yazmak bir cehennemdir »
1. ilhan berk demiştir: yazmak bir cehennem'dir.
evet, güzel; yazmak o yüzden cehennemdir, bu yüzden cehennemdir, yazı yazıyor olmak hissiyatı eninde sonunda gidip "farkındalık" kavramına dayandırılacaktır, farkında olmak "kapı" kelimesini çağrıştıracaktır, kaç tane kapı açtıysan o kadar kapının aslında kapalı olduğunun farkındalığının (evet, bir daha farkındalık) mutsuzluğu tetiklediğini bileceksindir, ama bu bilme'nin bilmememenin bilgisi olduğunu zaten bizatihi yazmak ve öncülü olan okumak kavramı sana anlatacaktır, yazmanın cehennemliği üzerine birçok birçok sosyal çıkarsama yapacaksındır, "her romancı şiir yazamamış şair eskileridir." diyesi bir de iddiada bulunacaksındır; ikinci yeni, garip, dada, sürrealizm, fecr-i ati, toplumcu gerçekçilik, milli mücadele dönemi, tanzimat, o-şu-bu diyeceksindir ama... evet, ama ki: yazmanın neden cehennem olduğunu aslında çok geç kavrayacaksındır.
yazmak, (anlayacaksın ki) şu yüzden cehennemmiş:
sevgilinle, aynı yatakta uzanırken dahi, o yatağı nasıl şiire/romana/öyküye dahil edebilirim düşüncesini aklından geçirdiğin anki cehennemdir; şu yüzden cehennemdir ki, çocukluğunun su içme nesnesi olan eski bakır taslardan sana su ikram edildiğinde o suyun ve anısının tadını çıkarmak yerine hem suyu hem de bakır tası ve hatta çocukluğu yazma kavramına dahil edeceğini düşündüğün anın uçuculuğudur. (söz giderek çetrefilleşmektedir, zira bu da yazmak'sa; bu da cehennemdir), hâsılı, yazmak yaşadığın ânı artık silikleştireceği, kıymetsiz kılacağı, yazı nesnesi yapacağı için cehennemdir. yazmayı düşünmeyi bile yazarken cehennemin ortasında olmaktır. cehennem bu. biter mi?
2. eğer yazılan yazılar okuyanı sıkıntıya sokuyor ve güzel şeyler düşündürmüyor sa böyle yazmak öte dünyada cehennem demektir yazan için.
3. (bkz: yazmamak cennettir)
4. (bkz: cehennemin dibine kadar yolun var) iltifattır o daim, her yazan bünyeye
5. yazma eylemi insanoğlunu günümüz dünyasından öte dünyalara taşıyan kutsal bir eylem.kişinin kendini var ediş çabalarının en anlamlısı belkide.yazmak için yaşama-tersi tehlikelidir belki billmiyorum-uğraşı içinde olanların hayatı hep cehennemdir.bunun telaşını yaşamak,farkındalığın kapılarını hep açık tutmak ölümdür biraz.ama sevgiliyle uyunan bir yataktan edebiyat çıkarmadan yaşamak da hep bir yere kadar değil midir?gün gelir ayrı yataklarda uyursunuz zaten.ama aklın,imgeleme gücünün hep tetikte oluşu öte bir dünya yaratır size.bu cehenneme düşenler bişey kaybetmezler-geride demiyorum-yanlarında bıraktıkları dünyadan.burası başka bir cehennem.ne mutlu yazmanın cehennemine düşenlere!
6. yazmak nedir ki sorusu geldi başlığı görünce aklıma. yazmak ki; anlamak, anlatmak demektir; dünyayı ve her şeyi, yeniden yaratmak demektir, yaşamak demektir, yaşatmak demektir. bunların hiç birisi değilse de, eğlenmek, oyalanmak demektir.
"niçin yazıyorsun?" sorusuna doğru dürüst bir cevap veren yazar da zor bulunur. hatta bazı yazarlar niçin yazdıklarını bilmediklerini açıkça itiraf ederler. genelde insan okunmak için yazar. bir nevi "bakın ben bunları hissettim, siz de görün" demek için yazar.
kim ne derse desin yazan insan farkında olan insandır; birşeyleri gören ve gösterme ihtiyacı duyan insan.
yazarlar ayrıca hassas insanlardır sıradan insanların aldırış bile etmeden omuz silkip geçtiği şeyleri kolayca mesele haline getirebilirler. bundan fazlasıyla etkilenebilirler. dünyayı kendilerine cehennem haline getirebilirler. yazan insan düşünen insandır. insanı bunalıma sokan fehimlerin sahibidir. bütün bunları düşünüp yazısına yansıtamayan yazar için cehennem o zaman başlar. hissettikleri/anlatacakları vardır ama kelimeler, çağrışımlar, metaforlar, anlamlar hiçbiri istediğini, istediği şekilde anlatmaya yetmez; doğum sancısı çekmeye başlar yazar. ama bir de "oldu işte" diyebilirse... o zaman cennettir/cennettedir.

bazen de susmak bir cehennemdir, bağırmak, haykırmak, konuşmak ister ama susar insan; işte o zaman içten içe yanmaya başlar.
bir tür kendine, içine, ruhuna yolculuktur yazmak. kendinle yüzleşmektir. kendinden kaçamamaktır. acıtır bazen, bazen de rahatlatır. sait faik "yazmasam deli olacaktım" diye boşuna yazmamış. bazen bunalıma girmekten, delirmekten kurtaran bir uğraştır. yazar yazmaktan vazgeçemeyen, yazmak zorunda olan adamdır. yazmadan yapamaz. kimi zaman cehennem azabıyla kimi zaman cennet ferahlığıyla...

cennet veya cehennem ne olursa olsun, nasıl olursa olsun "ben varım" demektir yazmak.
7. kalemi elime alıp masamın üzerindeki kağıda boş gözlerle bakmaya başladım. bir akrep geçti kağıdın üstünden. bir an durdu, bana baktı. dudaklarımın arasındaki dumanı tüten sigaramla baktım kendisine. devam etti yoluna. gözlerimin önünde bir şeyler kaynamaya başladı ama yazmaya kararlıydım. ne yazacağıma henüz karar vermemiş olsam da bu kağıdı doldurmaya kararlıydım artık.
gözlerimin önünde vızıldayarak uçuşan sivrisineğe aldırmadan eğildim kağıda doğru. aynı anda masanın altındaki çürümüş farenin kokusu vurdu burnuma. iki gün önce alüminyum vazoyla vurarak öldürmüştüm hayvanı. yine yazamama nöbetlerimden birinde ayaklarımın dibinden yavaşça yürüdüğünü farketmiş, masanın üstünde duran vazo bozmasını alarak sessizce masanın altına doğru eğilmiş ve olanca gücümle vurmuştum farenin kafasına. o anda ölmüştü ama hıncımı alamıyordum, defalarca vurdum kafasına, beyni gözlerinden akana dek, defalarca...
kokuya aldırmadan kalemimi oynatmaya başladım sararmış kağıdın üstünde. daha sonra geri çekilerek yazdığım cümleye baktım: "beyni olmayan bir fare olmak ne güzel şey." saçmalamaya başladığımın farkındaydım ama bu durum hoşuma da gitmiyor değildi. artık sönmeye yüz tutmuş ve sadece filtresi kalmış sigaramı aldım dudaklarımdan ve izmaritlerle dolmuş kültablasına bıraktım. kültablasındaki küller artık taşmış, bir zamanlar beyaz olan masa örtüsünü artık karartmaya başlamıştı. günlerdir açılmayan perdelere baktım, sigara dumanından artık sapsarı olmuşlardı. kalemi masanın üstüne bırakıp saatlerce beklemekten buz gibi olmuş nescafeme yöneldim. bir karafatma geziniyordu fincanın ağzında, elimin tersiyle ittim böceği, ardından silahımı (vazo) alıp üstüne koydum ve çıtırtısını dinledim. gözlerim bulanıyordu artık, beynimin içinde sanki fareler ve karafatmalar dolaşıyordu o yana bu yana. kahvemden bir yudum aldım ve yeniden aldım kalemi. yanıyordu sanki kalem. kalem elimde olduğu halde ayağa kalkıp küf ve duman kokan, tavandaki lamba tozla kaplandığından artık karanlık hale gelmiş odanın içinde gezinmeye başladım. ayağımın önünden bir karafatma geçti, izledim sadece. sakin sakin yürüyen böcek dün akşam yedikten sonra yere bıraktığım meyve tabağının içine girerken ben yazacağım şeyleri tasarlıyordum kafamda. aklıma hiçbirşey gelmediği halde yeniden oturdum kırık sandalyeye. kağıda baktım, sanki alev almış gibiydi. kafamın içi bağırıp çağıran insan sesleriyle doldu bir anda. yeniden eğildim kağıda ve o an hissettiğim tek gerçekliği yazdım: "yazmak bir cehennemdir."
8. geldiği yolu silen yol yorgunu bir ins'an. kulağının arkasındaki acıyı daha da içerden hisseden. yazmak, cehennemdir. bir değil, birçok. bir ve çok.
9. biz olmanin hep yasaklandigi zamanlarda yasadik. tenefus aralarinda bir sigarayi 7 kisi paylastik yine de biz olduk. bizdik kiz meslek lisesi'nin onunde suyla yatirilmis saclarimizla bekleyen. utana sikila konusmaya calistigimiz kizlardan hayatin ilk ve en aci darbesini yerken omuz omuzaydik. bizdik yeni dunya duzeni'ne karsi utopyalar gelistiren. gizlice sabahladigimiz tren garinda beklesen yolcularin huzunlerini hissederken biz olduk. bizdik en cok dede efendi ile turk kahvesinin birlikteligini soba basi muhabbetlerinde doruklarda yasayan.
gittin... binlerce kilometre uzaga. muhabbet olumcedir deme senden uzagam. biziz hala ve hala yasagiz. yasaklandi butun sevdalarimiz, sanki beynimize de vuracaklar o kelepceyi. ne guzeldik. ne guzeliz hala. neydi ? "fikrim firarda mahpusa sigmaz". hatirlarsin bu sarkiyi. hatirlariz ne zaman biz olsak yeniden. yaziyorum simdi cehenneme donen hikayemizi. yazmanin cehennem oldugu zamanlarda. sahi kardelen olmak yurek isterdi degil mi ?
10. eğer bütün hayatımı sana verirsem karşılığında bana sefa geldin der misin ?

gecenin üçüdür, kış, kar... dans ediyoruz sokak lambasının altında. bütün cesaretimi toplayıp gözlerinden kalbine bakıyorum. -benimle evlenir misin? soru, cehennem olup çıkıyor dudaklarımdan. dönüşü olmamalı bu kayan gecenin. "evet ile hayır arasına belki girdiğinde felaket olur." biliyorsun, biliyorum. Şimdi elini soksan göğsümden içeri kalbime dokunsan, orada saklı cehennemi çekip çıkarsan, cennet olsak. Şahit olsa sokak lambası...

eğer bütün hayatımı sana verirsem karşılığında bana sefa geldin der misin?

bahar, o tepenin üstündeyiz yeniden, aramızda yabancılıktan eser kalmamış. Çakıl taşlarını topluyorsun yerden. terk etmek için her şey... ne kadar dirensem de gidiyoruz sona doğru. sonra 5 yıl daha bütün azalarım direniyor. soğuk yeniden o kış gibi değil ama. bir mahkeme salonu -boşanmak istiyorum. bebeğim "ölü bir yılan gibi yatıyor aramızda". ölüyorum bir an, bütün dünya yıkılıyor üstüme. su dolu bardak, bardak değil artık cehennem... cümlelerini sokuyorsun göğsümden içeri ve var ettiğin cenneti yıkıyorsun.

bütün hayatımı sana verdim bir kez olsun... her neyse...

saklama artık o çakıltaşlarını, cehennem oldu her yer.

direniyorum...
11. her neyse: boşvermişliğimin ifadesi oluyor coğu zaman. coğu zaman acziyetimi haykırıyor. "ne çok acı var" ne çok çaresiziz. "yenildik, şimdi kim bilebilir zakkumun o kekre tadını bizim kadar". vazgeçmeli miyim? bütün yenilgilerim bütün isteklerimin yanılsaması değil mi? istemekten vazgeçmek bana mutluluk denen o vahşi hayvanı geri getirir mi? ne çok
soru, hiç cevap. "bana soru sor artık beni kurtarma, konuştur, beni yaz gecesi patlayan sağnaklara bağışla" soru sağnak olup yıkıyor gecelerimizi "uslan yangın yeri gönül". şimdi sana elle tutulmaz bir cevap getirsem boşvermiş olur muyum yine? ben boşverdikçe sen o hayvanla daha da coşkun olur musun? peki bütün isteklerimizi saran o cehennem ben direnirsem yok olup gider mi? "bir teselli ver, yarattığın mecnuna bir teselli ver".

"bıkmadın mı aldanmaktan
yeni yaralar almaktan
ne çıkar yalnız kalmaktan
yüreğinde yer mi kaldı
uslan ey yangın yeri gönül"

dişe dokunmayan yaralar sahibi oluruz belki bundan sonra. belki sadece severmiş gibi yaparız. -miş gibi yaşarız. yenilgi girmez hayatımıza, girse bile -miş gibi yeniliriz.

"aman yine neler geldi başıma
kan karıştı gözlerimin yaşına
aman garip yazın da mezarımın taşına
bu dünyada bir muradın almamış deyin"

usta örs soğursa, vurmazsak arka arkaya demire öfkemizi ne kalacak bizden geriye "bizden diyorum ikimizden ne kalacak". hepimizden ne kalacak?

"yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır"

büyüdük...
12. kalemiyle yanmayı tercih edenlerin icra etmesi gereken faaliyet.
13. gece kavganin rengi değil. masumluğun en muhteşem hikayesi. sigara yakarken dağılan sonra yine kendini bulan. tren sesleri arasında bazen. bazen bol yıldızlı bir hayatın o en mamur sayfası. zor geliyor bütün o sessizliğe rağmen yalnız kalamamak.
şimdi ben sana hangimiz daha çok ağlamıştık diye sorsam, ağlamadan cevaplayabilir misin? sanki ağlamak bir amaç hayatta. sebepler uyduruyoruz o'na varabilmek için. peki ya ben hiç ağlamadım dersem, seni aldatmış olur muyum? hep gece, ama hep yaklaşıyoruz sabaha. neden bilebilirdim ki bütün o hayatım dediğin şeyin gecenin içinde sadece bir an olduğunu. kimliğimiz olmuşsa eğer gülüşlerimiz, gecenin bütün itliğini bilişimizden değil mi? sığındığımız tek yer mezar taşının soğukluğu artık. elma dersem çıkma!
ezan okundu, demek ki bitiyor gece. seni seviyorum demeliyim ölmeden önce. sıcak ekmek ve helvayı ilk kez yiyor gibi, ilk kez aşık oluyormuş gibi, yani delikanlı çağımızın ilk günlerinin bütün zevkleri gibi, büyük bir güç ve iştiyakla seni seviyorum demeliyim. sonra istersen git. ne de olsa sabah oldu artık.
"göçtü kervan kaldık dağlar başında"
14. hep kalabalık. hiç yer yok. yorgunluk getiriyor boyle yaşamak. kalabalık...

"ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim" bütün hayal kahramanlarımı, bütün kırılmış oyuncaklarımı, kitaplarımı, şiirleri, ah şiirleri alıp kalabalık olmayan bir dünya bulacağım kapı önünde. tutanamayanlar'dan kurulmuş bir dünya. birbirimizin gözlerine bakıp -anlıyorum seni diyeceğiz. mutlu olacağız ilk kez anlaşılmış olmaktan.

"ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim" içimi yiyen o kurt olmayacak artık. her gün birini öldürmek zorunda kalmayacağım. adım anılmayacak fahişelerle birlikte.

"ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim" acı değilmiş ruhun fiyakası üstad, bilmemişiz balkondaki güneşli sabahların mutluluğunu. her gün ciğerimizi deşmekten fırsat bulamamışız yaşamaya. "arada bir çehremi dalgalandıran karaltı vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek"

"ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim" ne sen ne özlem, ne de çocuk çığlıkları olmayacak artık. artık benden bir can beklemek boşuna. "Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek acılardır paylaşan çocukları gün geldi paylaşıldı acılar çocuklar paylaşıldı". bize kalan hayal yalnızca. kalabalık, hep kalabalık.

"ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim" açmak istemiyorum artık uçurum diplerinde. ne zaman bir insan yüzüne baksam ölümü görüyorum. kan, boğuyor. boğuluyor ilk yaz. sonbahar, hep sonbahar. hüzün, gölgeler gibi takipte. atsan, atılmıyor. satsan, talibi yok bizden başka. "kimin yüzünü çevirdiysem hüznü de sevinci kadar ıskarta..."

"ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim" doğduğum yerde öleceğim. doğduğum gibi. yalnız.
15. üsküdar'daydı. deniz ve de martılar, uzakta uçuşan. (cümlede anlatım bozukluğu yok. deniz de uçuşuyordu karşıdan başka bir denizle.) cebinde, altı yüz elli bin lira vardı. sordu, bu taraftan karşıya otobüs yokmuş. kandırmışlar mıydı yoksa onu? motora binecekti. bir dostuyla her bindiklerinde, bir milyon karşılığında verilen kağıdı cebinde taşıdıkları aynı motor. ama şimdi, motora binemiyordu. yetmiyordu cebindeki para. istanbul'da bu kadar çaresiz kaldığını hatırlamıyordu hiç. akbil sırasına girdi. pasosundaki demiri satacaktı. üç kere sıradan çıktı. utanıyordu. yersiz bir utançtı. arkadaşından duymuştu; akbilin ederi vardı ve bu para onu okula götürebilecekti.

yüzünü eğdi. sattı akbilini. bindi motora. herkes sigara içiyordu. sigarası "da" yoktu. çantasını yokladı, son bir umutla. evet, sarı paketten iki tane sigara çıktı. her şey oyun gibiydi. uzun bir nefes çekti sigaradan. bir nefes daha. bir...

okula gitti. o yol boyu yaşadıkları, motor, üsküdar, deniz, tuz hep ardından geldi.

sahi, kargayı ne zaman görmüştü?
16. "acı bir alışkanlık, bir tiryakilik olmuşsa eğer, yitirilen her şey için birbirimize ya da yapamıyorsak kendi kendimize sızlandırıcı yakınışlarda bulunacak ve kendi kabuğumuza çekileceğiz. içe kapanışın bol bol icat edeceği şey ise yeni acıların, uydurma, hastalıklı acılardan başka ne!" * *
17. "ben bu çokçağ'ı anladım o da beni anlasın." diyesi büyük bir laf etmişim şairimin ağzından. şairle dargınım. bu çokçağ'dan bir bok anlamamışım. muhatap saydığım her şey ve dahi herkes yaşamayanlarmış. bir bunu anladım.
"nereye, nereye, nereye gideyim?"
18. (bkz: yazmasam deli olacaktim)
19. eksildik. ey kardeşim! kardeşimden kıymetli haldaşım.
eskide kaldı ettiğimiz yeminlerin dudaklarımızda açtığı yaralar.
bileklerimizde çetele tutmak işten bile değilmiş. işten olduk içten değil.
elini göğsüme yasla şimdi. orda kapalı artık özgürlüğe vurgun kanatlar.
zelil olduk ey kardeşim. bütün sevinçlerimiz takılı hala kursağımızın en militan noktasında. yutkunuyoruz sadece. ekmek parası var işin ucunda. hele bir de o kızıl saçlı afet-i devran girmiyor mu düşlerimize; yangın olsak yakamayız kendimizi bile.
keşke kapı eşiğinden o ilk adımı atmaya korktuğumuz gün olduğumuz kadar cesur olsak şimdi. belki yeniden canlanır kendimizden uzak tutmaya çalıştığımız anılar.
20. sigara ustune sigara. çile üstüne çile. yaşamaktan öte özrümüz yok. yakiyoruz kendimizi bizim olmayan her şeyle birlikte. yakıyoruz yaşayabilmek için. "umursamak" kelimesi düğümlüyor kendini her cümlenin sonuna. yazdığımız her cümle yeniden yakmak her şeyi. yanan her şey bir cümle olup diriltiyor kendini küllerinden. ellerimiz sanki hiç bir kadına dokunmamış gibi ağzımızdan çıkan her şeyi bir yangına dönüştürüyor. akıl, yangından arta kalanla kendine bir sığınak yapıyor her gece yeniden. her gece yangından yıkılan sığınaklarımız yine bir yangınla varoluyor.
sigara üstüne sigara yenilgi üstüne yenilgi demek aynı zamanda. biz ne zaman ucu açık cümleler kurmaya başlasak yeniliyoruz. yoksunluk getiriyor her yenilgi. gülümserlik getiriyor. yenilmiş olmaktan mutluyuz ve sigara yakıyoruz. intihara hazırlanıyoruz her gün. her gün en güzel elbiselerimizi giyip yani adamlığımızı -ki başka güzel elbisemiz yok- bütün bir hayatı yenilgiden kurtarmanın provalarını yapıyoruz.
ne kadar inkar etsek de, hayatı, yangınlar ve yenilgilerle birlikte seviyoruz. kendimizden başka kaybedecek hiçbir şeyimiz yok.
21. aydınlanmacılığın tüm pragmatizminden sıyrılarak direnmektir yazı yazmak. kendin için yazarken o başkası olanı hatırlamaktır. bu durumda kaçınılmaz olarak yazmak bir cehennemdir. bildiğinle yetinmemek, kendinle hesaplaşırken, her zaman farkında olmayarak bir ikinci kişiyi düşünmektir. mücadeledir, direnmekdir, ikna etmek ve yalnız kalmamak isteğidir. kendini başkası olanla kandırmaktır; söz konusu mücadeleyi kendin için vermendir daha çok. sen sadece sen için sensindir çünkü. yaratmaktır yazı yazmak, yaratmanın sancısıdır; soyutlamadır, somutlamadır. dir ekinin korkunç yargısıdır. korkunçtur, yargıdır, dır dır.
22. oysa ne güzel eylemdir yazmak.
ruhun ışığı söndüğünde,cehennemdeyim dersin
unutursun birde utanmadan her insanın kendi cehennemini yarattığını.
23. "ey sevda kuşanıp yollara düşen
bilesin bu yollar dağlar dolanır
yare ulaşmadan düşersen eğer
yarına sesinin yankısı kalır."*

sevda, kendinden başka bir şeye ihtiyaç duymaz. mâşuk değildir aşkı değerli kılan, âşık'ın aşka olan tutkusudur. bilir ki âşık hiçbir aşkın sonu mutlu son olmaz. hiçbir aşk etki ettiği bünyeyi kendinden önce olduğu halde bırakmaz. yaralarını bırakır bünyeye, acıyı bırakır. aşk direnci öğretir. bir daha denemeyi. bir daha yenil daha güzel yenil demeyi öğretir.

"güzelliğin on par etmez, bu bendeki aşk olmasa"
mâşuk sadece bir öğe olarak kalır aşkın içinde. âşık'ın ona verdiği değer kadar etkisi vardır aşka. tarih boyunca mâşuk kendini aşk'ın en önemli öğesi saydığı için kaybetmiştir. âşık ise aşk'a olan tutkusu yüzünden hep kazanmıştır. alelâde olanlardır âşık'ın kaybettikleri. alelâde, değersiz. mâşuk ise hayatına girecek en muhteşem insanı kaybemiştir. ve bir daha asla kazanamayacaktır.
24. söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım.
yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi?
burada, namuslu insanların arasında sakin, ölümü bekleyecektim;
hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kalem, kağıt aldım. oturdum.
adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak
için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. kalemi yontuktan sonra tuttum öptüm.
yazmazsam deli olacaktim...

sait faik abasiyanik
25. uzandığımız yerden tavan görünüyor. arkadaki pencereden deniz. tavan da mavi, deniz de. tavan da siyah, deniz de. uzandığım yerden hiçbir yer görünmüyor. görünmüyorum. uzandığımız yerden.. ben uzanmıyorum.

yürüdüğümüz yoldan ışık görünüyor. ardımızdaki yoldan odam. ışık da sarı, odam da. ışık da siyah, odam da. yürüdüğüm yoldan hiçbir şey görünmüyor. görünmüyoruz. yürüdüğüm yoldan.. o yürümüyor.

yollar, evler, tavanlar, odalar, denizler; hepsi rakı kokuyor. baş döndürücü bir anason kokusu. çağrışıma gerek bıraktırmayan, sebepli-sebepsiz ruh sızlatan bir anason kokusu. bir sigara yakmalı. zira; yazmak bir cehennemdir. değil mi selim isik? âh, selim âh. emanet isim, emanet hayat. nereye kadar?
»
Alakalı olabilir!
- yazmak bir mucize
- yazmak icin
- yazma hevesinin kacmasi
- yazma isteginin orselenmesi
- yazma yitimi

nedir.Net