the dreamers
1. geçen hafta gittiğim ve çok beğendiğim film.cinsellik ağırlıkta ama size hiç abartı gelmio. 2 kardeş ve amerikalı bi gencin 68 yılında fransa da geçirdiği bi ay ve onların deişik ilişkileri anlatılıyor.
2. neyi ön plana çıkarmaya çalıştığını anlayamadığınız bir film. isabelle'in rol yaparak anlattığı filmi bilemeyen kardeşine "geç önümüzde 31 çek" demesi bi yana, sosyalizm nidalarıyla sokaklara dökülen fransız gençliği bi yana, sinema tutkusunun işlenmeye çalışıldığı sahneler bi yana, böyle dağınık bir şey işte..
3. cinselligin izlerken normal geldigi, müziklern muhtesem oldugu, 68fransasında gecen izlenesi bi film..ama konusu bakımından biraz fazla dagınık..
4. filmin sonunda, üç genç arkadışımız giyinik dolaşmaya başladığında kendime "noluyoruz yaaaa" diye sormama sebep olan ilginç ve güzel film. vizyona girdiğinde o meşhur kanlı öpüşme sahnesinin makaslanmış olduğunu duydum, üzüldüm * *
5. (bkz: the dreamers soundtrack)
6. tam olarak neden çekildiğini anlayamadığım anlayamadığım film, gittim gördüm beğenmedim, valla hiç bir şeye benzemiyor. iyiy bir sinema eleştirmeninin yorumlarına ve açıklamasına ihtiyacım var bu filmi anlamam için. soft porno desen değil ... ama harbi bazen çok salak sehneler var yani.
7. İçindeki film göndermeleri izlenmeden yeterince anlayamayacak intertextual ve ölümüne alegorik; 68'e de oldukça ağır suçlamalar getiren film *
8. louvre da kosma sahnesinde bande a part a new york herald tribune sahnesinde yine godard in a bout de souffle una gonderme yapilmistir.
9. hemen her filmin kaçınılmazı olan mitolojik göndermeler arasından hermaphrodite'i temel almış film. elbet bununla kalamamış*, havada ses hızında uçuşan sloganlar prizmasına dönmüş, anlaşıldıramamış* film.
10. film gilbert adair'in holly innocents isimli kitabından uyarlamadır. 68'de paris'teki eylemlerin devam ettiği sırada fransız cinematheque'in kapatılmasının doğurduğu öfkenin sokaklara taşmasını, şiddetin ön plana geçivermesini çok da güzel anlatabilmiş bir film. sokakta ses her geçen gün yükselirken üç adet sinema hastası gencin bu olayların zihinsel olarak tam merkezinde yer almalarına rağmen kendilerini eve kapatarak herşeyden soyutlamaları bence çok iyi düşünülmüş, finali daha da çarpıcı kılmış bir noktadır. sansürle epeyce haşır neşir bir yapım olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
11. sevmenin bin türlüsü var dedirten ve esasen içinde ensentin olmadığı filmdir *. filmde dikkat edilmesi gereken nokta, ikizlerin birbirlerine marazi yaklaşımıdır. onlar birbirlerini tek bir insan gibi görmektedirler. ve bu nedenle de birbirlerinden gizli saklıları yoktur. filmde matthew İsabelle'e "hiç içine girmedi değil mi?" diye sorar... İsabelle'in yanıtı filmin en çarpıcı sözüdür kanımca "o zaten hep içimde"
12. filmdeki aynaların, özellikle küvetteki üç aynanın, kullanımıyla beni kendine hayran bırakmış filmdir. her karesinde sayfalarca altmetini bulundurması bu filmin anlamını sözlüklere, anlamlara, sayfalara zor sığdırılır hale getirmektedir. *
13. "chaplin mi, keaton mı?" yı tartışan fransa'nın 68'li yıllardaki gençliğini konu alan ,müzikleriyle içinizi kıpırdatan film...
14. what film? oyunu ve cezası bır yana, kızkardeşinin bekaretini kaybettiği sırada yagda yumurta yapması bir yana, siyam ikizleri olması bir yana, küvet içinde üçlü ot içme,tartışma,regl kanı diğer yana ve daha bir sürü şey ..dışardekiler içeriyi anlamaz..sogukkanlı ebeveynler.. konformizmin yedi ceddine dıkşın dıkşın diyor film. süper.
15. evet kabul edileki çoğu insanın rüyasına fark atmıştır film.*
16. gondermele dolup tasmıs olan, en guzel gondermesı ıse godard ın muze de kosan 3 kısıne olan muzzam bır fılm. bır bırlerıne hıslerını dusuncelerını dokunarak fılm sahnelerıyle anlatan gencler konu alınmıs muzıkalın fılmlısı denebılır*. gerceklıkten sanalıga ve sınemasal bır gerceklıge kacıs 2 kardes arasında oldukca net bır sekılde gorulmekte, her seyı net bır sekılde algılamaya calısan daha gercekcı* karakterımız kapıtalıst ulkenın bagrından kopmus amerıkalı arkadasımız mıcheal pıtt ıse hayatta kı olayları gormezden gelemeden hayatına devam eder bertoluccı nın bu yasına gelmıs fakat hala onun bıle bu konu da kendı gerceklıgının secememıs ya da yaratamımıs oldugunu ve belkı de hala neden fılm cektıgını belırtıgını acıklayan bır noktadır ayrıcana.


edit: dvd si turkiye de bulunmamaktadır, bulunsada bulunamamaktadır, sadece kopyası mevcuttur. *
17. jake gyllenhaal'ın aşırı çıplaklık sahneleri yüzünden oynamayı reddettiği filmdir ayrıca. * *
18. çok iyi bir bertolucci filmidir.isabelle in josef von sternberg in sarışın venüs ü görüntüsünde karşımızda belirdiği sahne unutulur gibi değildir,akabinde theo ya verdiği ceza da..bir de louvre u en kısa sürede gezme rekoruna göz diktikleri sahne tabii ** * ...ama bomba bence finalde patlıyor;* çok etkileyici bir sahneydi fonda edith piafla birlikte: ' non,je ne regrette rien!' 'hiçbir şey,ama hiçbir şey için pişman değilim!' *
19. (bkz: eva green)
20. müstehcen sahneler içerse de verdiği mesajla ve sürükleyiviyle ve tabii ki oyuncularıyla* güzel bir bernardo bertolucci filmi.ayrıca sinema kültürü ve sevgisi de aşılamaktadır bir açıdan.
21. (bkz: dreamer)
22. 1968'de fransa'daki öğrenci ayaklanmaları sırasında geçen üçlü bir ilişkiyi anlatan, film tarihinden pek güzel alıntılar yapan ve film tarihine ve siyasi olaylara pek güzel göndermeler yapan film. mesela matthew'un kapatılan sinema'ya, yasaklanan filmlere tepkisini dile getirirken kurduğu şu cümlesiyle: "it makes films like crimes, and directors like criminals."
ayrıca fotoğraf gibi sahnelerle göz zevkindeki tatmini maksimuım düzeyde tutan bir film. kız erkek ilişkilerindeki tutku ve takıntı arasındaki ince çizgiyi hatta bazı bazı iki duygunun ayrılmaz ikili oluşunu da muazzam bir şekilde göstermiştir bernardo bertolucci. filmde ensestlik aramak yersizdir, çünkü bir içim su olan isabelle ile theo arasındaki aşk değil tutkudur, kıskançlıktır, sahiplenmedir, ayrılamamazlıktır. aralarındaki oyunlara ** matthew'u de alet etmişlerdir. amaçsız matthew buna alet olmak istemiştir çünkü. ayrıca bu kadar filmlerle, filmlerde yaşayan theo ve isabelle'in filmlerden repliklerle ve sahnelerle birbirlerine "bu hangi film?" diye sorması ve sorulara yanlış yanıt verilmesi sonucu birbirlerine ceza vermesi * az da olsa jeux d enfants'daki sophie ve julien'in o küçük teneke kutuyla oynadıkları oyuna benzemektedir.

spoiler
filmde theo karakterini canlandıran louis garrel bu filmden önce bernardo bertolucci'ye "her zaman bir polise molotof kokteyli atmak istemişimdir" demiştir ve filmin sonunda theo polislere molotof kokteyli atmaktadır. bernardo bertolucci, louis garrel'e bu hazzı bir nebze de olsa yaşatmıştır kısacası.
kaynak: uwa *
spoiler
23. adı türkçe'ye son derece gereksiz ve anlamsız şekilde "düşler, tutkular ve suçlar" olarak çevrilmiş film. isim verirken yargılamak denir buna ancak.

bir başka türkçe'ye çevrilirken sapıtılan film ismi için: (bkz: eternal sunshine of the spotless mind)
Alakalı olabilir!
- the dream
- the dears
- the reaper
- the real me
- the reader

nedir.Net