turgut uyar »
1. ankara'da dogdu. bursa askeri lisesi'ni bitirdikten sonra, yuksek
ogrenimini askeri memurlar okulu'nda tamamladi. anadolu'nun cesitli
yorelerinde subay olarak calisti. ordu'dan ayrildi, sivil gorevler
aldi. emekliye ayrilinca isanbul'a yerlesti.

siir kitaplari:
arz-i hal (1949), turkiyem (1952), dunyanin en guzel arabistani (1959),
tutunler islak (1962), her pazartesi (1968), divan (1970), toplandilar
(1974), kayayi delen zincir (1981), buyuk saat (butun siirleri, 1984).

(bkz: aclik cogunluktadir)
2. (bkz: turgut özal)
3. "sizin alınız al
inandım
sizin morunuz mor
inandım
tanrınız büyük amenna
şiiriniz adamakıllı şiir
...
ama sizin adınız ne?
benim dengemi bozmayınız.." diyen değer sahibi yazan kişi..
bana sorsanız turgut.. "uyar"...
4. ' Şiirin "büyük saati" turgut uyar'ı 22 ağustos 1983 tarihinde, yani 19 yıl önce bugün kaybettik. "acıyor" şiirinde söylediği gibi ömrü boyunca yakasını bırakmayan "dikey ve yatay mutsuzluğundan" sıcak bir yaz gününde kurtulabildi.

turgut uyar 1927 ankara doğumlu. askeri okulda okudu. "asker okullarında hiç mutlu olmadım. zaten mutlu olan çocuk da yoktur" der bu dönem için. okul bitikten sonra kura usulü tayinle posof'ta personel subayıdır. kendi deyimiyle "silahsız bir asker"dir. bu dönemde yazdığı şiirine verdiği bir ad gibi "yokuş yolda"dır. bu yol da durmadan kanar;

"güllerin bedeninden dikenleri teker teker kopartırsan

dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar.

dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filan sanırsan

kürdistan'da muş-tatvan yolunda bir yer kanarÊ

eşkıyalar kanar, kötü donanımlı askerler kanar.

el ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen

benim içimde beklemiş çok eski bir yer kanar."

bir süre sonra askerlikten ayrılır, sırmaların ve apoletlerin yükünden kurtulmuştur.

bazı şiirlerde yanıtlarını buluruz izinden gittiğimiz sorunların, içimizdeki sislerin dağıldığını hissederiz. bazı şiirlerde ise yanıtı zor sorularda karşılaşırız. turgut uyar bir şiirinde "şimdi tarihte saat kaç?" diye sorar; tarih ve zamana, insanın zaman ve tarihle olan ilişkisine ve geçmişine ilişkin temel bir sorudur bu. Çünkü vakit dardır ve "bizim tasalarımızın eskidir tarihçesi..." soru önemlidir ve süreklidir. bu yüzden sık sık yinelenir şiirlerde ve yaşamda. Çünkü şair zamanın o dar vadisinde "kuru güller gibi sessiz ve ince" halini dile getirirken soru aklımızı kurcalamaya devam edecek. "saat kaç h‰l‰ bilmem, ben güneş saati kullanıyorum."

Şairanelik yüz bulmaz turgut uyar'dan. şiirsellik önemlidir onun için yaşamın her karesinde şiirsellik arar. tarihte saat kaç olursa olsun hüzne her zaman yer vardır onun sofrasında.

yaşamda iç içedir şiiri... trajedi, yaşam hengamesi içinde savrulan bireyin trajedisidir. yol çıkmazda biter çoğunlukla, çıkış zordur. ama çıkmazın bilincindedir.

"... ey soyumdan ve aşkımdan yana olan kalbim

her şeyden umut kesilir, her şey kırık sen ufalınca

oysa son provasını yapıyoruz bir büyük destanın

sonsuz bir biçim alacak herkes katılınca."

turgut uyar şiirinin hammaddesi imgedir. onun için "günü dolduğunda ölmeyen şiir çağında da pek yaşamamıştır." Önemli olan insandaki değişmez olanı yakalayabilmektir.

ustalıktan korkar. ona göre sanatçıyı bitiren ustalıktır. o acemilikten yanadır; "efendimiz acemilik. bir başka taş, bir başka daha sonunda bir sürü yarım biçimler bırakacaksınız. belki başkaları sever ve tamamlar. ama her taşa sarılırken gücümüz, aşkımız yenidir, tazedir. her seferinde şevkle çalışacaksınız."

Şiirin en yalın en mutsuz duyarlığıdır turgut uyar. en kalabalık en derinlikli şiirin de adresidir o. slogan atan bir sanat beklentisi olanlara verecek çok şey yoktur. ancak apolitik bir şiir değil, toplumcu damarı olan bir şiirdir onunkisi. cemal süreya bu şiiri büyük bir gövdeye benzetir; "büyük bir gövdedir onun şiiri. kımıldadıkça kendine benzer, gövdeler hazırlar... onu şiirimizin ön sırasında getiren bir başka özellik de görüntü ve kavram kattığı yeni olanaklardır. Çok boyutlu ve gerçeğin asalağı olmayan görüntülerle çalışır."

"bir elinde kadeh

Öbürünü yarasına bastırır."

kendisine ait bir arşivi bile olmayan şair. hiçbir şeyi biriktirmemiş. Şiirinin el yazmalarını saklamamış, rızası olmadan hiç bir şeyin yayımlanmasını istememiş. kırk yıl boyunca şiir yazmış, şiir düşünmüş biri olarak, bunun bir kişilik olduğuna inanan turgut uyar, kişiliğinin yazılanla örtüşmesi noktasında iyi bir örnektir.

enis batur'a göre; uyar diğer şairlerden olduğu kadar içinde bulunduğu "İkinci yeni" akımında da hemen fark edilir. yeri müstesnadır.

gerek söz, gerekse biçim bakımından sürekli değişen şiirinden divan şiirine uzanan geniş bir kültür birikimini değerlendirirken aynı zamanda kendisi olabilen bir şiir geliştirdi. 1949'de "arzıhal" kitabıyla başlayan şiir serüveni, türkiyem (1952), dünyanın en güzel arabistanı (1959), tütünler islak (1962), her pazartesi (1968), divan (1970), toplandılar (1974), kayayı delen İncir (1982), büyük saat (1984) adlı kitaplarıyla devam etti.

Şiirin "büyük saat"i hızla işliyor. Çağı bol olsun. '

http://www.ozgurpolitika.org/2004/08/23/hab46.html

5. itüde bilgisayar mühendisliği bölümünde hocadır aynı zamanda, sanıyorum yukarda bahsi geçen turgut uyar'la bir yakınlığı var.*
gayet iyi bir hocadır, mümkünse verdiği tüm derslerin, hiç değilse temel derslerin* kendisinden alınması tavsiye edilir. oldukça disiplinli bir hocadır ama despot değildir. notu kıt, ödevi zor falan değildir, ama yoklama alır. linux delisidir, bölümün belki yarısı sayesinde linux öğrenmiştir. onun dışında eşiyle birlikte hayvansever olduğunu tahmin ediyorum, web sayfası öyle bir izlenim bırakıyor: http://www.ce.itu.edu.tr/Members/uyar/
6. türk şiiriin en umutsuz
en mutsuz
en yalnız şairidir....

yaz günü rüzgardan kuruyan teridir bir çocuğun...
7. ak odada oturur
kapısı penceresinden çok

gözlerinde yıldızlar
serin yerde durur

bir elinde kadeh
öbürünü yarasına bastırır

inşaattan ses gelir
bir şeyi okşar gibidir

uzanıp durmuş mahçup
işığagöçerin şarkısı

dönülmez dizeler içinde
onunkiler gülaçılır

öldüğü gün
hepimizi işten attılar

cemal süreya
8. yolsuz kaldığı zaman insanın başvurduğu bir yoldur kederinden neşe çıkarmak...

var ol şair. maviyi buluyoruz kana kana.
9. "kocaman bir avlunun ortasında durdu durdu
içindeki bomboş avluya bakarak
gökyüzünden arada bir oraya
ölü bir kuş ya düşüyor ya düşmüyordu.

görseydi içinin olmadığını
çekip onca çelenkten bir sap karanfili
koymak ister miydi hiç
bu ikindi vaktinin hırçın vazosuna.

güzleri kullanırdı o kadar sevmese de
dünyayı kullanırdı açıp da penceresini sonsuza
su içse suya benzerdi biraz
konuşsa
üç beş kişi birikirdi bir köşebaşında
yolu düşse de baksa mor- sarı bir akşam kahvesine
ne kadar eşleşirdi van gogh' un bakışlarıyla.

sevgiler gönderirdi nedense utanırdı da bundan
gönderir gönderir geri alırdı bir gücenikliği sonra.

dün müydü, yüzyıllar mı geçti, bilmiyorum ki
bir yaz sonuydu yalnız denizi sıyırıp geçtik
iki tek votka içtik varmadan aşiyan' a
konuşmadık hiç, nedense hiç konuşmadık
az sonra kalkıp gitti o
kalakaldım ben oracıkta
kapadım gözlerimi ardından gene birlikte olduk
-garson! bize iki tek votka daha."

*
10. "yaşadığım çok kötü günler, yaşadığım anlardaki yoğunluğunu yitirdi. yaşadığım iyi günleri de unutmuşum.
sonuç: anlamsız bir ortalama. neden de galiba hep tek başına yaşamaya zorlanmam. toplumsal düzen gereği, mutluluğu tek başına aramam. bin türlü (ve hala süren) hesaplı kargaşadan tek başına çıkabileceğim konusunda şartlandırılmam.

benim için ve benim durumumda olanlar için nerden bakılsa önemli olan sonuçtur. anlık mutluluklar (mutsuzluklar birikir) birikmiyor."

turgut uyar, 1976
11. ".....uyar'ın şiirinde göremediğim şeyler dışında şunu gördüm: başka bir dünya mümkündür ve bunun için şiir elverişli bir ortam sunar. bir sığınak değildir şiir, ama yerine göre gerçek veya gerçekdışı bir dünyadır.

ve turgut uyar'ın şiiri de sonunda suyumuz veya susuzluğumuz olarak kalacak:

"... su. hiç kimse durmazsa her şey yürür, bu aşk demektir / her şey kullanılmazsa dirim bir ihanettir ölüme / ... ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla / ... ey aslan. suya kaptir kendini ellerin sanki yok / bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam"

kimseye ders vermeye gerek duymaksızın akan şeyler onun şiirleri, bu dünyanın yüzünde duran kederli oluş ve raslantısal olduğunu düşündüğümüz ama mukadder olduğu apaçık acı, bunların hepsi şiire kışkırtıyor bizi.

"mutsuzluktan söz etmek istiyorum / dikey ve yatay mutsuzluktan / mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun / sevgim acıyor..."

bizi yalnızca ölüm durdurabilir diye düşünüyorum, ama o bile yaya kalacak. Ölüm kimseyi durduramaz, o yalnızca bir ifade kazandırıyor, hatta belki de asıl büyük 'yaşama kışkırtıcı' odur. Şimdi kaç milyarlık dünyada insanlar kendi yazgılarının yanlışlığı üzerine çok düşünüyorlar; ama yürüyen tek şey de bu yazgıdır, -başka yok. biz allahın unuttuğu bu gezegendeyiz ve tasarladığımız kıyameti nihayet bulduk. onu ektiğimiz yerde bulduk, kutsal kitaplarımızın arasında kurutulmuş bir gecesefası olup duruyor. İşte bize canlı bir kelime daha, "sefa". sadece sefa olmakla kalmayarak gecesefası olmuş bir aylak kavram. bu kelimenin tarihine bakmak için borges'i uyandırsak keşke, -ama onu ancak meşhed'den filan geldiğini uyduracağımız kara bir gül ile kandırabiliriz. ya da o zaten bizim gibi görmediği için, sefa kelimesini duyar duymaz onu kara bir gül bilecektir. ama hala herşey dayanılmaz bir yaşam olarak kalacak.

"artık şaşıyorum gözyaşına / hiç unutamam çünkü pazarcıların / haftanın her günü öteye beriye / öteye beriye gözyaşı taşıdığını..."

1927 ankara doğumlu turgut

bir parantez: ('dünyanın en güzel arabistanı'ndan başka, bizim unutuş dolu hayatlarımızı yazmış bir turgut uyar'ı hatırlayıp bunu yazdım. Şair, çok tuhaf belki, bir nazım zincirine uyuyor: nazım hikmet ran gibi o da bir bakıma paşa çocuğu. veya nazım gerçekten paşa çocuğuydu da, turgut'un babası osmanlı ordusunda haritacı binbaşıdır; ama kurtuluş savaşına katılmamış ve bunun için cumhuriyetten sonra bir süre görevsiz kalmış; ama yeni sistem eskisinin yararlı parçalarını tekrar birleştirmesi gerektiği bilincini edinince, yeniden vazife almış baba. sonradan kızılay müfettişi de olmuş. bu bir baba portresini az buçuk veriyor, biraz da solgun siyah beyaz resimler olsaydı, onlarla iyice kaim ederdik, lakin bende yok.

velhasıl, 1927 ankara doğumlu turgut. ama çocukluğu İstanbul'da geçmiş. hem de nerelerde? balat üstlerinde, molla aşkî mahallesinde. hırka-i Şerif 19. İlkokul'unda başlayan ilk öğrenim, sonra yeniden ankara ve 4. ortaokul, sonra konya askeri okulu, bursa askeri lisesi ve nihayet 1947 yılında bitirdiği askeri memurlar okulu. Şair 10 yıl personel subaylığı yaptıktan sonra, türkiye selüloz ve kağıt sanayii'nde ve sanayi bakanlığı'nda çalıştı. 1967'de buradan emekli oldu. 22 ağustos'unda öldüğü 1985 yılına kadar burada yaşadı. Şimdi ölümün 19'ncu yıldönümünde az kişi onu andı. bizde bu yazıyla hatırlamak/hatırlatmak istedik şair turgut uyar'ı) bu parantezi kapattık.

turgut uyar'ın şiirinde göremediğim şeyler dışında şunu gördüm: başka bir dünya mümkündür ve bunun için şiir elverişli bir ortam sunar. bir sığınak değildir şiir, ama yerine göre gerçek veya gerçekdışı bir dünyadır. mevcut dünya gerçek olarak alındığında o gerçeğin dışında kalır, ancak kişilik ve onunla bağlantılı şiir bu dünyayı aşabilir. ve kişilik olmaksızın ne şiire, ne de bu gerçeğin dışındaki dünyaya ulaşılamaz. onun bizi çağırdığı yer, şiir ve gerçek dışıdır. bu kolay değil elbette. zaman ve mekan kavramlarında, bu olayların anlaşılma tarzında dehşet dolu değişiklikler gerektirir.

"terziler geldiler. kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle / daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere ... yorgun ve solgundular, kumaşlarını buldular, kenti doldurdular / o çelenk on bin yıllıktı, taşıyıp getirdiler. / Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler / bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi..."

bu dünya böyle değildi

Şiir, her şeyden önce artık belirsizleştirilmiş, solgunlaştırılmış bir dünya ülkesinin ağıdıdır. bu dünya böyle değildi, biz bu hale getirdik onu atalarımızla birlikte. Şiirsel kahramanların, -ki bunlar her şeyden önce esnaftırlar-, yol açtıkları hüzün, aynı zamanda bir direniştir, kendi kendine karşı umutsuz bir direniş. sosyal olma zorunluğu, bizim türümüzün çokça övündüğü bir şeydi, bize her zaman "insanın hayvanlardan farkı, onun sosyal bir varlık olmasıdır" dendi ve bu hemen ardından ekonomiye, kesinlikle şiirsel olan bir ticarete bağlandı. ve bizler her zaman bizi hayvanlardan ayıran bu yüce özelliğimizle gurur duymaya kışkırtıldık. oysa aynı özellikte bizim doğamıza düşman bir şey vardı ve var. bu aynı zamanda bizi bir tür olarak ortadan kaldıracak, ve sadece bizi değil, diğer doğal türleri de tehdit eden bir kendi kendimize düşmanlıktır. Şiir, bunun ağıdıdır.

"... ey artık ölmüş olan at! Ğdediler- / ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! / sen açardın / otuz üç bin at türünün tek kaynağıydın sen!/ tüylerin karaparlaktı. koşumların /-kokulu yağlarla ovulup parlatılan- / nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.

göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! toynaklarını liflerle ovardık / senin karaya boyanırdı koşuşun / uyandırırdı bütün karaları ve denizleri / Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından / ne güzel gözlerin vardı kara at! / binlerce kişi /-çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut / darmadağın giysileriyle herkes / körler ve cüzzamlılar, / bütün kutsal kitaplar kalabalığı / ermişler, kargışlılar ve günahlılar / gebe kadınlar, vaaz edenler / ve dondurmacılar ve at cambazları ve

tecimenler, kralcılar ve gemicilerle / tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...-

ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş / senin mutlu ovanı doldurup

haykırırlardı / büyük sesler içinden sen, geçerdin..."

'bir ülkeyi yeniden yaratırdı'

herkes burada, görüyor musunuz? bir mahşer yeridir dünya, kıyam halindedir her şey bugün ve burada. post modern çağın arz-ı halidir bu biraz da. dünyanın fanusundan dışarıya bakan insanın bilinçli oluşa pişmanlığı, kendini bilmeye utancıdır. nesnelerle ilişkimizde de, bizim kendimizle ilişkimizdeki çizgiler hakimdir. bu belki de kaçınılmaz bir çizgidir. İki türün göğe bakışını tasarlayın: bir kurdun bakışında inanılmaz bir hüzün, kendi dehşetinden ürken bir cesaret var; bir dağ keçisi ise anlaşılmaz bir mutlulukla bakar her şeye, ta ki kendi vahşice boğazlanmasıyla karşılaşıncaya kadar bunu sürdürür. İkisinin sonuçta birleştiği bir zaman mutlaka vardır ve birleşirler. İkisi, kendi garip özelliklerini birbirlerine verirler. can halinde, dirim halinde verirler. ve döngü devam eder. biz ise, aynı döngüyü kendi kişiliklerimizde yaşarız, kurt ve kuzu aynı anda biziz, homo homini lupus. Şairi ağıda yönelten, dünyanın umutsuzca düzeltilemez oluşudur; çünkü bütün karmaşa, bütün bu kaos, düzeltme çabasının bir sonucudur:

"... ey artık ölmüş olan at! dediler- / en güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi / boydanboya bir karşı koyma, denge / ve istekli bir azalma. onu bilirdik. / o ağaç senin kanınla beslenirdi, / hepimizi besleyen. / bir ülkeyi yeniden yaratırdı / şaşkınlığımız / senin karşında / alışverişin, alfabenin, iplik döküntülerinin ve / herşeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..."


http://www.ozgurpolitika.org/2004/09/07/hab25.html
12. (bkz: acının coğrafyası)
(bkz: acıyor)
(bkz: açlik Çogunluktadir)
(bkz: bahari bekleyen e)
(bkz: binlerce)
(bkz: bir gün sabah sabah)
(bkz: Çokluk senindir)
(bkz: edirnekapı üstüne Şiir)
(bkz: gecenin Şarkısı)
(bkz: geyikli gece)
(bkz: göge bakma duragi)
(bkz: hizla gelişecek kalbimiz)
(bkz: islak Çeltiklere)
(bkz: kankentleri)
(bkz: senfoni)
(bkz: tel cambazının tel Üstündeki durumunu anlatır Şiir)
(bkz: türkiyem)
(bkz: uzak kaderler İçin)
13. şimdiye dek "bir türlü entry yazamadığım başlık"lar kategorisindeydi bu başlık, zira böylesi başlıklar hala da mevcut. elimin gitmeyişi, hakkında ne yazarsam eksik kalacak hissiyatıyla ilşkilendirelibilir sanırım. zira bu başlıklardan en hacimlisi "kazım koyuncu" başlığıdır ki, yazamayışım hatta yazılanları okuyamayışım çok daha diptedir. uzatmayalım; yine eksik kalacağını bildiğimden, turgut uyar hakkında yazmaya -şimdilik- cüret edemiyorum. bu entry'nin gayesi de şudur ki; diyarbakır'da çıkan şiir-resim dergisi pitoresk'ten okuduğum (bkz: süreyya berfe)nin yazısındaki bir kısmın kırılmışlığı-şaşkınlığı. diyor ki berfe; son imza gününde, "büyük saat"i dokuz kişi imzalatmış.
"ey" ile "ax" arasından bir ünlem seçiyorum kendime. (turgut uyar "ey'i, cegerxwin "ax"ı)
("ax", türkçedeki "ah" ünleminin, kürtçede hançereden söylenmiş halidir. cegerxwin de, bir kürt şairdir. adının anlamı da çarpıcıdır; ciğeri kanlı anlamına gelir ki, bu onun kendi seçtiği müstear isimdir.)
14. mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
15. tomris uyar'ın onunla yaptığı bir röportajın son sorusu ve son cümlesi:

tomris uyar: senin söylemek istediğin bir şey var mı?
turgut uyar: evet. şimdi ve gelecek.
16. * *

*

"ilk aşkım, sarsıcı hüzünlü, umarsız ilk aşkım o yıla rastlar. bir mahalle arkadaşımın dayısının kızı. onun da benden hoşlandığını sanmak istiyordum. ne var ki, tek yabanlık pantolonumun tam cebinin üstünde kolay kolay saklanamayacak bir yırtık vardı. ve onu gizlemeye çalışmaktan helak oluyordum. onlar cağaloğlu'nda oturuyorlardı, hem de bir apartman katında; hem de kızın babası gazetecilikle ilgili bir iş sahibiydi. bütün bunlar ona yaklaşmamı olanaksız hale getiriyordu. ama olsun, ben onun da benden hoşlandığını varsayarak mutlu ve hüzünlü olıyordum."

17. sevgili sezen aksu ile tanidigim guzel bir turgut uyar siiri...

sizin aliniz al inandim
sizin morunuz mor inandim
tanriniz büyük amenna
siiriniz adamakilli siir
dumani da caba

bütün agaçlarla uyusmusum
kalabalik ha olmus ha olmamis
sokaklarda yitirmis cebimde bulmusum
ama sokaklar söyleymis
agaçlar böyleymis
ama sizin adiniz ne
benim dengemi bozmayiniz

askim da degisebilir gerçeklerim de
piril piril dalgali bir denize karsi
yangelmisim diz boyu sulara
hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle dövügemem
benim bir gizli bildigim var
sizin aliniz al inandim
morunuz mor inandim
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adiniz ne
benim dengemi bozmayiniz
18. (bkz: sibernetik)
19. turgut uyar' ın "su" ile bir derdi var. şiirlerinde kullandığı su imgesi, acaba hep aynı şeyi mi imliyor, yoksa farklı farklı şeyleri mi? neden bu kadar fazla kullanıyor bu kelimeyi, anlayan beri gelsin.
bir de enis batur' un şiirlerinde kullandığı kelimelerin sayısını gösteren bir kitap vardı, bu çalışmanın bir benzerini turgut uyar şiiri için de yapmak gerekli.
20. (bkz: açlık çoğunluktadır)
(bkz: akşam üstü rüyası)
(bkz: arz-ı hal)
(bkz: bıktım böyle)
(bkz: baharı bekleyene)
(bkz: binlerce)
(bkz: bir intihar aksami uzerine soylenti)
(bkz: denge)
(bkz: denizi anlatıyor)
(bkz: federico garcia lorca için Üç Şiir)
(bkz: hiçsizliğe)
(bkz: ilkin)
(bkz: kan uyku)
(bkz: kimsede görmediğim)
(bkz: sibernetik)
(bkz: senfoni)
(bkz: sokaktan gecen kadın)
(bkz: sulardan Ürkü)
(bkz: tel cambazinin kendi basina soyledigi siirdir)
(bkz: tut ki ben)
(bkz: yılgın)
21. "ölümün en güzel atları götürürdü şairi
sonsuzluğun rahmine; hüznün gölgesini silerken
kendi âteşiyle dans eder gece
serhôş bir rüzgâr genişletiyor yangını
tek heceli yılgıların uçsuz güzelliğinde

alnını en son bulutun kıyısına yerleştirmiş
yitirişin kaynağına sızıyor usulca
ve ardından binlerce dize aktı toprağın gergefine
yeryüzüne erimiş insan hem var hem yoktur daima
ölmek en uzun şiirdi ölümü bilene"

orhan alkaya, parçalanmış divan'dan
22. bilişim etiği dersinde farklı şekilde de tanıyabildiğimiz hocamız. zira bugünkü dersinde, mahremiyet konusunu anlatırken, insanın gözüne sokmadan, abd'ye, google'a, gerekli diğer makamlara tatlı tatlı giydirmiş, sık sık gülümsetmiştir.
derya gibi hocadır, ama akademik kariyer, sıfat delisi değildir, kendisinden bin kat kötü öğreten, hatta bazen öğretecek pek bir şeyi bile olmayan hocalar koca koca ünvanlara sahip olmuşken, kendisi itü bilgisayar'ın öğretim üyeleri listesinde en altta sessiz sakin durur "öğretim görevlisi" ünvanıyla, olsun, bütün bölüm kıymetini bilir kendisinin, ben de bu bakımdan özel bir sempatiyle yaklaşırım kendisine.
ayrıca fena halde open source'çudur, ikinci bir saygı nedeni.
23. (bkz: çıkmazın güzelliği)
24. gitmeklere meftun bir herifçioğlu. gelmiş, 'hep gitmek biçiminde' yazmış. yazmış, yazmış, gitmiş, eskil imiş. yazmış, yazmış, gitmiş. dere tepe düz gitmiş ve soğuk sular ve alışıldık akşamlar ve eskil imiş ve yazmış ve gitmiş.

"iki tek votka"nın iki öznesinden biri. belki daha evcimen olanı ve her ne hikmetse kanımca hep daha fazla giden'i.
türk yazınının, işte tam da o kum ilen su arasındaki/ kara ilen şafak arasındaki/ kafir ilen kefir arasındaki noktasında durup da insanlara bakan, durup da açlara bakan, durup da toklara bakan, durup da göğe bakan, durup durup yine en çok "herkes uyusun, iyi oluyor, hoşlanıyorum" diyen janjansız üç beş adamından biri. hani bir oğuz atay'da yusuf atılgan'da vardır o taşralılardan miras mahcubiyet, bir de bunda sanki...
yek başınalığın mülhem mahcubiyetinden söz açıyorum. açıyorum, vale kız papaz. açıyorlar. as ve as ve as.
bütün şapkaları ve bütün ceketleri asıyorum.

"İşte insanlar bu minval üzre, allahım!..."

25. (bkz: kanlı oyun)
(bkz: tomris uyar için bir şiir kurma çalışması)
(bkz: çokluk senindir)
(bkz: bombos bir sayfaya fahriye)
(bkz: kim cagiriyor maviyi)
(bkz: acının tarihi)
(bkz: bazilika)
»
Alakalı olabilir!
- turgut ucar
- turgut yasalar
- turgutlu
- turgutlu ankara
- turgut

nedir.Net