yazmak bir cehennemdir »
123. canımızı sıkan bir şeyler var. her yerde o şeyler. güne nasıl başladığınla asla ilgilenmiyorlar nasıl hissettiğinle... bir yerlerden sızıp geliyorlar. en çok da insanlardan, onların sözlerinden, bakışlarından, yaptıklarından ya da yapmadıklarından ama hep geliyorlar. hava taneciklerine tutunmuş mikroplar gibi gelip beyninize yerleşiyorlar. bütün gün sizi düşünmeye ve konuşmaya zorluyorlar. dönüp duruyorlar, dönüp duruyorlar... yazarken. izlerken. yemek yerken... çözdüğünüzü sanıyorsunuz bitti yeni bir şeye geçeyim derken tekrardan aynı şey üzerine cümlelerin içinde buluyorsunuz kendinizi. yeni bir virüse kadar böyle debelenip duruyor zihniniz. insanlar hepsi birbiri için virüs üreten yaratıklar daha ne kadar yalnızlaşabilirim, umursamaz olabilirim, bundan kurtulmayı nasıl öğrenebilirim işte şimdi de kendimi zehirlemeye başladım.
122. istanbul'a kar yağmıyor bu sene. yağmasın. kar sevmiyorum ben eskiden sever miydim bilmiyorum. bir gün ankara'dan konya'ya geçerken bir yakalandım, etraf bir anda bembeyaz oldu en zor yolculuklarımdan biriydi her şey bembeyaz, her taraf, her an... ayrıca kampüste fırtına, dizlere kadar kar, yol bilmeyen ben... o yıl bilmem kaç yılın en soğuk kışı olmuş konya'da. ben İstanbul'dan ne zaman uzaklaşsam işte böyle bütün dengeler birden değişiyor bilmem kaç yıl geriye gidiyor memleket.

karı sevmiyorum ben. özalp de çok karlıydı orada hiç sevmedim.

asıl ben karı belki -istanbul'a bir daha öyle bir kar hiç yağmayacak- süleymaniye'den çıkıp şehzadebaşı'na yürürken yağdığında hiç sevmemiştim. bir yerde çok hüzünlü şeyler mi dinlemiştim yoksa o sabaha hüzünlü mü başlamıştım hiç bilmiyorum ama yanımda çok sağlam bir arkadaşım vardı ve belki geçerdi çünkü o güne kadar yaşadığım acılara benzemeyen bir acı içindeydim ve bunu onun anladığından emindim. biz daha birkaç adım attık ve sevgilisi geldi arkadaşımın.gerilim erken başlamasın diye bana kalırsa söylemedi gideceğini. adam geldi mi kızı alır. kural budur. ben onu öyle bir hal içinde asla bırakmazdım o ayrı isterse atıyla prens dayansın.
-böyle prensiplerim varken ve bir adam için ölecek gibi acı çekmeyi başarıyorum. çünkü yok olsa ona acı çektirirdim- * kız gitti. ben o güzelim lapa lapa karın içinde kendimi o kadar yok hissettim ki... yapayalnız acılar içinde...

kar her tarafı kaplayınca dünya daha bir büyüyor bence etraf ıssızlaşıyor. boşlukları dolduruyor kar ve bütünlük insanı çok eksik hissettiriyor. kar yani mevzu. işte özalp de çok karlıydı. konya'da. bazen işte istanbul'da.

arkadaşım hala o adamın yanında beni o günkü gibi başka günler de terk etti sonra işte tamamen terk etti. ben mi ben de işte kar sevmiyorum. hiç.
121. sezmek de bir cehennemdir herkesi beklemek zorundasın ki beklemek de bir cehennem.

selim ışık kafasındaki herkes tutundu albayım torunlarını göbeklerinde zıplatacak kadar hem de.

zamanın geçmesi nasıl kötü bir şey olsun ki büyüyorsun bir kere.

120. ben senin için bütün gerçekleri çarpıtırım.
119. bazen bir insanla aynaya aynı anda yansır, karşında da onu görürsün. sesi daha yüksek çıkan belki de daha önce davranan var gücüyle başlar kavgaya.seninle kavga ettiğini sanırken sen ve o, o aslında var gücüyle kendiyle savaşır. sen korkup kaçınca o seni yendiğini ya da kaçırdığını "kaybettigini"sanır, sen kovuldugunu, vazgeçildiğini, terk edildiğini sanırsın. en doğrusunu ayna her zaman sırlar.
118. " ...bende kaybolma isteği vardır. küççükken (başımda bekçilerim varken- unutmadan söyleyeyim: inanmazsınız ama ben bir ara on yaşındaydım) başımı alır alır giderdim. yine de fazla uzaklaşmazdım tabii.kaybolayım. sonsuzluğu hissedeyim diye.(insanın içine girdiği her bütünün sonsuzluk taşıdığını; bu bütünün içinde başka bir bütün bulursa, bunun da bir sonsuzluk içerdiğini; insanın açıklayamadığı zaman sonsuz kavramına geldiğini- yani sonsuzu hissetmenin en büyük zayıflıklardan biri olduğunu, sonradan öğrendim. siz de şimdi öğreniyorsunuz.) ama asıl istediğim aranmak, bulunmak neden böyle bir şey yaptığımın, neden yalnız kalmak istediğimin sorulmasıydı..." *
117. masumiyet müzesini okuyorum belki konunu melankolik bir ask acısı çağrışımından belki de sadece müze kelimesinden eskiden çöpçatallık yaptığım arkadaşlarımla dalga geçmek için kullandığım "evimin bir yerini kırık kalpler köşesi yapacağımı, -onların ayrıldıkları sevgililerinin eşyalarını onlara değil de bana verdikleri zamanlardı- benden kalan başına sevgi sözcükleri yazılmış bir kitap, güzel bir satranç takımı, okulda kazanılan futbol kupası, madalya gibi eşyaları büyük bir kırgınlıkla kırılmışlıkla sergileyeceğimi söyler onlarla dalga geçer kendime acırdım. belki beni kullandıklarıyla bir kere daha yüzleştiğim için belki de benim bu nadide köşeye koyacak bir şeyler aklıma gelmediği için ama şimdi yazarken hatırlıyorum da yine hemen hemen aynı yaşlarda aldığım kokulu mendillere, süslü mektup kağıtlarına yazılmış şiirler vardı bende de. benimkilerin en büyük özelliği kırılmamış olmamdı çünkü küçükken çok daha akıllıydım ha bir de yakın bir tarihte aldığım iki porselen kupam var tam da köşeme uygun.
elimde bir de çok güzel bir defter var "bizim yaşayamadıklarımızı sen yaz" notuyla doğum günümde şimdi iki çocuk annesi bir zamanlar kalbi kırılmış ama hemen toparlamış beni de o kırıklarla birlikte süpürmüş bir arkadaşımdan aldığım doğum günü hediyesi olan.

ben de bütün bunları toplasam belki bir müzem bile olur belki az daha dişimi sıkıp acı çeksem intiharın eşiğine falan gelsem belki romanım bile olur. kıyıda köşede yaşadığım bir hayatım bile var derim belki o zaman. kimseyi anlamaya çalışmam artık bir romanım olduğunda en sevdiklerimin beni lime lime edişlerini anlamış olurum belki çoktan. işte bütün yaptıklarımız sen daha iyi ol diyeydi ve sen daha iyi oldun derler ve ben ilk defa onları anlamaya çalışmadan çıkarım sahneden. benden neyin intikamını almaya çalıştıklarını bile sormam sevmekle nasıl bir kötülük yaptım da annemin gözlerinde bile gördüğüm o intikam hırsı oluştu ya da sevdiğim adam özellikle bulduğu bütün sinir uçlarıma dokunup beni nasıl ruhsal bir komaya soktu. bütün bunların arasında nasıl bir ilişki var bunlara hiç kafa yormam gerekmez.

romanıma daha kaç durak var, ben hangi aşamadayım bilmiyorum ama işte tam da oradan atmak istiyorum kendimi sevgili okur biraz kırık biraz ölü.
116. yazmak değil de okumak bir cehennem.son terapistin baskısıyla en son seni geçen yıl temmuz ayında okumusum.içime bir kurt düştü ya da belki şeytan durttu.. bunun bir sebebi olduğundan eminim.bir kurcalamak istedim, dudagim buzuldu,ellerim titredi, kalbim hizli hizli atmaya başladı, korku ve acıya benzer duygularin içinde kayboldum. gerçekten kayboldum bor yerlerde seni bulmaktan seninle karşılaşmaktan ya da belki seni bulamamaktan delicesine korkuyorum.keske bağırıp cagirsam,nefretimi haykirsam,okkali bir tekme gecirbilsem bacağına... bütün bunları bir daha hissetmesem agladigim icin kendimden nefret etmesem...

me yaptin böyle sen?..

115. "zamanında kuşları seyretmeyi severdin..

_severdim, evet..

_seni mutlu eden şeyleri unutuyor olman garip.."
114. kediler fare yemez.

ben yanımda fare dendiğinde korkup çığlıklar atardım. bir gece pansiyonda bir gece, bir şey beni sürekli rahatsız etti, sürekli sıçrayarak uyandım. bu defalarca oldu. sonra yanımdaki arkadaşın uykunda konuşuyorsun dedi. haydaa yeni bir arıza diye düşündüm. sonra yine uyku yine sıçrayış. telefonumun ışığıyla etrafı araştırayım dedim karanlıkta bir karanlık sanki bana doğru geliyor, sonra kayboluyor ben bir taraftan yanımdaki kız rahatsız olacak diye korkuyorum, vazgeçiyorum. yatıyorum, sıçrıyorum, kalkıyorum... en sonunda arkadaşım uyandı bu arada benim aklımda milyon düşünce: işte halüsinasyon görüyorum, sonunda delirdim falan gibi. en son arkadaşın da uyanmasıyla odanın ışığını yaktık ve gecenin kahramanı küçük fare yatak başından hop yatağa atladı. küçük bir çığlık. çünkü birilerinin çok korkacağı yerde sen az korkmalısın. sevgili minik faremiz bütün gece yatak demirlerinin içinde benim yatağımda dolanmış durmuş. bana dokunduğu için sıçrayıp uyanıyormuşum. bunları sonradan düşündüm tabi. o an fareyi gördüğüme çok sevindim. çünkü gerçekti. sanrılarla boğuşmuyordum.

(o gün başka tramvatik vakalar da yaşandı ama sanırım ağlamak bu ruh ve sinir dengesini sağlıyor ya da ne bileyim atlattım bir şekilde.)


fare fobim var mıydı bilemiyorum ama artık olmadığını biliyorum. insan öğreniyor. bu can sıkıcı bir süreç biraz sanrı ama öğrenince ancak gerçek oluyor.

ve bu bir arkadaşımın sözü yukarıdaki hikayeden bağımsız "allah'ın öğretme yöntemi kişiye göre kim nasıl öğreniyorsa..." tabi o daha havalı söylemişti ben şimdi toparlayamadım. ben de başka bir şey bulmuştum geçenlerde " insan tecrübe etmediği şeylerle ilgili asla ahkam kesmemeli"

bir gün de kedi fobim üzerine yazayım.

113. o yavru kedinin yasını tutmalıydım.
o yavru kedinin yasını tutmalıydım.
o yavru kedinin yasını tutmalıydım.
112. "yedi yıl ve yedi yıl daha"
111. ne kadar derin bir sessizlik var ! hep bir yerlere yazmak istediğim işte o keman sesi kulağımda. sırtım pek karnım tok. bazen korkuyorum. kalkıp odanın içini arıyorum. bazen herkesi çok seviyorum. bazen kafamdan geçenleri insana anlattığımda hepsini anlayacaklarmış gibi geliyor. bazen kendimi önemli ve iyi biri gibi hissediyorum. şımarıyorum. onaylanmak umrumda olmuyor. akşama kadar tek bir şarkı dinliyorum bazen. bazen çok üşüyorum o zaman ağlamak istiyorum. sırtımızın pek karnımızın tok olması önemli oluşuna vurgu yapıyorum bazen yazarken. bazen bitmişim gibi geliyor. bir pil nasıl biterse... yaşamamnın başka bir şey olduğunu sanarak gerçekleri unutuyorum bazen. çok korkuyorum.insanların söylemediklerinden, birbirilerini idare etmelerinden, çocukların kötü fikirlerle zehirlenmesiniden, bazen kendim gibi olmaktan korkuyorum. olduğum gibi kalamamaktan, başıma dert açmaktan, sorumluluk almaktan ya da almamaktan.
ve bütün korkularımıza paranoya süsü vermemizden çünkü bazen gerçekten silah atılıyor.
bazen birileri toplanıp yüksek sesle bağırıyor.
bazen birileri çok acımasız olabiliyor.
bazen bütün bunların içindeki birbaşınalığımdan çok korkuyorum. gcceleri rüyamda babamı görüyorum. yanımda olmamasından...

bütün bunları yazmış olma halimden...
110. eskiden, biraz daha az yaşamışken yani yazmaya dürten ne çok buluyorduk- buluyordum-. biraz daha çok yaşamış halimiz, işte daha çok ölüm görmüş, gittikçe daha da yalnızlaşmış halimiz, ayrılıkları mesafelere sığdırmadığımız zamanları yaşamışlığımızı yazamamamız hayal ettiğimiz cehenneme kavuşmuz olduğumuzdan mı ?
109. yazmak kendini yargılamaktır..
108. İlkokul çağları
107. her şey ne kadar tanıdık.

ne kadar aynıyım.

kendini, kederini tanımış olmak ne kadar da hiçbir işe yaramıyor yine.

nefes almak kolay, verirken ağlamak işe yarasa da nefesi tutma çabası yenisini almak istememek. tıkanıp kalmak.

____________________________________.




106. kendisinden birsey katmadan yazanlar icin hic bir zaman gecerli olamayacak onerme. "ben" diye diye yazarsan olacagi budur. halbuki kolayi da var degil mi?..
105. gülhane hala o eski gülhane; kalabalık, sesi sarayburnu'ndan dinleniyor, üst taraflarda kalabalıktan kaçanların eğleştiği bir çay bahçesi, denize en yakın yerden bir masa, oturup çay içilecek en güzel yer sanki. öyle gurula kapıp sandalyeyi, denize iyice yanaşıyorsun. ellerin soğuk, üşüyorsun en çok denize yakın yerlerde, sonbaharlarda üşüyorsun. çayın buharı bardaktan can havliyle çıkp yükseliyor...

aradığın tadı buldun say. orada oturup uzaklara baktığında kurduğun hayaller gerçekleşti say. denize baktıkça sevindin onu da kısa gününün karı say.

peki kalkıp yürümeye başladığında bastığın yerler silinip çizgi film kahramanlarının içine düştüğü o boşlukla karşılaştığında ellerinin soğunu bıraktığın bardak arkandan çatladığında..

daha ne kadar büyüyeceksin, hadi kalk !..
104. gün gelecek az gülüp çok ağlayacağız. gün gelecek bilmediklerimizin olduğunu bileceğiz. cehennemden önce kazaya bıraktığımız tüm tövbeleri edeceğiz ve bildiğimiz tüm duaları..

gün gelince ben ölmüş olmadıysam daha bileceğim ki eşinin doğum odasında çektiği sancılara kulakların dayanamayacak. kalbin duasını bulacak. minik bir el tutacaksın. benim adımı koymayacaksın.benim adımı unutmuş olacaksın benden önce. yüzünün bütün kıvrımlarıyla sevineceksin. kalbinin bütün dualarıyla şükredeceksin.

insan dualarına vefasızlık etmemeli(ydi).
103. asıl cehennem düşünmektir.
102. okumayanınız çoksa gerçekten bir cehennemdir.
101. katlayıp dolduruyor umarsızca bir çantaya ne varsa..

çok yolculuk etmekten gelmiyor bu başlangıç, yolculuğu çok sevmekten de. içini bir şey acıtınca başka bir yerden çıkarıyor acısını. böyle öğrendi.

çoğalatarak...

birileriyle hemen kalkıp gidilesi oluyor. çocuk bir gün istanbullara düşürüyor inadını, sevdiklerinden sevdiğine kaçmasını. seçim yapması gerektiğini düşünmüyor. sadece kalkıp gitmek istiyor hep.

korkarak...

annesi çok uzakta oluyor o zaman. \içinde ve dışındayken zamanın.\ o gün bugündür bitiremedi o özlemi. saçları tepeden bağlanıp örülüyor.

ne varsa umarsızca katlayıp koyuyor..

sivrisinek savaşları, çok cılız, adı bir ölümden sonra koyulmuş tepeleme üzüntü içinde yoğun melankoli.. o gün bugündür çok da bilmediği bir şeye dertleniyor.

bileyleyerek...

bir yara açılmışsa kapanmıyor.

sessizce umarsızca katlanıp...
100. benim icin dogru bir onerme. iki cumleyi ard arda koyana dek anam agliyor, allah sizi inandirsin.
99. eğer 3-4 aydır migreniniz tutmamış ise, mevsim bahar ise, migren ataklarınız o rahatsız etmedikleri 3-4 ayın acısını son bir haftada toplu olarak çıkarma kararı almış ise, ağrı kesiciler bi halta yaramıyor ise, evet "yazmak bir cehennemdir".
yazmak şöyle dursun, hızlı ve acemi nedir net yazarının* monitöre bakması veya bakmak için kendini zorlaması, yazılanları okuyacağım diye kendini paralaması, ağrının şiddeti yüzünden görme yeteneğinin azalmış olması, mide bulantısı, kulak uğultusu, ağrının artık kafa patlatacak boyuta ulaşması,yazarın cehenneminin sınırlarını genişletir genişletir genişletir.......
»
Alakalı olabilir!
- yazmak bir mucize
- yazmak icin
- yazma hevesinin kacmasi
- yazma isteginin orselenmesi
- yazma yitimi

nedir.Net