerden birine önceden iznini alarak üç adet küfür e-postası örneği yolladım, dürüst biriydi ki "sonuna kadar okuyamadım" diye cevap verdi ve bir daha aramadı.
diğer yandan, 30 bine yakın katılım türkiye’de empati mayasının tuttuğunu gösteriyordu.
kampanyanın bir de yan ürünü oldu: yurtdışında da sıkı bir tartışma başladı. (kıbrıs'ta rum ve türk ortak özür kampanyasını ve rum profesörün 23 türk’ün öldürüldüğünü açıklamasını geçiyorum). geçen hafta ayrıntısıyla yazdıklarımı listelersem: jean kehayan'ın 5 ocak libération'daki “türk kardeşlerime mektup'u, 19 ocak'ta fransa ermenilerinin "merci”bildirisi, glendale-kaliforniya'dan patrick azadian'ın "hepimiz hrant değiliz"i. ve son olarak sydney-avustralya'dan armen gakavian'ın "türklerden Özür" taslağı.

Şimdi iğneli fıçı nöbeti ve onuru gakavian'da
onunki de aynen bizimkine benzedi. derhal wats'da saldırılar başladı: birinci tekil şahıs yazdığı halde "kendi adına konuş. ermenileri temsil edemezsin!" dendi. birisi: "asala onlarla işbirliği yaptığını söylemişti; kürtler ve solcu türklerden de imza toplayacak mısın?" diye (herhalde kendine çok anlamlı gelen) bir soru sordu. "bu gibi metinler türk devletinin işine yarayabilir, inkârı daha sertleştirebilir!" dendi. "sana bunu türkler mi yazdırdı?" dendi ve hatta olayı radikal'e benim manşet yaptırdığım yazıldı (ben neymişim yahu!).
aslında radikal, benim radikal İki'de aynı gün (1 Şubat) verdiğim haberi tırnak içine alıp metni görmüş gibi davranarak gakavian'a pek iyilik etmedi ya, neyse. o gece (28 ocak) sydney'le sabaha karşı üç kere e-mailleştim. yazımı üç kere değiştirdim. gakavian taslağın henüz açıklanmasını istemeyince sadece mealen verdim ve "şu andaki haliyle" kaydını ekledim. Üstelik "gakavian, prof. papazian'ın önceki metninden de yararlanarak yazdı" diyorum, "kampanyanın önemli isimlerinden papazian da gakavian'ı destekliyor" deniyor ve tabii papazian ürkütülüyor.
neyse, sadede gelelim. Örgütler de sonunda devreye sokuldu. avrupa ermeni federasyonu "türk inkârını uzatmayı amaçlayan bir kampanyayı destekliyorsun!" dedi. panarmenian.net'de taşnak sözcüsü bir kişinin fikrinin bütün cemaate mal edilemeyeceğini duyurdu.
be kardeşim, bu aynen geçen ay gördüğümüz korku filmi yahu! sadece, açık küfür ve tehdit yok; şahsi postasını bilemeyiz tabii.
ama hiç dert değil. artık iki taraf için de cin şişeden çıktı. bugün gakavian olmasa yarın başka gakavianlar olacak. düşmanlığı sürdürmeyi vatana hizmet sayanlar, karşılıklı "vatan hainleri"sayesinde artık empati yapmayı öğreniyorlar. zaten, son iki gün destek mesajları başladı.
empati denilen şey türklere, ermenilere, başkalarına, insanlığa hayırlı olsun!

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=920692&Date=11.02.2009&CategoryID=42
18. bir daha ermeniler`e böyle acılar yaşatmayacağım!!!Özür diliyorum...
19. (bkz: turklerle ciddi problemleri olan yazarlar)
20. asala'dan özür kampanyasına ölüm tehdidi
aa

ermeni terör örgütü asala, "türk halkından özür dileme kampanyası yürütmeye hazırlanan" avustralya'daki macqurie Üniversitesi öğretim üyesi ve türk-ermeni diyalog grubu eş başkanı armen gakavyan'ı ölümle tehdit etti.

ermenistan'ın "azg" gazetesinde yer alan habere göre, asala'ya bağlı "ararat yemini" adlı dernek tarafından yapılan açıklamada, asala'nın eylemlerinden ötürü türk halkından özür dilenmesi yönünde girişimde bulunmaya hazırlanan gakavyan'ın bu adımından vazgeçmesi, 1915 olaylarının mağdurlarından özür dilemesi ve kendisini bu adımı atmaya yönelten kişilerin kimliğini açıklaması durumunda hayatının bağışlanacağı belirtildi.

bununla birlikte haberde, gakavyan'ın geçen günlerde ermeni basın-yayın organlarına gönderdiği açıklamasında, görüşlerinin çarpıtıldığını, gerek ermeni halkı, gerek arkadaşları adına herhangi bir özür dilemediğini bildirdiği kaydedildi.

türk medyasında çıkan haberlerde, "gakavyan'ın, ermeni çetecilerin 1900'lerin başlarında işledikleri cinayetlerden ve asala'nın eylemlerinden ötürü türk halkından özür dilenmesini öngören bir kampanya başlatmaya hazırlandığı" bildirilmişti.

http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&ArticleID=1058963&Date=12.02.2009&b=ASALAdan%20ozur%20kampanyasina%20olum%20tehdidi

edit: sen pisleyeceksin diye yazmayacak degiliz.
21. #1400351 tabı efendım boyle bır haberi elbet kaçırmamanızı beklerdik, nitekim kaçırmamışsınızda tebrik ediyoruz. burda sanırım anlatılamak istenen "bakın ermeniler özürdilemiyor"un haleti- ruhiyes'i. Öncelikle bu ülkede özür dileyen insanlar her hangi bir karşılık bekleyerek özür dilemedi, ancak ermeni aydınlarıda bu güzelim davransın karşılığını desteksiz bırkmak istemediler ve önce "teşekkürediyoruz" yanıtı geldi , ardından özürdiliyoruz metni'nin hazırlığı... ancak gel gorki ermeni diasporasının faşizmide boş durmuyor, burdakilerin boş durmadığı gibi (tanıdık geldimi bilemiyorum) hani burda döktüklerinizi tek tek bkz şeklinde göstermeme gerek yok sanırım , zaten bir işede pek yaramıyor , bu saatten sonrada hakikaten zor...?! beklemiyoruz da ... ama gel görki baskın hocanın beklediği bişiymiş okuduğumuz kadarıyla , okumaktan muhaf tuttuğumuz için sizede problem yok, alınmayın ...

ama bi ihtimal diyip ben bi deniyim baskın hocanın ağzından... gerçi kendisi için (bkz: turklerle ciddi problemleri olan yazarlar) şöyle bir ilave yapmıstınız bir vakit bi yerlere ki , ben gereçkten bu başlığın altına girilen entry'lerin okunması taraftarıyım, hakikaten bir çoğunun altına imzamı seveseve atabilirim, öylesi yani. aslında birazda bundan okumadan yana problemli olduğunuzu düşünüyorum işte, çok afınıza sığınarak , yoksa böylesi bir başlığı alıpta benim göz hizama mümkün değil koymamanız gerekir, yani olası değil, arasam bulamazdım teşekkür ediyorum valla...

neyse efendim baskın hocaya dönelim...
*
Şimdi iğneli fıçı nöbeti ve onuru gakavian'da
onunki de aynen bizimkine benzedi. derhal wats'da saldırılar başladı: birinci tekil şahıs yazdığı halde "kendi adına konuş. ermenileri temsil edemezsin!" dendi. birisi: "asala onlarla işbirliği yaptığını söylemişti; kürtler ve solcu türklerden de imza toplayacak mısın?" diye (herhalde kendine çok anlamlı gelen) bir soru sordu. "bu gibi metinler türk devletinin işine yarayabilir, inkârı daha sertleştirebilir!" dendi. "sana bunu türkler mi yazdırdı?" dendi ve hatta olayı radikal'e benim manşet yaptırdığım yazıldı (ben neymişim yahu!).
aslında radikal, benim radikal İki'de aynı gün (1 Şubat) verdiğim haberi tırnak içine alıp metni görmüş gibi davranarak gakavian'a pek iyilik etmedi ya, neyse. o gece (28 ocak) sydney'le sabaha karşı üç kere e-mailleştim. yazımı üç kere değiştirdim. gakavian taslağın henüz açıklanmasını istemeyince sadece mealen verdim ve "şu andaki haliyle" kaydını ekledim. Üstelik "gakavian, prof. papazian'ın önceki metninden de yararlanarak yazdı" diyorum, "kampanyanın önemli isimlerinden papazian da gakavian'ı destekliyor" deniyor ve tabii papazian ürkütülüyor.
neyse, sadede gelelim. Örgütler de sonunda devreye sokuldu. avrupa ermeni federasyonu "türk inkârını uzatmayı amaçlayan bir kampanyayı destekliyorsun!" dedi. panarmenian.net'de taşnak sözcüsü bir kişinin fikrinin bütün cemaate mal edilemeyeceğini duyurdu.
be kardeşim, bu aynen geçen ay gördüğümüz korku filmi yahu! sadece, açık küfür ve tehdit yok; şahsi postasını bilemeyiz tabii.
*

bunun dışında haber henüz teyid edilmediğini düşünerek, gakavian'ın bu konuda henüz nasıl bir karar verdiği , yahut bir açıklama yapıp yapmadığını bilemiyoruz. keza yapmış yahut yapmamış olsa da tehditi eden unsur her kimse teşhir etmek , kınamak ve gakavian'ı bu metin konsunda teşvik etmek çok daha makbul bir harekettir. ama niyet kötü olunca yapıcak bişiy yok tabi. bununla birlikte gakavian'ın gereçkten korktuğunu varsayıp bu işten vaz geçtiğini varsaysak bile ok bi kere yaydan çıkmıstır efendim. yani şöyle soyliyelim beyhudedır bu muhabetler. dolayısıyla kına yakmak için erkendir efendim, erken olduğu gibi makbulda değildir.

nitekim baskın hoca da bunu söylemekte

"iki taraf için de cin şişeden çıktı. bugün gakavian olmasa yarın başka gakavianlar olacak. düşmanlığı sürdürmeyi vatana hizmet sayanlar, karşılıklı "vatan hainleri" sayesinde artık empati yapmayı öğreniyorlar. zaten, son iki gün destek mesajları başladı.
empati denilen şey türklere, ermenilere, başkalarına, insanlığa hayırlı olsun"

bilmem anlatabildimi.

not olsun: "umarım ben şöyle bir ilştirdim yorum sizin gibi bi safdilliliğe soyunmazsın"
22. evet, kacirmamak lazim neler oldugunu. gormek lazim. diasporaci gibi bakmamak lazim.
tamam lan! bir kere olsun bakicam! ver basliklari diyorsaniz vakit ayirin, okuyun.
(bkz: 1915)
(bkz: tehcir)
(bkz: ermeni kronolojisi)
(bkz: ermeni meselesi)
(bkz: asala) v.s.#1172016 numarali entry de hep ornek verilesi tiptendir.
23. bir özür kampanyası bu kadar huzur bozuyorsa, demek ki bu devletin ideolojisine kapılmış küçük brjuva bilincin de ne kadar korkak olduğunun açık kanıtıdır. "hepimiz ermeniyiz" soganının yarattığı, o türk gericiliğinin damarına basan ünlü söylem nasıl gerici, faşist bir havaya büründürdü bütün ülkeyi. Özür kampanyası "hrant dink'in cenaze törenine katılan 10 binlerin ve sloganlarının, biraz daha eyleme dökülmüşhaidir. ve daha ilerisi için egemenler tırım tırım tırsmaktadır.
...
Özür kampanyası, taraftar buldukça, 5 haneli rakamlara ulaşan bir kalabalığa ulaşınca daha dda fazla rahatsız eder oldu. "Özür dilemiyoruz" kampanyaları, "ermenicilere" karşı listeler oluştrma, açık faşist bir kışkırtmadır. eğer bu süreç bir kaç bireyin kişisel eyleminden ibaret olsaydı, tehditler daha gizli ve net lurdu. ancak kitleselleştikçe, çaresiz kalınmaktadır. Üstelik bu sadece internetteki bir imza kampanyasıdır. ne tam bir örgütlülük mevcuttur, ne de bir ortak eylem planı söz konusudur. bu halk ve duyarlı aydınları, sanıldığı kadar homojen ve itaatkâr değildir aslında. en küçük bir çatlaktan muhalefet sızmaktadır, ve muhalefetin kokusu türkçüleri, gericileri, devletçileri iyice kıllandırmaktadır.
...
(gbkz: ermeni soykırımı ile ilgili tartışmalara da zemin hazırlayan birkonu başlığıdır burası. hakeza inkârcıların nedense hepsinde aynı ortak karakteri görüyoruz bu konuda: "akademisyencilik" ve "belge fetişizmi". tarih profesörü olmuş her zatın, bu devletin üniversitelerinde, devletin ideolojisini ölümüne savuması bildik bir olaydır. ancak sanki tarihsel bilgiler, başında "akademik" sıfatı olmayınca bilgi olmaktan çıkıyormuş gibi bir eda takınılır. Öte yandan bu "akademisyencilik", kuru bir "belge fetişizmi" ile desteklenince alın size "tarih!".
...
murat bardakçı'nın belgeleri sıra sıra koyup olguları "gerçek" olarak vermesi, bize tarihi anlatmaz. belgeler olguları destekleyicidir. devletin resmi belgeleri değildir sadece tarihsel belge denilen şey. Çünkü devlet belgeleri arşivlerinde hiç bir zaman tamamen ortaya dkülmez, ve bu belgelerin araştırılması da her tarihçiye verilmez. Örneğin erdoğan'ın atıp tutmasına rağmen yıllar önce ermeni araştırmacılara açılmamıştı arşivler. ki o arşivleri 80 darbesinden sonra düzenleyenler ise tarihle ilgisi olmayan iki subaydır. dahası "erkan-ı harbiye" yani osmanlı genelkurmayının arşivleri kapalıdır herkese. kısacası, türk tarih tezi inandırıcı olmaktan ziyade, aldatıcı ve veri tahriatını en çok uygulayan taraftır bu konuda. ayrıca da her inkârcının da "ermenisorunu.gen.tr"'yi kaynak göstermesi de gülünç olmaya başlamıştır. biraz da bu gen.tr'ye verilen net yanıtları ve tahrifatı açık şekilde ortaya koyan diğer kaynaklara da gözatılsa fena olmazdı.
24. math'in, ilgili kazilarin yapildigi, ilgili olaylarin yasandigi, ilgili ilgililerin katildigi bir tur ayarlamasi sonrasinda, akademisyenlik ve belge fetisizmi diye bahsi gecen seyi cigerlerimize cektigimiz oksijende alacagimizi dusunduruyor bu baslik.

her defasinda bir yasanmisligi inkar edildigi hezeyanina kapilan insanlar var ne yazik ki.
oysa inkar baska, butun durumlara sebebiyet veren alt yapi baska seylerdir. sanirim benim "akademik" ve "belge" kaynakli yazdiklarim degerli yazarlarimizi rahatsiz etmis olacak ki, ozellikle atifta bulunulmus bu iki temaya.

konusunda arastirmaci ve bu konunun (tarihin) egitimini almis insanlarin isin icine karismamasi ve dolayisi ile, akademisyen yerine siyasetcilerin ugrasmasi mi gerekiyor?
belge yerine siyaset kursulerinden soylemlerde bulunmak mi gerekiyor?
dayanagi olmayan, ucu bucagi gorunmeyen soylemleri, arastirilmamis, belgelenmemis, temeli olmayan yorumlari gercek olarak kabul ediyor olmak mi bizleri rahatlatacak olan hadise?

iste burasi biraz muglak gibi. beni ve 70 milyonu aydinlatirsaniz sevinirim.#1172016 / bunun belgesi oldugunda rahatsizligimiz akademisyen dusunceli belgecilik mi?
bunu yazmak mi bizim rahatsizligimiz?
yoksa okumak mi?
25. hakikaten çok tebrik ediyorum ,aynı şeyleri, bıkmadan pişirip pişirip önümüze koymaktan yana ısrarınızı . efendim tek kaynak eldeki o güzelim copy past yaptıklarınız falan olduğunumu sanmaktasınız gerçekten ki bu kadar can siperane sarılıyorsunuz. hani bir parça değeri olsa eyvallah diycem. biz rahatsız olmuyoruz efendim koyabilirsiniz. ama dedim ya kimiz yusuf halaçoğlu okur kimimiz v. dadrian okur , tamer ahçam okur, halil berktay okur , yves ternon okur , ayşe hür okur sunu bunu okur... ama devet eliyle ortaya atılan bir adama akdemik derseniz bilimsel derseniz ona itirazımız olur, zira inandırıcılığınız olmaz , keza çok bi korkumuz yoksa devlet erkanı olarak arşivler açılır bakılır edilır ama her ne hıkmetse açmıyoruz açamıyoruz... sizin kaynak olarak koyduklarınız binlerce karşılığı ermeni tarafında da var. ve bunlar, yine tekrarlıyorum batılı tarihçilerce çoktan kabul görmüştür , bu tartışılan edilen bir şey değildir. batılı akademisyenleri bir veri olarak koyarım zira nesnel bir gelenekleri vardır. bağımıszıdırlar , devlet eliyle palazlandırılmamışlardır, yusuf halaç oğlu gibi ortaya sürülmemişlerdir, keza bu arkadaşımızın ortaya çıktığı zaman bakarsak ermeni soykırımın sadece bir propangandayla kabul görüldüğüne dair inançla ortaya çıkmıstır, yani biz daha iyi propaganda yaparsak bizim dedğimiz kabul görür gibi muhteşem bir zekanın ürünüdür. hani kim uzağa tükürse kıvamı , dolayısıyla tarihi böyle algılayan bir milletin evlatları olarak bu yolla birilerini ikna etmeniz hakikaten güçtür . ayrıca o kadar ikna etmek istiyorduysa ara sarafyan butun diasporayıda karsına alıp yusuf beyin ayağına kadar geldi, ne varki yusuf bey pek oralı olmadı her ne hıkmetse...?!

keza yine korkumuz bunları buraya copy past yapmanız değildir , efendim oturup ermeniler asıl 500 bin muslumanı öldürdü asıl onlar özürdilesin falan filan demek gülmemizeden başka bi halta yolacmaz... probelem daha çok bunu kaynak olarak tanımayısımız ve sızın elınızde başka bı halt olmayısı ile ilgilidir. sizdeki hazımsızlığın nedeni budur. ama çok merak ediyorsanız gidersiniz sizin için karşı taraf ne demiş ona bakarsınız . adresileri guzel guzel yazdım.

ama sunu söylıyım bu mevzu her seyden önce etik gerektirir, kaynaktan ziyade önce ahlak ister yani , önce onu bi halledin ondan sonra koyduğunuz kaynakları bi daha tartın, bakalım ne kadar kaynak, ne kadar değil.

ha son olarak benim disprora milliyetcisiyle hiç bir ortak yanım yoktur , ama sizin ve sizin gibilerin o kadar ortak yönü vardır ki şaşar kalırısınız.
»
Alakalı olabilir!
- ozurdiliyoruz
- ozur dileniyoruz
- ozur dilemiyoruz
- ozurdiliyoruz balili
- ozur dilerim

nedir.Net